FIT TARİFLERİM

Yeniden merhaba dostlar. Bugün böyle canım sıkkın, hava ılık ama sisli filan derken her zamanki gibi mükemmel bir kahvaltı hazırlayarak kendi terapimi gerçekleştirmiş bulunmaktayım. Ofise de geldim, kahvemi demledim. O zaman son birkaç gündür neler yediğimi sizlerle paylaşabilirim.

Öncelikle yeni buluşum küçük tavada bir yumurta. Tam yuvarlak krep gibi oluyor. Yağı mendil ile sürüyorum tavaya yani eser miktarda yağ söz konusu yağ yemekten korkanlara. Zeytinyağı ya da susam yağı tercihim, isteyen avokado ya da hindistan cevizi yağı kullanabilir rahatça.

Tavayı iyice ısıttıktan sonra 1 adet çırpılmış yumurtamı iyice arkalı önlü pişiriyorum omlet gibi. Ondan sonra üstüne labne peyniri sürüp avokado ya da çilek ekliyorum. Rulolar halinde de servis ediyorum. Çilekli olan tatlı krep gibi oluyor, avokadolu olan ise tuzlu. Mis gibi mis.

Yukarıda görülen avokadolu olan. Yumurta az yağlı yapışmayan tavada pişince krep görünümünü alıyor hafif delikli yüzey oluşturuyor. Labne ile çok uyumlu oluyor avokado ilerleyen dönemde başka bir şekilde deneyeceğim, fit olmak insana neler yaptırıyor Tanrım.

Bu da favori versiyonum çilek labne ve yumurta, ekmek yerine yumurta kullanıyorum gibi de düşünebiliriz. Leziz, nefis.

Sonuç olarak da ortaya yukarıdaki gibi bir tabak çıkıyor. Totalde 10 dakikada hazırlıyorum ben sabahları böyle bir tabak yemek istersem. Yanına da her zaman ki gibi kahvemi yudumluyorum. Balkonda ağaçları, çiçekleri, böcekleri filan izliyorum.

Geçen akşam evde yemek hazırlayabilme fırsatı yakalayabildiğim için hemen fotoğraf makineme sarıldım. Süper lezzetli haşlanmış tavuklu salatam. Salatalarımın  içine kurudut , kurukayısı ya da kuru yaban mersini katmayı çok seviyorum. Açıkcası balzamik sirke ile birleştiklerinde nar ekşisi gibi bir tat bırakıyorlar ağzımda ama daha güzeli.

Yukarıdaki salatamda da bolca kuru kayısı ve kuru yabanmersini var. İspanyadan edindiğim tatlı kırmızı biber tozu ile de süslememi yaptım. Afiyetle de mideye indirdim.

Şu dönem yaz geliyor ya, fit olma istediği daha da bir hevesli yemek yapmamı sağlıyor. Göreceğiz bakalım neler olacak.

Afiyet olsun efendim.

Saygılar,

BREAKFAST – kahvealtı

Ok, I don’t know why but I want to write this one in English. Since I was translating all of these documents in 2 hours, my brain still thinks in English. Ok let’s go.

I’ve been telling you that nutrition is one of the most important thing is you care about your beauty. Insider beauty supports, actually creates our outsider beauty (the one that people aims to judge every single time) what I mean is you need to eat clean things, good stuff, not all the yummy stuff. Well, let’s check my latest breakfasts.

As you can see here, there is an omlette roll , which is made with sesamme oil. HAH şu an Türkçe’ye geçti beynim devam edebilirim. Diğer bir yandan bir adet salatalık. Son olarak da my favorite köy ekmeği. Köy ekmeği üzerine labne peyniri ve çilek. Son dönemde favorim bu. Annem yurdumun farklı bölgelerini gezer iken özellikle köy ekmeği depolamasına özen gösteriyorum keza bu tatlar artık şehir dediğimiz lokasyonlarda kalmadı. Such a shame, we miss those taste… Labne ve çilek 3-4 dakika beklediği zaman ekmeğin üzerine çilekli krema sürmüş gibi oluyorsunuz. Tatlı krizleriniz varsa tavsiye ederim. Nitekim yaz geliyor, pişmiş yulafa biraz ara vermiş moddayım. O yüzden eser miktarda susam yağı ile pişirdiğim yumurtamı seviyorum.

And the different version of the first breakfast dish. Bu sefer zeytin de ekledim, ve yumurta rulom sade yağsız tavada pişti. Ekmeğim ise kepekli ekmek. Son birkaç gündür bu tarz kahvaltılara ağırlık veriyorum, öğlen yemeklerimi de bir saat kadar geç yemeğe başladım ve günde 10.000 adımı mutlaka geçmeye çalışıyorum.

Pek çok yazımda da belirttiğim üzere, hareket önemli a dostlar, oturduğunuz yerden olmuyor pek çok iş. You should move, you must moooooove. And never give up.

Beach body diye kastırmıyorum ama fit olmak inanın yediğiniz tatlıdan çok daha uzun bir süre mutluluk sağlıyor size. Benden demesi. Resmen motivasyon sebebim. Bir de keşke bütün öğünler kahvaltı olsa 🙂

Sevgiler.

Damla Damla

“Bazen boşa kürek çektiğinizi hissedersiniz. İşte o hissettiğiniz doğru, o yüzden kürek çekişinizi değiştiriniz” valla şimdi aklıma geldi yazdım. Değiştirdim mi? Hayır.

  • Efendim bugün günlerden Çarşamba, akşama çok pis cardio çalışacağım kafama koydum. Geçenlerde arkadaşlarımdan biri “Yav ne gerek var bir sürü zamanını harcıyorsun, kendini pek çok şeyden kısıtlıyorsun dedi” Şöyle bir düşündüm. Nelerden kısıtlıyorum? Ben dedim her şeyi yiyorum, gitmek istediğim yere gidiyorum, ha benim yapmadığım şey tencere ile makarna yemek ya da çok acıktığımda bir büyük boy pizza bitirmek. Benim çünkü sahip olduğum bir şey var dedim. Ne dedi? İrade dedim… Bence iyi cevap verdim. Demem o ki, düzenli bir hayattan kimseye zarar gelmez. Sporumu yaparım, düzgün beslenirim, kaçamaklarımı da yaparım. Dünya bana güzel. Benle laf dalaşına girmeyin, alırım aklınızı demenin farklı bir versiyonu ile sol kroşemi çaktım. Acımam.
  • Bu sabah işe yürüyerek geldim, spora da yürüyerek gideceğim. Hareket etmek benim kanımda var ben zaten masa başı çalışıyorum nasıl durayım bütün gün. İnsanlar gün geçtikçe hareketsizleşiyor. Bu can sıkıcı bir mevzu… Hareketsizleştikçe, tembelleşiyor, tembelleştikçe kilo alıyor ve bunu istikrarlı bir şekilde devam ettirirse durum vahim. Yürüyerek merdiven çıkmıyoruz, markete bile arabayla gidiyoruz. Sadece vücudumuz değil beynimiz de aynı, kim bütün ailesinin telefon numaralarını ezbere biliyor? Kim en önemli numaraları aklında tutuyor. “Bizim yerimize yapanlar, hatırlayanlar, aklıda tutanlar olduğu” sürece teslimiyetle birlikte durum vahim a dostlar. Ne kadar da iç karartıcı konuştum dimi, bizi gibi süper tüketiciler bizi…
  • Neyse günümüze geri dönelim. Geçenlerde Caddebostan’da yürüyorum yemin ederim Avrupa yakasında oturan biri olarak resmen tatil yapmış gibi hissettim ya aynı şehir iki ayrı bölge biri kaos içinde biri huzur. Var bunda bir iş.
  • Vay be bu yazıya başladığımda dündü şimdi ofiste tek başıma, elektrikli ısıtıcımı açmış oturuyorum. Yapmam gerekenler listemdeki her şey bitirdim. Biraz kitap okudum, şimdi beynimi sayısız görsel ile dolduruyorum ve bir yandan da öğlen ne yesem diye düşünüyorum. Hazır bu konuya değinmiş iken ESENTEPE’de konumlanan restoranların vaziyetinden bahsedelim. Burası bildiğiniz üzere hafta sonları ve akşam 5’ten sonra ölü gibi. Kimsecikler yok her yer ofis olduğundan mütevellit. O yüzden öğlenleri çok ama çok kalabalık olur her yer. Bundan mıdır bilinmez BENCE fiyatlar çok YÜKSEK. O ne ya yeni bikini mi satın alıyorum 28 TL diyorsun. Ha pek çok insanın gittiği Astoria var orada da birşeyler var da. Uzun zamandır kendi yemeğimi kendim getiriyorum vallahi böyk geldi.
  • Mutsuzum. Kafama takmak istemesem de bugün mutsuzum arkadaşım. Her ne kadar saçımı EFSANE GÜZEL yaptırmış olsam da yüzüme kimse tebessüm konduramadı bugün. Nedense her şey zoraki ve yapmacık geliyor. Yapmış olmak için… Hissederek değil. Duygularımı yitirmedim çok şükür ama ne zaman mantığımı engellesem üzülüyorum. Bir daha duygularımı açığa çıkarmayacağım. Bir cümle yazmıştım ama sildim.

İyi günler efendim.

 

Yine mi Pazartesi? Evet Yine Pazartesi ve Kahvaltılarım

Bugün Salı olduğunun farkındayım ama her geçen gün uyanmak daha da zorlaşıyor. Bu hafta Cumartesi’den Pazartesi’ye hiç mola vermeden spor yaptım o yüzden biraz yorgunum, erken yatıyorum erken kalkıyorum. Erken hep erken. Ancak en sevdiğim şey de bu erken kalkmayı çok seviyorum, gün doğuşuna şahit olmayı, keyifle kahvaltı yapmayı, gazetemi okumayı, instagram‘da gezinmeyi… Üstüne de bir keyif kahvesi. Paşa gönlüm bilir modunda takılıyorum oh mis.

Her defasında üzerine basa basa belirttiğim üzre, en çok sevdiğim şey kahvaltı. Kahvaltıdan önce bir bardak limonlu su ve bir adet kuru kayısı tüketiyorum. Vücuduma öncelikle her zaman limonlu su giriyor.

Limonlu sudan yarım saat sonra filan kahvaltımı yapıyorum. En sevdiğim kombinasyonlardan biri yulaf, muz ve çilek. Bıkmadan yediğim kahvaltı tabaklarından ancak şu sıralar cidden biraz fazla abarttığımın farkındayım.

Yulafı mikrodalgada pişiriyorum ben o zaman kek gibi bir kıvam alıyor, içine biraz hindistancevizi yağı katıyorum. Cidden tatlı krizlerini çok ama çok engelliyor hoş ben tatlı sevmiyorum pek. Sadece PMS dönemlerinde içimden bir tatlı canavarı çıktığı doğrudur efendim.

Aha yine mi yulaf? Evet yine yine yine. Bu sefer elma rendeli. Elmayı hafif ısıtıyorum. Üstüne 1 çay kaşığı ucuyla doğal bal katıyorum. Mis gibi oluyor vesselam. Bolca tarçını da bastım mı üstüne ooh misler gibi.

Şu günlerde en sevdiğim fon annemin çiçekleri. Ben çiçekleri sevmeye başladım galiba. Bu arada yaban mersinine afedersiniz öküz gibi zam gelmiş. Öh YANİ.

HAFTANIN KAHVALTISI

Haftanın kahvaltısı seçtiğim yumurtalı kombinasyonum beni benden aldı açıkçası. Yine bir mikrodalga (evet çok kullanıyorum malesef) harikası. Dereotu, süt ve yumurta üçlüsünden oluşan omlet. Üstüne doğranmış füme dil ve hindi. İnanılmaz lezzetli bir kombinasyon oluyor. Ay şu an başım çok ağrıyor birazdan yazmaya devam edeceğim (12:55)

Hemen şarkımı dinleyeyim kendime geleyim.

(12:56) Kahvaltı bana göre günün en önemli öğünü. Benzin aldığım öğün gibi öğün. Biraz önce de evde pişirdiğim tavuğu yedim yanına da yoğurtlu kabak salatası ay çok uykum geldi.

Sizi mahrum etmeyeyim görsellerden daha detaylı yazacağım bir ara.

Mucks.

 

Günlerden Cuma, Hafif tebessüm ile mesai sonunu beklemekteyiz. (Şikayet Korosu)

Günün sözü “Kozmetikte taksit kaldırılınca yemin ederim hepimiz kokuştuk çünkü parfümler 410 TL filan” by Begüm

Şaka bir yana en son Duty Free’den aldım kendime bir şeyler daha da buradan almam ya keriz miyim hem gezerim hem de alışverişimi yaparım.

Birazdan Güzin ile buluşacağım çok sevinçliyim. Biz kendisi ile hiç hafta içi öğlen yemeği yiyebilme fırsatı yakalayamamıştık. Gıybetin dibine vuracak mıyız? Tabi ki.

Bugün canım sıkkın çok içimde bir şeyler var böyle tanımlayamadığım gereksiz bir sıkıntı dur bakalım çıkacak bir yerden de beklemekteyim ya da her zamanki deyişle rahat battı. Annanem olsa “Neysaaaa” derdi.

Neysaaaa efendim bu manasız girizgâhtan sonra 180 derece bir dönüş yapıyorum (ay az daha 360 yazacaktım üstün matematiğim engel oldu) Yapmam gerekenler listesini milyonuncu kez yeniledikten sonra hiçbir şey yapmadığımın farkına varıp biraz yol almak gerektiğinin farkına vardım ve sabah sabah dünyayı kurtaran iki rapor hazırladım. Bunlar işim ile ilgili, şimdi de hobimle ilgili bir raporu sizlerle sunacağım.

Son dönemlerde ufak çaplı bazı alışverişlerim oldu. Bunların %90’ı H&M odaklı geçen yazımda da bahsettiğim üzere online alışveriş imkanı sunan H&M‘den ilk denememi gerçekleştirdim ve sonuç MİKEMMEL tek kelimeyle mükemmel. Üç bikini üstü bir bikini altı, bir adet iphone kapağı, bir adet bileklik. Mis mis hepsi birbirinden güzeldi. H&M’in mağazalarını sevmiyorum çünkü hayatımda bu kadar kötü bir yerleştirmeye sahip olan bir marka daha görmedim. Kıyafetler ütüsüz (ben ütüye takığım) Anlamlandıramadığım şeylerden biri de bu, ben bir sanat yönetmeni olarak inan daha güzel yapardım (ya da buradan demesi kolay, ağzı olan konuşuyor)  H&M bence bana bir şans vermelisin. Annemle ne zaman gitsem ruhum daralıyor ve çıkmak istiyorum. Resmen HER YER HER YERDE, bunun tek sorumlusu bence müşteriler çünkü satış temsilcileri kesinle yetişemezler haklılar, her kafadan farklı ses çıkıyor çünkü.

  • Neden iki tane kasa var, çok kuyruk var beklemekten sıkıldık bla bla bla (yav yemek molası insan onlar robot değil)
  • Bunun smallu var mı
  • Bana şunu bulsana evladım.
  • Geçen Merve buradan almış ama göremiyorum bakar mısınız.
  • Ay buna makyaj bulaştırdım almak zorunda mıyım?

Ve benzeri durumlara bütün gün boyunca maruz kalsam kafayı yerdim. Neyse. Yani demem o ki her şey bir yana ne kel alaka bir vitrin düzenlemesidir bari iki ütüleyin de koyun, yoksa pazarda da H&M var yani hepimiz biliyorum şimdi bunu hem de az giymedik made in Turkey olanları. Bilmeden aldık H&M çıktı sevindik kendimizce. Demem o ki yaşasın online H&M inan satışların daha da artacak. .

Hazır mağazalar ve mağazalarda karşılaştığımız durumlardan bahseder iken bir şeyden söz etmek istiyorum. SADECE TESTER ÜRÜNLERİ DENEME HAKKINIZ BULUNMAKTADIR SAYIN MÜŞTERİLER. Yav gratise, watsonsa filan giriyorum, bir ürünü o kadar fazla bantlamışlar ki eve geliyorum 2 gün kesmekle uğraşıyorum, o da yetmezmiş gibi bantın o balçıkımsı kısmı ruja yapışıyor o da çantamdaki bütün psilikleri topluyor. Buna rağmen bakın BUNA RAĞMEN, hala gidip satıştaki ürünü deniyor çıldıracağım ya, vallahi billahi. En uyuz olduğum şeylerden biri. Niye deniyorsun? Tester’ı yoksa başka yerdeki mağazada vardır. Bu nasıl bir davranış biçimidir, bence bu başkasına saygısı olmayan insanın davranma biçimi ya vallahi ben eve geliyorum, bakıyorum ki ürün kullanılmış, hoşuma gitmezdi. Eminim sizin de hoşunuza gitmezdi o yüzden böyle bir şey yapmayın lütfen.

Hadi madem bugün böyle şikayetler korosu gibi oldu devam edeyim. Efendime söyleyeyim benim çalıştığım binada asansörler var pek çok plazada olduğu gibi. Ancak plaza çalışanlarına sıraya girmeyi öğretemediler gitti. Son gelen sol açıktan HOOOP yanaşıyor biniyor hemen katının düşmesine basıyor pis pis sırıtarak benden önce çıkıyor işe. Ben aşağıda beş dakika asansöre binmeyip patrondan zılgıt yediğimi biliyorum kardeşim sen ne ayaksın? Bir kez de 16 kat çıkmışlığım vardır sıkıntıdan yalan yok şahitlerim var.

İkinci genel problem ise, küllükler. Küllüğün alt kısmı çöp şeklinde hani bildiğimiz en klasik bina önü küllüğü belki başka adı vardır ama ben bilmiyorum. Şu sebeple tasarlandığını düşünmekteyim. Üst kısım sigara külleri ve izmaritlik, alt kısım da kahve içenlerin bardağını atması, sigara poşetlerinin atılması ne bileyim bu ve benzeri atıkların atılması için değil mi? Bizim binadakiler maşallah kule gibi oldu, izmaritlik kısımda boy boy karton bardak, içinde izmaritler, kimi zaman yanan kağıtlar filan. Anlam veremiyorum boş boş bakıyorum.

Şimdi söyleyeceklerim ise daha kat sorunu, abi sifonu çekmeyen var net. Çekmiyor. Her sabah aynı görüntüye maruz kalıyorum bu sebeple kendi katımdaki tuvalete girmiyorum. Rahatladım.

 

Havadan Sudan Alışverişten Spordan Bir Buket Filan

Hadi şu sıralar biraz kafamın nelere takıldığını anlatayım size, biraz da almak istediğim ürünlerden filan bahsedeyim sohbet tadında bir yazı olsun bakalım. Şöyle ki son zamanlarda aktif fitness yaşamımdan dolayı fazlasıyla tayt, bra efendime söyleyeyim spor bluz vb. ürünleri satın alıyorum. Sürekli kullandığım için bu ürünleri yıpranıyorlar haliyle. Son dönemde gençler arasında popüler olan fitness, bodybuilding falan filan neyse bir popüler oldu kardeşim hemen fırsat bilip bütün fiyatları yukarı çektiler sanki. Spor ayakkabı fiyatları neredeyse asgari ücret kadar olacak hatta şöyle söyleyeyim bir mağazaya girdiğinizde, bir spor ayakkabı, bir tayt bir bra (bra yazdığımda Word dosyası hata veriyor spor sutyeni efendim) aldınız mı bütün ay aç gezersiniz. Hadi yine ben çalışıyorum bir şekilde 3 ayda bir 4 ayda bir, bir şeyler alabiliyorum. Ancak bunu çalışıyor olmama rağmen yapıyorum çünkü içim acıyor. Verdiğim paraya içim acıyor kardeşim ya ben ürün almaktansa gezmeyi tercih eden bir insanım ben deneyimlere yatırım yaparım ama bu ne? Çok ciddiyim protesto olarak bir şey almıyorum ve sürekli yıkayıp yıkayıp giymekten taytlarım laçka olmuş vaziyette. Anlamsızca popüler olan her şey pahalı oluyor çünkü talebi görünce hemen yardırıyorlar çok teşekkürler, kafamdaki rakamlara düşene kadar indirim reyonundan ve internetten alışveriş yapmaya devam edeceğim gerekirse ali express siparişlerini bile beklerim 60 gün filan. Bu serzeniş bir yana gelelim protein barlara. Fitness kapsamında eleştirmek istediğim konulardan biri de bu, FIBO fuarındayken hangi protein barı alacağımıza şaşırdık. Türkiye’de seçenekler yok denecek kadar az. Bu da gariptir ki pek çok yulaf ezmesi markası da fiyat yükseltti. Sanırım kozmetikte taksit bitince herkes bari içimiz güzel olsun diye spora mı yöneldi ne bileyim. Neyse bu yazdıklarım şurada şöyle dursun.

İçimi kustuğuma göre şu sıralar gözüme kestirdiğim şeylerden bahsedebilirim, öncelikle SONUNDA H&M online (çevrimiçi ya anladık of)mağazasını açtığı için göbek atıyor vaziyetteyim. Eskiden Almanya’daki sitesinden benim kuzenlere sipariş verirdim. Çok alakasız en sevdiğim rujum H&M’den di. Yıl 2006 hey gidi günler hey. O yüzden birkaç bluz filan beğendim bir deneme siparişi yaptım paketim gelince detayları sizlerle paylaşırım.

Gelelim bego_fit ile ilgili gelişmelere valla kas aldım yalan yok. Güzel de besleniyorum. Dediğim gibi bir beslenme uzmanı değilim ama kendimi denek olarak kullandığım için pek çok şey deneme öğrenme fırsatım oldu. Benim küçüklüğümden beri huyum bu kendim deneyeceğim oradan öğreneceğim. Kahvaltılarımı paylaşmaya devam etmek isterim efendim, keza sabah kalkınca kendilerini özene bözene hazırlamak beni musmutlu ediyor.

Annemin menekşeleri arasında bir çilek, ahududu ve yabanmersini rüyası ve el yapımı fıstık ezmesi. Sabahları taze meyve yemek hoşuma gidiyor, kışın uzun bir süre yulaf lapası ve meyve tükettim ama yaz geldikçe yumurta daha hafif gelmeye başladı sanki.

Fıstık ezmemin bittiği günler, sadece fıstıkla yetinebildiğimi anladığım günlerdi. Çilek ve yabanmersininin müthiş ötesi uyumu.

Bazen bir simit peynir domates bile aşk ile yenilebilir eğer yanınızda en sevdiğiniz varsa. Sürekli kendimi kısıtlayamam arada şımartmam da lazım!

Tarçını sevdiğimi cümle alem biliyor değil mi?

İşte burada biraz duralım… Sabah kahvesi olmazsa olmazlarımdan bunu bir milyon kez dile getirdim ve getirmeye de devam edeceğim farklı bir tutku benim için kahve. Özellikle farklı kupalar denemeyi de çok severim. Bu kupa annem ve babamın Budapeşte ziyaretinden bana getirdikleri kupa. Kedili el yapımı olan kupayı alırken altında etiket varmış. Etiketi çıkarttıkların da ise B.K harfleri ile karşılaştık çok şaşırtıcı. Sebebini siz anlayın ben öyle her şeyi armut piş ağzıma düş anlatmayacağım canım aaa.

Tam görselleri düzenlemem bitti derken favori versiyonum önüme çıktı, ballı tarçınlı elma! Nihohoho

 

İşte ben sabahları %90 oranında bunları yiyorum. Mis… Ancak dediğim gibi bol bol da spor yapıyorum. İlk paragraftaki serzenişime bir yenisini daha ekleyerek 7 TL zam gelen yulaf markamı da tebrik ediyorum çok teşekkürler gerçekten. Her sabah tükettiğim bir şeye 7 TL ne ya? Yine duygularımla oynadınız hislerimi alt üst ettiniz artık yulafınıza olan aşkım bitti yumurtaya geçeceğim.

 

Sevgiler Mevgiler.

KORE KOZMETİĞİ İLE FARKLI BİR GÜZELLİK BAKIŞI…

KORE KOZMETİĞİ İLE FARKLI BİR GÜZELLİK BAKIŞI…

Son dönemde Kore Güzellik ürünleri ülkemize giriş yapıyor. Çeşitli markalar hem sanal mecrada hem de mağaza olarak satışa başladı. Hızla büyüyen bu sektörü sizlere biraz tanıtmak ve Kore güzellik anlayışından bahsetmek istiyorum.

Kore’de bir atasözü vardır. “Güzelsen bir adım önde başlarsın”. Dış görünüşe önem veren Koreliler, her daim bakımlı görüntüleriyle beni kendilerine hayran bırakmış, porselen gibi ciltleriyle de şaşırtmıştı. Gerek yedikleri besinler olsun gerek uyguladıkları bakımlar… Benim bile takip edemediğim yoğun güzellik rutinleri var.

Kore güzellik anlayışındaki ana unsur, doğal gibi görünmek, sağlıklı bir cilde sahip olmak ve en önemlisi açık ten… Açık ten Koreliler için önemli bir unsur keza pek çok üründe beyazlatıcı maddeler mevcut. Bu kişisel olarak beğenmediğim bir özellik ama lekeli cilde sahip olanlara aydınlık bir görünüm sağlamıyor değil. Sabah ve akşam mutlaka güzellik rutinleri uygulanır, iyi ve gerçekten detaylı bir cilt bakımı Koreli bir kadının vazgeçilmezi dersem yanılmış olmam.

Güzel bir cildin en önemli unsur olduğu Kore güzellik ve bakımında, genellikle uygulanan adımlara bakalım;

  1. Yağ bazlı makyaj temizleyici: Kore’de genellikle krem ya da yağ bazlı, katı kıvamlı temizleyiciler kullanılıyor. Bu temizleme işleminden sonra cildiniz yağlı kalmıyor bebeksi ve yumuşak oluyor. Ancak cildi makyajdan tamamen arındırma yolunda bir temizleme aşaması daha geliyor.
  2. Köpük bazlı temizleyici: Yağ bazlı temizleyiciden sonra köpük bazlı temizleyici ile son makyaj kalıntıları da çıkarılıyor.
  3. Exfoliator: Makyaj temizliğinden sonra ciltteki ölü deriden arınma işlemi başlıyor.
  4. Tonik: Amaca göre tonik uygulanıyor.
  5. Essence: Üzerinde durmak istediğim aşamalardan biri de bu. Kore’ye ilk gittiğimde karşılaştığım bir aşamaydı bu esans, öz aşaması. Koreliler genelde yoğunlaştırılmış tonik kıvamında olan bakım özleri ile ciltlerini nemlenme işlemlerine hazırlıyorlar. Kendi bakım rutinimde bu aşamadan sonra uygulama yapmayı tercih etmiyorum, keza essence olarak adlandırılan aşama cildimi neme doyuruyor ama Koreliler bununla da yetinmiyor.
  6. Serum ya da ampul: Amaca yönelik serum ya da ampul bu aşamadan sonra uygulanıyor.
  7. Maske (Yüz ya da Göz maskesi): Sheet mask Kore’nin güzellik simgesi, her markanın mutlaka sheet maske kısmı var ve çeşitleri çok fazla. Özellikle zeytinyağlı ve aloe veralıları kullanılıyor. Yüzde yaklaşık 10-15 dakika kalarak yoğun bir şekilde cildi nemlendiriyor. Diğer bir yandan gözaltı, çene, gıdı kapsamında uygulanan maskeler de mevcut. Kore’de maske fonksiyonel bir şekilde kullanılıyor.
  8. Göz Kremi: Yedi aşamadan sonra krem uygulamasına başlanıyor.
  9. Nemlendirici: Sondan bir önceki adım nemlendirici.
  10. Gece Kremi: Gece yatmadan da nemlendiriciden sonra yarım saat kadar bekleyim gece kremi uygulaması gerçekleştiriliyor.

Genel kapsamda özetlenmesi gerekirse gerçekleştirilen işlemler bunlar, doğru mu yanlış mı tartışılır. Ancak Korelilerin cilt bakımı konusunda ne kadar detaya indiklerini bu aşamaları incelerken görebiliyoruz.

Ürünlerin içerikleri de alıştığımızın dışında. Volkanik kil, salyangoz sıvısı, aloe vera, pirinç… vb. gibi içerikli ürünler mevcut. Voklanik kil siyah noktalardan arınmak için kullanılırken, salyangoz sıvısı gençleşmek adına, aloe vera da neredeyse pek çok şey kapsamında kullanılıyor. Son dönemde %95 oranında aloe jellerin kullanılması moda olmuş durumda…

Diğer bir unsur işe güneşten korunma. Koreliler mutlaka kremlerinde güneşten koruma özelliği arıyorlar ya da bunun için ayrı bir ürün kullanıyorlar. Cildin güneşten korunması onlar için önemli çünkü beyaz ten bir güzellik kriteri olarak benimsenmiş durumda. Bu sebeple güneşten korunmak da başlıca bakım unsurları arasında yer alıyor.

Renkli kozmetiğe gelirsek eğer daha önceki yazılarım BB ve CC krem ile ilgili detaylı bilgiler vermiştim. Şu dönemde DD Krem gibi bir kategori de çıktı. Koreliler makyajda doğallıpa önem veriyor, bunu yeniden vurgulamak isterim. Renkli kozmetik kapsamında popüler ürünler ise;

  • Cushion Fondöten: Artık BB krem ve CC Krem yerine geçmek üzere olan hızla yükselen bir trend. Cushion fondötenleri artık pek çok Avrupalı marka da üretmeye başladı. Kolayca yanınızda taşıyacağınız bu ürün cilt kusurlarını yoğun bir şekilde kapatıyor ve doğal bir görünüm sağlıyor.
  • Lip Tint: Ruju direkt uygulamaktansa lip tint ile hafif ve doğal bir ton elde ediliyor. Genellikle pembe renk moda.
  • Cushion Blusher: Cushion allıklar da aynı fondöten gibi popüler ürünler arasında.

Bunların yanı sıra BB Krem, CC Krem, ışıltı ve beyazlatıcı ürünler her daim Korelilerin favorileri arasında yer alıyor. Daha önce de dediğim gibi, bu kadar çok ürünü kullanmak doğru mu değil mi tartışılır ancak Koreliler bu işi biliyor gibi gözüküyor…

 

İspanya’nın Vazgeçilmez Destinasyonu Madrid

İSPANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ DESTİNASYONU MADRİD

Son zamanlarda vize almaya üşendiğim için Avrupa seyahatlerimi kısıtlıyordum; ancak İspanya’ya pek çok kez gidip Madrid’i görmeden geri dönmek seyahat literatürüne yakışmıyordu. Bu sebeple İspanya’nın başkenti Madrid’e gitmeye karar verdim ve bayram tatilimi Madrid’de değerlendirdim.

Gitmeden önce çeşitli korkularım vardı. Barselona’yı seven biri olarak yapılan yorumlar Madrid’in sıkıcı olduğu yönündeydi; bunlara aldırmadan Madrid seyahatimi planladım. Bugün bu yazıyı yazarken tekrar Madrid’de geçirdiğim şahane günler geldi aklıma ve iyi ki gitmişim dedim.

Madrid’de İstanbul’dan direkt uçuş bulunmakta. İki havaalanından da kalkış olmak üzere toplan 4 uçuş mevcut (tarifeler değişiklik gösterebilir). Uçuş süresi de yaklaşık dört buçuk saat. Havaalanına ulaşım ve havaalanından şehre ulaşım da kolay, taksiler sabit fiyatla çalışıyor. Ben gittiğimde sabit 30 Euro idi, bu fiyat tabi ki artış gösterebilir. Aynı zamanda metro ve otobüs kullanmak da mümkün. Benim tercihim çok sayıda ce ağır valizlerim olduğundan dolayı taksiden yana oldu ve kısa süre içerisinde şehre ulaşabildim.

Konaklama kapsamında günümüzde pek çok seçenek mevcut, ister otel ister hostel ister ev kiralayarak konaklayabilirsiniz. Madrid’de de bu konaklama seçeneklerinin hepsi mevcut. Benim tercihim evden yana oldu. Ancak Madrid’i rahat bir şekilde gezmek istiyorsanız, şehir merkezine yakın bir lokasyonda konaklamanız mantıklı olur, Gran Via caddesi buna bir örnek olabilir. Sol Meydanı çevresinde de konaklama seçenekleri değerlendirilebilir.

Yolculuğumuz güzel geçti, konaklamamızda da problem yok, o zaman gezme, yeme, içme vaktidir Madrid’de. İspanya’da yemek kapsamında her zaman dile getirdiğim taptaze deniz ürünleri. Her gün mutlaka bir öğün deniz ürünlerine ayırmanızı tavsiye ediyorum. Türkiye’de çok sık tüketilmeyen değişik midye ve istiridye türleri gerçekten iştah açıcı bir lezzete sahip. Diğer bir yandan bir İspanya klasiği olan “tapas” favorilerim arasında. Madrid’in ünlü atıştırmalıklarından biri de ekmek arası kalamar, eğer bu sandviçi yiyecekseniz sarımsak sosunu istemeyi de ihmal etmeyin. Arada tatlı kaçamağı yapılacak ise bu kaçamaklardan en az biri mutlaka çikolata soslu churros içersin. Bizim tulumba tatlısının şerbetsiz olanının çikolataya batırıldığını düşünün, sıcak sıcak… Tabi ki patatas bravas ve biberli patates de Madrid’in vageçilmezleri arasında… Paella gibi klasik olan tatlara pek fazla değinmek istemiyorum; ancak İspanya’da iken mutlaka tadılması gereken klasiklerden.

Peki, yedik içtik, nereleri gezelim? İşte Madrid’de görmeniz gereken yerler.

  • Prado Müzesi: Kapısındaki kuyruk saatlerinizi alabilir bu yüzden gitmeden önce mutlaka biletinizi online olarak internet sitesi üzerinden alın ve sırayı beklemek zorunda kalmayın. Prado Müzesi şahane koleksiyonunun yanı sıra çok değerli sergilere de imza atıyor. Madrid’de sanatı temsil eden en büyük unsurlardan biri Prado. Kesinlikle görülmeye değer.
  • Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi: Eğer Prado Müzesi’ni ziyaret edecekseniz, bu bölgeye yakın konumlanan Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi’ne de uğramayı ihmal etmeyin, geniş koleksiyonlarının yanı sıra çağdaş sanat sergilerine de ev sahipliği yapan bu müzeler ruhunuzu büyülüyor.
  • Gran Via: Alışverişin kalbinin attığı cadde diyebilirim. Lüks tüketim için çok başarılı… Ara sokaklardaki butik kafelerde dinlenerek caddeyi gezebilirsiniz. Alışveriş yapmasanız bile Madrid’in estetik harikası binalarını izlemek bile yeterli…
  • Sol Meydanı: Puerta del Sol yani Güneşin Kapısı… Madrid’in sıfır noktasının bulunduğu alan ve yeni yılın kutlandığı meydan burasıdır. Plaza Mayor’a çok yakındır. Yine pek çok mağazaya ev sahipliği yapan meydanda Madrid’in simgesi olan Ayı ve Kocayemiş Ağacı” ile fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin. (Ayı ve Çilek Ağacı olarak da bilinir.)
  • Plaza Mayor: 1620 yılından beri açık olan meydan Puerta del Sol’a çok yakındır. Buradaki kafelerde ufak bir yemek ya da kalamar sandviç molası verebilirsiniz. Tabi Churrosu da ihmal etmiyoruz.
  • El Retiro (Retiro Parkı): Madrid’in en büyük yeşillik alanı… Göller, heykeller ve huzur. Mutlaka görülmesi gereken en az iki saat huzur depolamanız gereken bir park. Tatilde spor yapanlardanım diyorsanız, koşu parkurunuz ya da yürüyüşünüz için de uygun. Belki göl kenarındaki cafelerde güzel bir kahve yudumlarsınız…
  • El Rastro: İşte benim en sevdiğim yer. Pazar günlerinin vazgeçilmez bit pazarı! İnanılmaz keyifli saatler geçirdiğim bir yerdi. Pazar kültüründen vazgeçemediğim için karış karış gezdim. Keyifli alışveriş için birebir. Mutlaka görülmesi lazım.
  • Real Madrid Stadyumu: Sporseverleri davet ediyorum. Özellikle saha içi manzaralı restoranlara da ev sahipliği yapıyor…

Açıkçası Madrid bana Barselona’nın ağabeyi gibi geldi. Şehirde bir olgunluk hissi var. Belki başkent olmanın getirdiği bir olgunluk bu… İspanya’da gezmiş olduğum iki şehir arasında bir kıyaslama yapmak istemiyorum, iki şehri de çok seviyorum. Madrid’de de çok keyifli bir tatil geçirdim. En kısa zamanda yeniden gidip kahvemi yudumlarken Madrid’in enerjisine bırakmak istiyorum kendimi…

İyi tatiller…

 

Kahvaltılara Devam

Günün en önemli öğünü kahvaltı diyorlar ya hep evet doğru. Ben bunun sağlık ile ilgili durumunu değil motivasyon kısmını anlatacağım. Açıkçası sabah kahvaltımı hazırlamak bana bir terapi gibi geliyor. Vaktim yok lafını kabul etmiyorum. 9’da iş başı yapan ve işe yakın konumlanan bir yerde oturan bir şahıs olarak 6:20’de kalkıyorum bunları hazırlayabilmek için. Eğer geceden hazırlasam daha geç kalkabilirim. Yani bu aslında sizin elinizde. Benim felsefemde bahaneye yer yok. Bahaneler anca mızmızların işidir. “Neysaaa” der ünlü düşünür annanem. Devam edelim.

Şöyle ki kahvemi içtiğimde ve yulaf lapamı yediğimde tamamen kendime geldiğimi hissediyorum. Rengarenk tabağımı özenle hazırlıyorum. Bu beni mutlu ediyor. Yani bireysel kapsamda baktığımda güzel bir kahvaltı neşelendiriyor beni. Bu hafta yediklerime göz atalım. Her zamanki gibi meyveleri taze bitirmek için kasmışım, net!

Yulaflı Tabak - I

Işık her zaman böyle olmuyor malesef, malum sabahları kalktığımızda zifiri karanlık olduğu için her yer, fotoğraf çekene kadar canım çıkıyor. Bunu bu pazar geç kahvaltı yapar iken çektiğimden mütevellit detayları ziyadesiyle belli olan bir tabak. Nasıl seviyorum öyle böyle değil. Bir kere Skippy Crunchy Peanut Butter her şeye değer ya nasıl bir lezzettir nasıl bir enerjidir o! Aynı zamanda frambuazlarımı artık donmuş alıyorum malesef çünkü tazesi çok PAHALI. Protesto ediyorum.

Pazartesi yuladı

Bunu bu sabah yedim. Artık yulaf lapamın içine biraz keten tohumu katıyorum. Potasyom ve protein açısından zenginleştiriyorum tabağımı. Tarçını, hindistancevizi yağımı da ihmal etmiyorum hatta abartıp tarçını kahveme de serpiyorum az biraz neden çünkü CANIM ÖYLE İSTİYOR. Zaaa. Muz candır.

Yulafs

Yukarıdakilere çok benzer ama aynı olmayan tabak. Tat açısından benzer olabilir evet ancak bu meyvelerin de taze tüketilmesi gerekiyor be kardeşim hemen bozuluveriyor.

Kahvaltı güzel iş vesselam, uğraşlı. Vakit bulun kahvaltı yapın, benzinsiz gitmeyecek araba bunu biliyorsunuz, bu yüzden kendinizin de benzinini bilin.

Herkese iyi kahveler bol sporlu haftalar, hepiniz incecik olun inşallah. tü tü tü tü

 

@bego_fit

Bizimkisi bir yulaf hikayesi

Yulaf sevdiğimi duymayan kalmadı, yakında kişnicem belki ama yulaf kahvaltıları her daim favorim. Neden mi yulaf? Öncelikle tabi ki canım istediği için, sonrası da faydaları saymakla bitmediği için.

  • Kilo kontrolünü destekleyen bir ürün olduğu söylenmekte
  • Cilt için yararlı
  • Fiber yani lif açısından zengin
  • Antrenman öncesi enerji verir. (Güne başlarken de bu enerjiyi aldığımda yerimde duramıyorum vallahi)
  • Uzun süre doygunluk hissi verir.

Uzun lafın kısası yulaf candır dostlar. Severek tüketiriz.

Özellikle yoğun kar yağışının görüldüğü şu günlerde, istemeden ofise gelmiş bile olsam, sabah yulaf yediğim için mutluyum. Hani bu kadar gerizekalıca bir şey bile beni mutlu edebiliyor şu an. Çünkü yulaf yedim hem de nasıl. Sıcak ve pişmiş yulaf. Laktozsuz sütüm ve hindistancevizi yağım ile harmanlayıp mikrodalgada kekimsi hale getirdiğim canım yulafım ve taze meyvelerim.

img_2256

Aslında en sevdiğim kombinasyon bu. Ahududu, Yabanmersini ve muz. Hadi yaban mersini 9,90 TL’ye kadar düştü bunu anlıyorum ve arada sırada alıyorum fakat anlamadığım şey ahududu mu frambuaz mı her neyse 19 TL olması. Ya arkadaş siz şaka mısınız? Üstüne üstlük maksimum 2-3 gün dayanan bir şeyi 19 TL ye satıyorsunuz. Şimdi ben bunu seviyorum ama sürekli yiyemiyorum saçma sapan bir fiyatlandırma politikası. Kahvaltıda keyfimi kaçıran tek şey bu!

img_2480

Tesadüfen bir P harfi çıktı sütümü dökerken kahveme kahveme… Nespresso çok iyi bir şey ya. Her sabah beni benden alıyor yemin ederim. Damak tadıma göre güzel bi kahve buldum mu da o seriden devam ediyorum. Ahududumtrak meyve çok pahalı olduğu için bugün muz ve yabanmersininden devam ettim. Keza yine lezizdi leziz. Oh.

Şimdi ofisteyim. Birazdan mahsur kalacağım galiba burada. O yüzden postu giriyorum. Sizleri seviyorum.

 

Beslenme günlüğü tutun bu arada pişman olmazsınız. Benden demesi.

 

Xoxo

Dost Acı Söyler: Yoksa sen hala makarnaları gömüyor musun?

Yemeyin demiyorum ama işte, gerisini siz getirin. Şimdi iki kaşık makarna yemek var oturup birtencere makarna yemek var. Bence siz ilk seçenekten devam edin. Şaka bir yana doğru bildiğimiz hataları sık sık yapıyoruz. Diyetisyen olmadığım için bir şey öneremeyeceğim ancak diyebilirim ki bir tencere makarna ne ayol? Neyse biz konumuza dönelim. Sağlıklı mı beslenmek istiyorsunuz? Anacığımın dediği bir şey var hep “En iyi yemek evde yapılan yemektir” Aha çok da doğru.

Ancak artık “Ayyy benim de öyle vücudum olsun” demekten bıkmadınız mı? Ben bıktığım an başladım bu işe şükür 2 yılda toparladık totoyu. Ama bir önceki yazımda da belirttiğim gibi emek önemli a dostlar aksi takdirde nope, bir şeycikler olmuyor. Şimdi o yüzden elinizdeki baklavayı yavaşça kutuya geri koyun, bir ısırık almışsanız yutun o problem değil ve beni iyi dinleyin. MO-Tİ-VAS-YON için kendinizden başka HİÇKİMSEYE ihtiyacınız YOK! Bu yüzden tencerenin başından çekilin. ÜŞENMEYİN, erken kalkın yemeklerinizi hazırlayın adamı hasta etmeyin sonra saatlerce protein tozu mu kullanıyorsun yok ilaç alıyor musun falan filan almıyoruz be almıyoruz. Ayh içimi döktüm hadi devam şimdi bak öğlen yemeklerimi paylaşıyorum mesela;

Öğlen Yemeği - 1

Misal bu tabak, oh mis dört çeşit. Burada dikkat ettiğim bir kere bir porsiyon proteinim var genelde bunu haşlanmış tavuk olarak tercih ediyorum kendim yapıyorsam. Ofiste ocak olsa her gün balık bi kere kaçarı yok da bununla da idare ediyoruz (tadını da seviyorum halbuki neden böyle dedim bilmiyorum buna da şükür) Ben tavuğu genelde tarçınla yiyorum genelde tatlı gibi oluyor güzel oluyor vesselam) Devamında havuç… Haşlanmış havuç. Allahım bu kadar güzel bir sebze var mı kereviz dışında! En sevdiğim yemek ya kereviz. Evde pişmiş bir kereviz de mevcut iki kaşık. Yine favori kombolarımdan kabak-mısır ve yoğurt. Şimdi tercihen mısır yerine ekmek de yiyebilirsiniz ama ben YİYEMİYORUM. Neden? Çünkü sevmediğim şeyi yemek zorunda DEĞİLIM. Bu tabağı sevdim ben bir daha yapayım güzelmiş.

Bu arada size Korece şarkılardan Whistle’ı öneririm bak bu yazıyı okurken iyi gidiyor çerez. Bir diğer tabağa gelelim. Biraz evel bitirdim bunu. Midem biraz rahatsız o yüzden sade bir tabak tercih ettim efendim. Let’s take a look then.

Öğle

Bir diğerinden farkı ne derseniz pek yok aslında ama Kerevizi direkt rendeleyip yağsız tuzsuz yoğurtla karıştırdım. Bundan mütevellit, haşlama tarçınlı tavuk, havuç ve kereviz salatası üçlüm gayet sade bence. Havucu çok seviyorum lanet olsun. Kerevizi de kavanozla yerim o derece. Neyse ofiste yanımda getirip mikrodalgada ısıtıyorum bunları şimdi mikrodalga zararlı filan demeyin şu ana kadar ölmedim ölen görmedim ben kullanmaya devam edeceğim benim kendi tercihim hatta bi yumurta yapıyorum mikrodalgada ÜFFFF görme. Neyse konudan sapmayayım işte efendim yanımda taşıya taşıya anca bu çıkıyor. Siz bir de evde yaptıklarımı görün.

Öğlen

Tabi insan evinde yemek pişirince harikalar yaratabiliyor bkz. BEN. burada yine şaşırmadık haşlanmış tavuktan devam ettik. Bir diğer vazgeçilmezim hardal. hardallı HERŞEY yerim istisnasız. Efendime söyliyim tabağımızın alt kısmında da mantar, kırmızı biber, domates, ekmek yemediğim için mısır sote var. Ben susam yağını seviyorum çoka z miktar susam yağı ve kimchi (GÜNEY KORE OLAYLARI) ile soteledim. Çoh da güzel oldu. Oh.

Bunları niye anlatıyorum ben deli miyim? Hayır? Bunca işin gücün arasında bunlarla uğraşıyorum neden? Daha iyi bir SAĞLIK öncelikli olmak üzere, haftanın 4562 günü yaptığım sporu destekliyorum. Çünkü vücudun yarısı mutfakta yapılır ZUHAHAHAHAAH Klişe ama DOĞRU.

Hadi bu kadar şımarıklık yeter. Sağlıklı yiyin.

Egzersiz ve Beslenme Günlükleri

Son dönemde sessizliğe bürünmüş bir şekilde, kendimi bir arınma programına almıştım. Dönüşüm muhteşem olacak demiştim ve devam ediyorum! Artık sağlıklı yaşıyorum kısmına yüklenmenin vakti geldi de geçiyor.

Bundan yaklaşık iki ay önce Mars Athletic Club Kanyon’a üye olarak spor hayatıma yeniden başladım. Evet biliyorum şu sıralarda “eat clean” “clean eating” blogları filan çok meşhur. Makyaj blogları da aynı şekilde öyleydi. Ama belirli bir süre sonra popülerliğini kaybetti hepsi. Demem o ki, ben de günlük tutmak yerine fotoğraflar çekerek yapıyorum bu işi. Spora gidiyorum, yediklerime dikkat ediyorum. Çok sıkı bir diyet uygulamamakla beraber, hayattan zevk almaya bakıyor, küçük şeylerle mutlu oluyorum.

Kahvaltı kapsamında genelde iki tarz takılıyorum. Yulaflı kahvaltı ve yumurtalı kahvaltı. Canım o sabah ne isterse evde ne varsa ona göre bir tabak hazırlıyorum kendime. Değişmeyen tek şey kahve. Kahvesiz yapamam olmaz, kahve içmedim mi uyanamam evet. Klişe mi evet klişe. Kahve güzeldir kardeşim ben çayımı ofiste içiyorum. Mutluyum bu şekil. E kahvaltıya dönelim.

Kahvaltı

Mesela kahvaltı seçeneklerimden en sevdiğim; pişmiş yulaf, meyve ve kahve. Sabahlarımın olmazsa olmazı. Tadını seviyorum. Yabanmersini, muz, hindistancevizi yağı ve yerfıstığı ezmesi ile tadlandırdığım tabağımı keyifle yiyorum. Yulafı bol sütle, tercihim laktozsuz çünkü sindiremiyorum o laktozu ben lanet olasıca, mikrodalgada pişiriyorum. Çok süt koyduğum için 1:30 dakika falan pişirip kekimsi bir kıvama getiriyorum. Arada içine tarçın ve hindistancevizi yağı katarak da tatlandırıyorum. Pişmiş yulafımın üstüne de meyvelerimi serpiştiriyorum (teker teker düzenle dekore ediyorum daha doğru olur).

Kahvaltı

Bu da ikinci seçeneğim diyelim. 1 adet yumuarta, 5-6 adet zeytin. Domates salatalık biber filan evde ne varsa. Ve kars loru, “cottage” denilen hani yabancıların öve öve bitiremediği peynire en çok benzeyen bu. Bildiğin böreklik peynir yağsız tuzsuz. Kendin tatlandırıcaksın. Artık pul biber mi serpersin kararbiber mi ekersin bilemeyeceğim. Neyse, gördüğümüz gibi kahve sağ üst köşede konumlanmış. Ben buraya demir attım diyor e haklı. Doğru söze ne hacet. Yumurtayı katı seviyorum. Nokta. Daha fazla detay için @bego_fit beybiler.

Kahvaltı

Bu da üçüncümsü tabak. Şöyle ki, blogu takip edenler bilir Güney Kore ile ilgili durumumu, biliyorum takip etmiyorsunuz o yüzden ben bir daha söyleyeyim. Problem yok, sakin… Güney Kore menşeili, bir firmada çalıştığımdan mütevellit, oradaki ürünleri de seviyorum. Özeti bu. Bu sebeple yukarıda görmüş olduğunuz tabakta kurutulmuş deniz yosunu filan var. Diğerleri bildiğiniz şeyler maydanoz, dereotu, domates, yumurta filan. Ha göremediğiniz bir şey var, o da susam yağı. Onunla pişirdim yumurtayı. Sağ üst köşede de kahvem var. Küçük kupa kullanmışım, sen hayırdır?

Bunlar kahvaltı örneklerim, gördüğünüz hatta ve hatta eğer okuduysanız okuduğunuz üzere, renkli tabaklar oluşturmak bu işi eğlenceli kılıyor. Gözünüz doyunca karnınız da doyuyor. Bu tabakları hazırlamak için iki duraklık yere gidiyor olmama rağmen 6:30 da kalkıyor bununla da yetinmiyor öğlen yemeklerimi de hazırlıyorum ya ne sandın? Öyle kolay olmuyor fit olmak. Spor yapıyorsan ne yediğini bileceksin. Taşıman gerekiyorsa taşıyacaksın. Emek istiyor her şey emek. Sevgi de emek istiyor, vücut da emek istiyor. Yan gelip yatana fit body yok. 50 kiloyum hala 6K koşuyorum ayol. Neyse… Siz benim gibi olmayın manyadım ben.

Hadi öğlene görüşürüz.

Mucks.

bego_fit hesabıma bi bakın bence. Ben olsam bakardım çünkü. Neden bakmayayım ki. Bu kadar laf var yani ayıp bi bak.

PARİS – 2016

Beni takip edenler bilir, genellikle Avrupa vizelerimi İspanya’dan alıyorum abim orada yaşadığı için ancak süre kapsamında tatmin olamadığımdan dolayı bu sefer Fransa’dan almak istedim ve beni orta seviyede memnun eden bir vize aldım. Biliyorsunuz ki, vizeyi nereden alırsanız ilk oradan girmeniz gerekir ve ben de bu fırsatı değerlendirip belki de hiç gitmeyi düşünmediğim Paris’e gittim. Paris’e gitmemin sebeplerinden biri şehrin bisiklet turu programı olması, neredeyse hiç tepe olmamasından mütevellit kolay yürünen sokaklar ve LOUVRE Müzesi. Yıllarca sanat yönetimi okurken Louvre ve koleksiyonuna maruz kaldık, görmek bu yıla nasipmiş bakalım.

img_9793

Öncelikle Paris’de ulaşım inanılmaz kolay çok hoşuma gitti bu özelliği 100 metrede bir istasyon mevcut ancak gelin görün ki benim kullanmam gereken hat gitmiş olduğum 3 gün boyunca tadilattaydı. Bu kapsamda bol bol yürüdüm işime yaradı diyebilirim. Fit bir tatil yaptım. Şaka bir yana yaklaşık 35 km yürüyerek kendi rekorumu kırdığımı düşünüyorum.

img_9609

Havaalanına erken iniş yaptım. İnişten sonra Terminal 1 – 32. Perondan kalkan otobüsüme bindim LE BUS DIRECT ile Gare Montparnasse’da otelimin olduğu bölgeye doğru yol aldım ki gezimde en çok sevdiğim yer burasıydı. Butik kafeler ve otellerin olduğu bu bölgede çokça Turiste rastlamak mümkün. Otobüs Yolculuğu yaklaşık 1,30 saat sürüyor yalnız haberiniz olsun bayağı uzun bir yoldu bitmek bilmedi. Yalnız havaalanında ilk defa çıkışı bulamadım, terminal çember şeklinde tasarlanmış dön babam dön. Bir türlü bitmek bilmedi ve yönlendirme yetersizliği olduğunu düşünüyorum, kendimi başka bir kapıda buldum çünkü…

Neyse sağ salim otelime ulaştıktan sonra çoktan hazır olan odama check-in yaptım. Şaşırdım çünkü 11’de odam hazırdı ve bu beni inanılmaz sevindirdi. Odama yerleştikten sonra rotamı çizdim ve yürümeye başladım. Shakespeare and Company’den başladım. Ardından Notre Dame Katedrali, Pompidou Merkezi oradan Louvre Müzesi, ardından City Pharmacie  ve otele geri dönüş. Çok güzel bir rota olmuştu bu. Neredeyse görmek istediğim pek çok yeri görmüş bulundum. Ancak City Pharmacie kapalıydı bu yüzden şansızdım oraya bir kez daha gitme kararı aldım. Keza Paris’in en meşhur eczanesinde almam gereken dermokozmetikler vardı.

Şehir hareketli, sevimli, bu arada ufak yemek molaları verdim ama daha çok sağlıklı ve clean eating hareketimden vazgeçmedim. Genelde ızgara üzerinden gittim ve evet krep yemedim, mideme dokunan bir şey olduğu için tercihim değil. Evet biliyorum çok ünlü ama yapabilecek bir şeyim yok.

img_9627

Louvre’dan bahsetmek istiyorum biraz. Hayatımda gezdiğim açık ara fark (kalabalık olmasına rağmen) en güzel, en beğendiğim müze oldu. Çok uzun bir süre hiçbir müze yerini alamayacak. E tabi Mona Lisa’yı da görmüş olduk yakından bir inceledik. Bu da sevindirmedi değil. O kadar fazla yürüdüm ki o gün. Aslında Louvre tam olarak bitmedi ama ben görmek istediğim eserleri görüp hızlandım.

Otel’e giriş yaptıktan sonra hemen yakınlarda konumlanan Le Smoke restoranına gidip belki de hayatımda yediğim en güzel keçi peynirli salatayı yedim diyebilirim. Hoş müzik eşliğinde salatamı yedim ve inanılmaz sevinerek otelime geri döndüm.

img_9674

İkinci gün Arc de Triomph’dan başladım. Zafer takını gördükten sonra da Eiffel Kulesi’ne yöneldim. Bu iki yapıyı iyice fotoğrafladıktan sonra soluğu otelin orda aldım ve güzel bir yemek yedikten sonra city pharmacy’e doğru yürüdüm ve dermokozmetik alışverişimin yanısıra homeoplasmine ve biafine kremlerini aldım. Bunlar Fransa’nın en kıymetli kremleri. Her şeye iyi geliyor diye söylenir genelde.

img_9676

Cityoharmacie’den sonra Montparnesse Tower’a çıkıp puslu bir hava olmasına rağmen Paris manzarasının keyfini çıkardım!

 

ZEN MARKET MADRID 09.2016

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur :)

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur 🙂

Madrid’de son günlerime yaklaşırken ailecek ziyaret ettiğimiz restoran Zen Market, öncelikle dekorasyonu ile kişiyi büyülüyor. Keza ışıklandırma sisteminin başarılı olduğu bir mekan ve yerken mistik bir ortam sağlıyor bu sistem. Bu sebeple beynimizde yerleşmiş mistik uzak doğu klişesini damarlarınıza kadar yaşıyorsunuz. Mekandaki koku da yemeklerdeki bol sarımsak ve sosa rağmen, tütsüyle karışık sandal ağacı kokusuydu, bu da iştah açıcı bir detay tabi… Demem o ki restorana ilk girdiğiniz andan itibaren atmosfer sizi içine çekiyor. Bu sebeple restoranda geçirdiğiniz vakit size huzur veriyor.

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Restoranın menüsü geniş. Çin, Japon ve Thai mutfaklarından tatlar yakalamak mümkün. Bence menüdeki tek eksik İngilizce… İngilizce menülerinin olmaması uzak doğunun dışa kapalı kültürünün de bir göstergesi bence. Bu durum benim hoşuma gitmiyor. Sonuçta turistik bir yerde sadece İspanyolca ve Çince menü olması biraz garibime gidiyor. Hani İspanya’nın kasabalarından birinde yerel bir mahalledeki kafeye gitsek bunu anlarım ama bu tür prestijli yerlerdeki bu inadı “kültürden ödün vermemek” bahanesi altında gerçekleştirmelerine anlam veremiyorum. Google translate ya da abim olmasaydı cidden sıkıntı yaşardım. Korece menü olsa onu bile alırdım daha iyiydi. Bu restoranda beni en çok rahatsız eden durum oldu nitekim etrafımızdaki masalara baktığımda turist oranı oldukça yüksekti, sonuçta “o piti piti” (aslına o pity de işte yılların verdiği  piti piti) yaparak ya da kocaman menüyü tek tek tercüme ederek anlamanız mümkün değil. Pek sevdiğim loş ışık sebebiyle fotoğraftan da çeviri yapamıyorsunuz, flaş menüde patladığı için algılamıyor.

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma...

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma…

Evet menü ve dekorsayona göz gezdirdikten sonra lezzetlere gelebilirim. Şöyle ki artık bir uzak doğu mutfağı uzmanı olarak tanımlamaktan çekinmiyorum kendimi yaptığım 4562 tane Kore gezisinden sonra çeşitli uzak doğu tabaklarından pek çok kez yiyebilme fırsatı yakaladım. Hem de orijinal lokasyonunda… Bu sebeple önümüze gelen yemekleri daha “uyuz” ve “acımasız” bir şekilde yedim. Nihohoho! Tabi ki böyle bir şey yapmadım, hepsini keyif alarak aheste aheste yedim benimki latife, neyse sadede gelelim.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Aaaa bu fotoğraflarım neden böyle çıkıyor en kısa zamanda görselleri bir update edeceğim. Canımın içi fotoğraflar hiç böyle bir problemle karşılaşmamıştı neyse… Uramaki ile güzel bir başlangıç yapalım dedik. Uramaki, sushi arasında “inside out” olarak bilineni. Nori (yosunu) içeride ve pirinci dışarıda konumlanıyor aynı zamanda karidesi de pişmiş (Iyy çiğ mi bu diyenlere, hem çiğse çiğ, siz hiç çiğ ton balığı yediniz mi leziz bir şey). 10 üzerinden 7 (Sosundan kaybettim tatlım)

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında... Burada da sunumu aynı Kore'de olduğu gibi...

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında… Burada da sunumu aynı Kore’de olduğu gibi…

Günün başarılı yan yemeklerinden biriydi kızarmış ya da kızartılmış pirinç. Özellikle yumurtası tam olması gereken kıvamdaydı ve sıcak pilavla karıştırdıkça daha de pişti ve pilavı birbirine yapıştırarak sebze sosunun harmanlanmasını sağladı. Tabi ki severek yedik 10 üzerinden 8. Daha güzellerini yediğim için 2 puan gidik. Bir Kimchi Fried Rice değil yani…

Bildiğiniz Tavuk...

Bildiğiniz Tavuk…

Bu yemeğin pek bir olayı yok ancak bu restoran sanki tatlı-ekşiyi tatlı ekşi ve acı olarak algılamış. Acı baharat yiyebilme derecesi Kore’lilerden fazla olan biri için bile acıydı sosu. O acı bize öyle şeyler içirtti ki. Sizi gidi  sizi! Ama güzeldi şimdi yalan yok. 10 üzerinden 6 çünkü hayal ettiğim gibi olmamasının yarattığı boşluk. Kalbimde hala kapanmadı.

Bu fotoğrafları düzenlemeden daha fazla yazmayacağım. Yediğimiz denediğimiz 4562 tane daha tabak var. 11 kişi olunca akşam yemeği sonsuza doğru uzuyor tabi. Şu fotoğraf olayını halledip en kısa zamanda yazımı tamamlıyorum. Biraz içerik girip trafik akışını sağlayayım diye yazdım bizde yalan yok! 🙂 aHAHAH hadi öptüm hepinizi. Bu fotoğraf olayı canımı sıktı çok.

 

MADRID 09.2016

Sonunda yeniden birlikteyiz! Uzun zamandır yazamamış olmanın verdiği bir durgunluk var üzerimde ve sonunda yeni bir seyahat ile bu durgunluğu attığımı düşünüyorum. Çok da iyi odlu aslında bu bayram tatilini fırsat bilip, aile ziyareti yaptım Madrid‘e. Zaten İspanya‘da yaşayan abimi uzun zamandır görmüyordum, hem bayram bahane, gezmek şahane! İspanya çıkartmamı da kolaylamış oldum.

//

Finally we’re together again! It’s been a long time. I couldn’t have change to write something on my blog however after an amazing vacation I believe that it’s better to share my experiences with you. It was a religious holiday season of Turkey and I’ve had chance to visit my brother who lives in Spain. It was so fun!

//

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid'e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid’e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Daha önce birkaç kez Barcelona‘da bulunmuştum. Çok da sevmiştim Barcelona’yı hala da çok seviyorum ama bu sefer Madrid kalbimi bir farklı etkiledi. Sanki Barcelona’nın büyük abisi kıvamındaydı. Şehrin tasarımına aşık oldum diyebilirim. Şu ana kadar hiç bu kadar şık bir Avrupa şehri görmemiştim. Evler sanki estetiğin yeni nesil tanımı gibi eskiden günümüze gelen…

//

I’ve been in Barcelona for several times and I liked it so much. I still like it. however this time Madrid has totally changed my mind. Madrid felt like Barcelona’s big brother. I’ve never seen an elegant city like Madrid. Oh my god! I can’t get those building’s designs from my head. It was totally amazing.

//

Madrid‘de en çok sevdiğim şeylerden biri de yemek oldu. Akdeniz mutfağına bayılıyorum. Özellikle İspanya’daki deniz ürünlerine hayranım. Her gün ızgara karides yedim bir öğün neredeyse. Abim’lerin sürekli gittiği Cazorla‘ya biz de uğradık ve kısa süre kalmamıza rağmen 2 kez gittik.

//

I like the food in the city. I love Mediterranean Cuisine. Especially I always consume sea food around Spain. I ate grilled shrimps every single day! There was a restaurant called Cazorla. We went there twice for the amazing, delicious seafood!

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.