PARFÜM ÜZERİNE BİRAZ KONUŞALIM

Pek çoğumuzun olmazsa olmazları arasında yer alan bir unsurdur koku. Hayatımızın geniş bir perspektifinde “koku” ile karşılaşırız. Belki bir yemek kokusu iştahımızı açar, belki de bir çiçek kokusu günümüzü şenlendirir. Benim gibi papatya dışında her çiçeğe alerjisi olan bir insansanız durum vahimleşebilir elbette amma velakin, kar yağdığında, sıcacık hazırlanan tarçınlı bir ıhlamurun kokusu içimizi ısıtırken, yakılan bir tütsünün hissettirdiği durgunluk ile huzur dolabiliriz… Koku pek çok hücreyi hareketlendirir, hatıra dosyalarını çok kolay bir şekilde arşivlememizi sağlar. Koku benim için de vazgeçilmez bir unsurdur. Bize belki bilmemiz gerekenden fazlasını verir. Kafada bir imaj canlandırmamıza yardımcı olur hatta direkt bir imge bile oluşturabilir… Hatırlamışken yazayım, kanımca en zor reklamlar parfüm reklamlarıdır, hatta parfüm şişesi tasarımıdır, kokuyu temsil etmek zor iştir…

Bu yazımda günlük hayatımızda kullandığımız parfümlerden bahsetmek ve mini parfüm koleksiyonumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Etrafımızda bolca tüketebileceğimiz mum, tütsü, çubuklu oda kokusu, parfüm… vb. gibi çeşitli ürünler var ve biz beğendiklerimizi seçiyoruz, kullanıyoruz. Koku ile aslında bir bağ kurmuş oluyor ve kendimizi en çok yansıtanı seçiyoruz.

Dior’un da dediği gibi “Parfüm bir kadının el yazısından daha çok şey anlatır.”.

Kişisel tercihlerim çok “ağır” diye nitelendirdiğimiz parfümlerden yana değil bu yüzden daha ferah parfümleri öneriyorum pek çok arkadaşıma bana sorduklarında. Ancak asla vazgeçemeyeceğim şekerli kokular da var. Bu kadar fazla parfüm sevdalısı olan biri için en büyük kâbus bu arada, herkes ile aynı kokmak olabilir. O yüzden çok da tercih edilmeyen parfümleri keşfetmek durumunda kalabiliyorum, bunu başarabiliyor muyum bilmem ama en azından ben öyle hissediyorum bu bile birazcık yeterli olabilir.

Parfümümü seçerken dolabımı da göz önünde bulunduruyorum. Sonuçta parfüm stilimin tamamlayıcısı yani imzası olmalı gibi geliyor çoğu zaman. Bütün bakım, giyim işlemlerini gerçekleştirdikten sonra parfümümle son dokunuşumu gerçekleştiriyor ve görselimi tamamlıyorum. Farklı duyulara hitap edebilmek hoşuma gidiyor. Gözlerimi kapayıp kendi kokumu aldığımda canlandırdığım imge hoşuma giderse bütünleşmiş gibi hissediyorum.

Şu zamana kadar kullandığım parfümlere bir göz atmadan önce dile getirmem gerekir ki, burada bahsi geçen bütün parfümler kendi isteğim üzerine beğenip aldığım parfümlerdir. Hiçbir şekilde sponsorlar ile alakası yoktur. Zaten bloğu okumaya başladığınızda bu işi tamamen zevk için yaptığımı anlayacak aynı zamanda bir kozmetik delisi olduğumun farkına varacaksınız. Hastalık derecesinde araştırıp uygulamaları üzerimde yaptığım için aşırı bireysel fikirlere de şahit olabilirsiniz. Bu kısa moladan sonra parfümlere devam etmek isterim;

Geç keşfettiğim, asla bırakmayacağım ancak fiyatı biraz tuzlu olan BYREDO parfümleri… Neredeyse hepsini ayrı ayrı seviyorum; yalnız benim için içlerinden vazgeçilmez olanı Bal D’ Afrique. İlk sıktığınızda, üst notalarında bergamot ve limon hemen seçiliyor, fresh bir izlenim yaratıyor, daha sonra çiçeksi notalara ilerlerken yasemini ve dip notalarında da sedir ağacı, misk kokusunu algılayabiliyorsunuz. Şimdi yine bir konu üzerinde durmak istiyorum; bu notaların hepsini hissedebilmek bence imkânsız. Burun uzmanı filan olmak lazım, ayrıca tenden tene de değişir bu notaların kalıcılık süreleri yani. BYREDO’ya devam edersek; tende uzun süre kalıcı mı? Değil… Ama saçlarda aşırı derece kalıyor. Serinin vücut losyonu, saç parfümü, el kremi gibi yan ürünleri de var ve hepsi birbirinden başarılı. Ürünlerin hepsini aynı anda kullanma fırsatım olmadı ancak her birini denediğimde hoşnut kaldığımı belirtmeliyim. Kafamda “klas” statüsüne koyduğum unisex bir parfüm bu arada. Byredo’dan bahsetmişken, bir diğer beğendiğim kokusu da uzun süre saç parfümü olarak kullandığım La Tulipe, lale ve siklamen notalarıyla, odunsu notaların harmanlanmasından oluşuyor(muş). Bal D’ Afrique’e göre daha yoğun bir kokusu var diyebilirim. Saçlar çiçek bahçesi… Ancak saçtaki kalıcılığı çok fazla değil. 75 ml’lik olarak kısmen fiyatı parfümlerine göre daha ucuz satılıyor. Aslında bazen bütçe yapabilmek kapsamında saç parfümü tercih edilebilir, neden olmasın?

Yine turunçgil içerikli parfümlerden devam etmek istiyorum. Bu çizgide paylaşmak istediğim parfüm  Chanel Chance Eau Tendre Edt. Buram buram ferahlık ve temizlik hissi veren bir parfüm… Duştan yeni çıkmışçasına… Sanki bahar aylarında ılık bir rüzgâr eşliğinde yürüyorsunuz hissi yaratıyor. Zaten parfümün rengi tozpembe, tam bir Paris stilinde minimal bir şişe tasarımı var. Yine yasemin notasını ve turunçgilleri yoğun olarak hissedeceğiniz, kalıcılığı kapsamında da başarılı bir parfüm. Bu parfümü Güney Kore seyahatimi gerçekleştirirken almıştım o yüzden ne zaman kullansam hep Güney Kore aklıma gelir. Gerçekten ferahlık hissi yaratan bir parfüm olduğunu düşünmekteyim. Ferahlıktan ziyade tazelik de diyebiliriz sanki…

Fresh kokulardan sonra gece kokusu olarak adlandırabileceğim parfümlere geçebiliriz.  Portakal çiçeği notasından vazgeçmemek koşuluyla, gündüz kullandığım parfümlere nazaran daha yoğun bir öze sahip olduğunu düşündüğüm  Yves Saint Laurent Black Opium, bana hediye olarak gelen parfümlerden biri. Kalıcılığı ziyadesiyle fazla… Ancak çok miktarda kullanıldığında bunaltıcı olabiliyor. O yüzden kıvamında bırakmak lazım. Şişe tasarımı süslü denilebilir, pırıltılı bir tasarıma sahip… Kokuyla özdeşleşebilen şişe tasarımlarını çok seviyorum, sonuçta görünmeyen bir şeyi görselleştirip sunuyorsunuz. Bu kapsamda parfüm şişesi tasarımcılarına hep özenmişimdir. En ufak detayın bile düşünüldüğü bu tasarımlar parfümlere olan ilgiyi de artırıyor. Ben mesela hiç bir şişemi atmam… Sanırım Black Opium‘dan başka bir parfümden bahsetmeyeceğim burada…

Yaz mevsimine daha çok var ama Estee Lauder’in Bronze Goddess serisinden bahsetmeden olmaz. Yaz aylarımın vazgeçilmezi olan Bronze Goddess Eau Fraiche, aslında çok uçucu bir yapıya sahip Eau Fraiche olduğu için ancak tende hoş bir aroma bıraktığı kesin. Yazın deniz kenarındaymışsınız hissi vermekle beraber kışın kullanımda da direkt olarak yazı hatırlatıyor şüphesiz. Bu kapsamda banyodan sonra uyguladığım bir parfüm diyebilirim. Tazelik, ferahlık ve deniz kenarı esintisi yaratıyor hayalimde. Bir “fıs” yeterli oluyor beni deniz kenarına götürmeye. Not: Güneş kremi kokularını da çok severim. Sonuçta güneşle özdeşleştirdiğim bir durum.

Diğer bir yandan bahsetmeden geçemeyeceğim, Rebul İncir Kolonyası da iç ferahlatan kolonyalardan, küçük boyları çantada taşınabilir acil durumlar söz konusu olduğunda. Zaten seyahat boyu ürünlere ayrı bir ilgim var. O yüzden Rebul’u çok severim…

Parfümler kapsamındaki ilk bölümü burada bitirmiş olayım nitekim ikinci bölümde yaklaşık on yıldır değiştirmediğim parfümümü yücelteceğim.

Reklamlar