İspanya’nın Vazgeçilmez Destinasyonu Madrid

İSPANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ DESTİNASYONU MADRİD

Son zamanlarda vize almaya üşendiğim için Avrupa seyahatlerimi kısıtlıyordum; ancak İspanya’ya pek çok kez gidip Madrid’i görmeden geri dönmek seyahat literatürüne yakışmıyordu. Bu sebeple İspanya’nın başkenti Madrid’e gitmeye karar verdim ve bayram tatilimi Madrid’de değerlendirdim.

Gitmeden önce çeşitli korkularım vardı. Barselona’yı seven biri olarak yapılan yorumlar Madrid’in sıkıcı olduğu yönündeydi; bunlara aldırmadan Madrid seyahatimi planladım. Bugün bu yazıyı yazarken tekrar Madrid’de geçirdiğim şahane günler geldi aklıma ve iyi ki gitmişim dedim.

Madrid’de İstanbul’dan direkt uçuş bulunmakta. İki havaalanından da kalkış olmak üzere toplan 4 uçuş mevcut (tarifeler değişiklik gösterebilir). Uçuş süresi de yaklaşık dört buçuk saat. Havaalanına ulaşım ve havaalanından şehre ulaşım da kolay, taksiler sabit fiyatla çalışıyor. Ben gittiğimde sabit 30 Euro idi, bu fiyat tabi ki artış gösterebilir. Aynı zamanda metro ve otobüs kullanmak da mümkün. Benim tercihim çok sayıda ce ağır valizlerim olduğundan dolayı taksiden yana oldu ve kısa süre içerisinde şehre ulaşabildim.

Konaklama kapsamında günümüzde pek çok seçenek mevcut, ister otel ister hostel ister ev kiralayarak konaklayabilirsiniz. Madrid’de de bu konaklama seçeneklerinin hepsi mevcut. Benim tercihim evden yana oldu. Ancak Madrid’i rahat bir şekilde gezmek istiyorsanız, şehir merkezine yakın bir lokasyonda konaklamanız mantıklı olur, Gran Via caddesi buna bir örnek olabilir. Sol Meydanı çevresinde de konaklama seçenekleri değerlendirilebilir.

Yolculuğumuz güzel geçti, konaklamamızda da problem yok, o zaman gezme, yeme, içme vaktidir Madrid’de. İspanya’da yemek kapsamında her zaman dile getirdiğim taptaze deniz ürünleri. Her gün mutlaka bir öğün deniz ürünlerine ayırmanızı tavsiye ediyorum. Türkiye’de çok sık tüketilmeyen değişik midye ve istiridye türleri gerçekten iştah açıcı bir lezzete sahip. Diğer bir yandan bir İspanya klasiği olan “tapas” favorilerim arasında. Madrid’in ünlü atıştırmalıklarından biri de ekmek arası kalamar, eğer bu sandviçi yiyecekseniz sarımsak sosunu istemeyi de ihmal etmeyin. Arada tatlı kaçamağı yapılacak ise bu kaçamaklardan en az biri mutlaka çikolata soslu churros içersin. Bizim tulumba tatlısının şerbetsiz olanının çikolataya batırıldığını düşünün, sıcak sıcak… Tabi ki patatas bravas ve biberli patates de Madrid’in vageçilmezleri arasında… Paella gibi klasik olan tatlara pek fazla değinmek istemiyorum; ancak İspanya’da iken mutlaka tadılması gereken klasiklerden.

Peki, yedik içtik, nereleri gezelim? İşte Madrid’de görmeniz gereken yerler.

  • Prado Müzesi: Kapısındaki kuyruk saatlerinizi alabilir bu yüzden gitmeden önce mutlaka biletinizi online olarak internet sitesi üzerinden alın ve sırayı beklemek zorunda kalmayın. Prado Müzesi şahane koleksiyonunun yanı sıra çok değerli sergilere de imza atıyor. Madrid’de sanatı temsil eden en büyük unsurlardan biri Prado. Kesinlikle görülmeye değer.
  • Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi: Eğer Prado Müzesi’ni ziyaret edecekseniz, bu bölgeye yakın konumlanan Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi’ne de uğramayı ihmal etmeyin, geniş koleksiyonlarının yanı sıra çağdaş sanat sergilerine de ev sahipliği yapan bu müzeler ruhunuzu büyülüyor.
  • Gran Via: Alışverişin kalbinin attığı cadde diyebilirim. Lüks tüketim için çok başarılı… Ara sokaklardaki butik kafelerde dinlenerek caddeyi gezebilirsiniz. Alışveriş yapmasanız bile Madrid’in estetik harikası binalarını izlemek bile yeterli…
  • Sol Meydanı: Puerta del Sol yani Güneşin Kapısı… Madrid’in sıfır noktasının bulunduğu alan ve yeni yılın kutlandığı meydan burasıdır. Plaza Mayor’a çok yakındır. Yine pek çok mağazaya ev sahipliği yapan meydanda Madrid’in simgesi olan Ayı ve Kocayemiş Ağacı” ile fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin. (Ayı ve Çilek Ağacı olarak da bilinir.)
  • Plaza Mayor: 1620 yılından beri açık olan meydan Puerta del Sol’a çok yakındır. Buradaki kafelerde ufak bir yemek ya da kalamar sandviç molası verebilirsiniz. Tabi Churrosu da ihmal etmiyoruz.
  • El Retiro (Retiro Parkı): Madrid’in en büyük yeşillik alanı… Göller, heykeller ve huzur. Mutlaka görülmesi gereken en az iki saat huzur depolamanız gereken bir park. Tatilde spor yapanlardanım diyorsanız, koşu parkurunuz ya da yürüyüşünüz için de uygun. Belki göl kenarındaki cafelerde güzel bir kahve yudumlarsınız…
  • El Rastro: İşte benim en sevdiğim yer. Pazar günlerinin vazgeçilmez bit pazarı! İnanılmaz keyifli saatler geçirdiğim bir yerdi. Pazar kültüründen vazgeçemediğim için karış karış gezdim. Keyifli alışveriş için birebir. Mutlaka görülmesi lazım.
  • Real Madrid Stadyumu: Sporseverleri davet ediyorum. Özellikle saha içi manzaralı restoranlara da ev sahipliği yapıyor…

Açıkçası Madrid bana Barselona’nın ağabeyi gibi geldi. Şehirde bir olgunluk hissi var. Belki başkent olmanın getirdiği bir olgunluk bu… İspanya’da gezmiş olduğum iki şehir arasında bir kıyaslama yapmak istemiyorum, iki şehri de çok seviyorum. Madrid’de de çok keyifli bir tatil geçirdim. En kısa zamanda yeniden gidip kahvemi yudumlarken Madrid’in enerjisine bırakmak istiyorum kendimi…

İyi tatiller…

 

Reklamlar

ZEN MARKET MADRID 09.2016

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur :)

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur 🙂

Madrid’de son günlerime yaklaşırken ailecek ziyaret ettiğimiz restoran Zen Market, öncelikle dekorasyonu ile kişiyi büyülüyor. Keza ışıklandırma sisteminin başarılı olduğu bir mekan ve yerken mistik bir ortam sağlıyor bu sistem. Bu sebeple beynimizde yerleşmiş mistik uzak doğu klişesini damarlarınıza kadar yaşıyorsunuz. Mekandaki koku da yemeklerdeki bol sarımsak ve sosa rağmen, tütsüyle karışık sandal ağacı kokusuydu, bu da iştah açıcı bir detay tabi… Demem o ki restorana ilk girdiğiniz andan itibaren atmosfer sizi içine çekiyor. Bu sebeple restoranda geçirdiğiniz vakit size huzur veriyor.

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Restoranın menüsü geniş. Çin, Japon ve Thai mutfaklarından tatlar yakalamak mümkün. Bence menüdeki tek eksik İngilizce… İngilizce menülerinin olmaması uzak doğunun dışa kapalı kültürünün de bir göstergesi bence. Bu durum benim hoşuma gitmiyor. Sonuçta turistik bir yerde sadece İspanyolca ve Çince menü olması biraz garibime gidiyor. Hani İspanya’nın kasabalarından birinde yerel bir mahalledeki kafeye gitsek bunu anlarım ama bu tür prestijli yerlerdeki bu inadı “kültürden ödün vermemek” bahanesi altında gerçekleştirmelerine anlam veremiyorum. Google translate ya da abim olmasaydı cidden sıkıntı yaşardım. Korece menü olsa onu bile alırdım daha iyiydi. Bu restoranda beni en çok rahatsız eden durum oldu nitekim etrafımızdaki masalara baktığımda turist oranı oldukça yüksekti, sonuçta “o piti piti” (aslına o pity de işte yılların verdiği  piti piti) yaparak ya da kocaman menüyü tek tek tercüme ederek anlamanız mümkün değil. Pek sevdiğim loş ışık sebebiyle fotoğraftan da çeviri yapamıyorsunuz, flaş menüde patladığı için algılamıyor.

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma...

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma…

Evet menü ve dekorsayona göz gezdirdikten sonra lezzetlere gelebilirim. Şöyle ki artık bir uzak doğu mutfağı uzmanı olarak tanımlamaktan çekinmiyorum kendimi yaptığım 4562 tane Kore gezisinden sonra çeşitli uzak doğu tabaklarından pek çok kez yiyebilme fırsatı yakaladım. Hem de orijinal lokasyonunda… Bu sebeple önümüze gelen yemekleri daha “uyuz” ve “acımasız” bir şekilde yedim. Nihohoho! Tabi ki böyle bir şey yapmadım, hepsini keyif alarak aheste aheste yedim benimki latife, neyse sadede gelelim.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Aaaa bu fotoğraflarım neden böyle çıkıyor en kısa zamanda görselleri bir update edeceğim. Canımın içi fotoğraflar hiç böyle bir problemle karşılaşmamıştı neyse… Uramaki ile güzel bir başlangıç yapalım dedik. Uramaki, sushi arasında “inside out” olarak bilineni. Nori (yosunu) içeride ve pirinci dışarıda konumlanıyor aynı zamanda karidesi de pişmiş (Iyy çiğ mi bu diyenlere, hem çiğse çiğ, siz hiç çiğ ton balığı yediniz mi leziz bir şey). 10 üzerinden 7 (Sosundan kaybettim tatlım)

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında... Burada da sunumu aynı Kore'de olduğu gibi...

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında… Burada da sunumu aynı Kore’de olduğu gibi…

Günün başarılı yan yemeklerinden biriydi kızarmış ya da kızartılmış pirinç. Özellikle yumurtası tam olması gereken kıvamdaydı ve sıcak pilavla karıştırdıkça daha de pişti ve pilavı birbirine yapıştırarak sebze sosunun harmanlanmasını sağladı. Tabi ki severek yedik 10 üzerinden 8. Daha güzellerini yediğim için 2 puan gidik. Bir Kimchi Fried Rice değil yani…

Bildiğiniz Tavuk...

Bildiğiniz Tavuk…

Bu yemeğin pek bir olayı yok ancak bu restoran sanki tatlı-ekşiyi tatlı ekşi ve acı olarak algılamış. Acı baharat yiyebilme derecesi Kore’lilerden fazla olan biri için bile acıydı sosu. O acı bize öyle şeyler içirtti ki. Sizi gidi  sizi! Ama güzeldi şimdi yalan yok. 10 üzerinden 6 çünkü hayal ettiğim gibi olmamasının yarattığı boşluk. Kalbimde hala kapanmadı.

Bu fotoğrafları düzenlemeden daha fazla yazmayacağım. Yediğimiz denediğimiz 4562 tane daha tabak var. 11 kişi olunca akşam yemeği sonsuza doğru uzuyor tabi. Şu fotoğraf olayını halledip en kısa zamanda yazımı tamamlıyorum. Biraz içerik girip trafik akışını sağlayayım diye yazdım bizde yalan yok! 🙂 aHAHAH hadi öptüm hepinizi. Bu fotoğraf olayı canımı sıktı çok.

 

MADRID 09.2016

Sonunda yeniden birlikteyiz! Uzun zamandır yazamamış olmanın verdiği bir durgunluk var üzerimde ve sonunda yeni bir seyahat ile bu durgunluğu attığımı düşünüyorum. Çok da iyi odlu aslında bu bayram tatilini fırsat bilip, aile ziyareti yaptım Madrid‘e. Zaten İspanya‘da yaşayan abimi uzun zamandır görmüyordum, hem bayram bahane, gezmek şahane! İspanya çıkartmamı da kolaylamış oldum.

//

Finally we’re together again! It’s been a long time. I couldn’t have change to write something on my blog however after an amazing vacation I believe that it’s better to share my experiences with you. It was a religious holiday season of Turkey and I’ve had chance to visit my brother who lives in Spain. It was so fun!

//

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid'e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid’e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Daha önce birkaç kez Barcelona‘da bulunmuştum. Çok da sevmiştim Barcelona’yı hala da çok seviyorum ama bu sefer Madrid kalbimi bir farklı etkiledi. Sanki Barcelona’nın büyük abisi kıvamındaydı. Şehrin tasarımına aşık oldum diyebilirim. Şu ana kadar hiç bu kadar şık bir Avrupa şehri görmemiştim. Evler sanki estetiğin yeni nesil tanımı gibi eskiden günümüze gelen…

//

I’ve been in Barcelona for several times and I liked it so much. I still like it. however this time Madrid has totally changed my mind. Madrid felt like Barcelona’s big brother. I’ve never seen an elegant city like Madrid. Oh my god! I can’t get those building’s designs from my head. It was totally amazing.

//

Madrid‘de en çok sevdiğim şeylerden biri de yemek oldu. Akdeniz mutfağına bayılıyorum. Özellikle İspanya’daki deniz ürünlerine hayranım. Her gün ızgara karides yedim bir öğün neredeyse. Abim’lerin sürekli gittiği Cazorla‘ya biz de uğradık ve kısa süre kalmamıza rağmen 2 kez gittik.

//

I like the food in the city. I love Mediterranean Cuisine. Especially I always consume sea food around Spain. I ate grilled shrimps every single day! There was a restaurant called Cazorla. We went there twice for the amazing, delicious seafood!

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.

La Bouqeria Barselona – İkinci Bölüm

La Bouqeria gibi muhteşem içerikli bir açık pazarın bir bölümde biteceğini düşünmediniz değil mi? Fotoğraflarımı ayıklarken sizlere bahsetmiş olduğum mükemmel meyve sularının görsellerini buldum. Renklerin ahenkle dansetmesini izlemek demek La Bouqeria resmen, pazarın içindeki küçük sokaklarda kendinizi kaybediyorsunuz. Ben açıkçası 3-4 bardak meyve suyu içebileceğimi düşünüyordum. Öyle olmadı tabi ki ama bir daha gittiğimde öğlen yemeği ya da sabah kahvaltısı için gitmeyi planlıyorum. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, La Bouqeria’ya Barselona’nın adeta bir toplu taşıma durak merkezi olan Plaça de Catalunya’dan La Rambla istikametinde yürüyerek ulaşabilirsiniz. En fazla 10 dakika yürürsünüz kalabalıklığa göre..

Evet sırada özenle hazırlanmış meyveler var…

Bu Türkiye'den alışık olmadığımız bir meyve adı yanışmıyorsam Pitaya-Dragon Fruit. Bilemedim bana biraz tatsız geldi açıkçası, sağlık kapsamındaki faydalarını bilemeyeceğim, araştırmam gerekli... Fotoğraf - itsmuesday

Bu Türkiye’den alışık olmadığımız bir meyve adı yanışmıyorsam Pitaya-Dragon Fruit. Bilemedim bana biraz tatsız geldi açıkçası, sağlık kapsamındaki faydalarını bilemeyeceğim, araştırmam gerekli… Fotoğraf – itsmuesday

Meyveye çatal batırma işi çok hoşuma gitti. Aynı zamanda soğuk tutulan meyve sularını görmekteyiz. Bu sular çok çabuk sirkülasyona uğruyor. Fotoğraf: itsmuesday

Meyveye çatal batırma işi çok hoşuma gitti. Aynı zamanda soğuk tutulan meyve sularını görmekteyiz. Bu sular çok çabuk sirkülasyona uğruyor. Fotoğraf: itsmuesday

Bardak bardak meyveler :) Fotoğraf: itsmuesday

Bardak bardak meyveler 🙂 Fotoğraf: itsmuesday

Sabah erken saatlerde gelip güzel bir dizilim yapmışlar. Bu kapsamda önem verilmesi görselliğe çok hoş. Nitekim gezdikçe bu uyumun içinde kayboluyorsunuz. Fotoğraf: itsmuesday

Sabah erken saatlerde gelip güzel bir dizilim yapmışlar. Bu kapsamda önem verilmesi görselliğe çok hoş. Nitekim gezdikçe bu uyumun içinde kayboluyorsunuz. Fotoğraf: itsmuesday

Daha önce de tekrarladığım gibi kesinlikle görülmesi gereken bir yer La Bouqeria, son zamanlarda El Born tarafında konumlanan bir market de popüler olmaya başlamış ama sabah vakti El Born tarafına yolum düşmediği için ziyaret edemedim. Artık Başka sefere diyorum ve devam ediyorum. Görsel kapsamında sadece meyvelere aşık olmadığımı dile getirmiştim. La Bouqeria turuna kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Canının tuzlu bir şeyler mi çekiyor, hemen soluğu sebzeli tartların yanında alabilirsiniz. İki sokak yürümeniz lazım market içinde :) Fotoğraf: itsmuesday

Canının tuzlu bir şeyler mi çekiyor, hemen soluğu sebzeli tartların yanında alabilirsiniz. İki sokak yürümeniz lazım market içinde 🙂 Fotoğraf: itsmuesday

Bu fotoğrafı çekerken elim biraz titremiş anlaşılan kalabalıktan, bu mükemmel hamurlar nasıl lezzetli nasıl lezzetli anlatamam... Fotoğraf: itsmuesday

Bu fotoğrafı çekerken elim biraz titremiş anlaşılan kalabalıktan, bu mükemmel hamurlar nasıl lezzetli nasıl lezzetli anlatamam… Fotoğraf: itsmuesday

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com

Mussol – Barcelona

MussolGlories alışveriş alanının (merkezden çok açık bir alışveriş alanı gibi olduğundan bu kelimeyi tercih ediyorum) tam orta yerine konumlanmış bir restoran… Yanılmıyorsam yedi adet şubesi var. Mussol daha çok et üzerine uzmanlaşmış bir restoran. Hiç bilmediğim, duymadığım bir yerdi ama yine diğer yazılarımda da belirttiğim gibi İspanya bizi yanıltmadı. Buyrun fotoğraflarla başlayalım, her yazdığımda da acıkıyorum bu gidişle Barcelona yazılarımı bitirmeden kilo alacağım.

Domatesli ekmek (Bize denildiğine göre Domatesli Katalan Ekmeği) Fotoğraf: itsmuesday

Domatesli ekmek (Bize denildiğine göre Domatesli Katalan Ekmeği) Fotoğraf: itsmuesday

Yukarıda görmüş olduğunuz bir dilim domatesli ekmek size çok sıradan gelebilir. Bu ekmek elde hazırlanmış sarımsak sosu ve zeytinyağı ile harmanlanınca bildiğiniz pizza oluyor. Dışı çıtır, orta kısmı yumuşak güzel bir başlangıç. 

Yeşil elmalı Sezar Salata - Fotoğraf: itsmuesday

Yeşil elmalı Sezar Salata – Fotoğraf: itsmuesday

Sezar salatasını pek çok yerde yedim ancak böylesine mükemmel lezzette olanını tatmadım. Şu ana kadar yediğim en orijinal Sezar salatası, pita üstünde, yeşil elmalar ve balzamik sos ile harmanlanmış bir salata. Yemesi de bir o kadar keyifliydi. Domatesli ekmek için kullanılan sarımsak sosu ile de bir iki kez denedim o şekilde de başarılıydı.

Yeşil elma ve Balzamik krema ile harmanlanmış Sezar salata Fotoğraf: itsmuesday

Yeşil elma ve Balzamik krema ile harmanlanmış Sezar salata Fotoğraf: itsmuesday

İspanya‘da yeşil salata anlayışı biraz farklı sanırım… Normalde yurt dışında yeşil salata desem cidden yeşillik gelirdi önüme… İspanya’da yediğim her yeşil salata rengarenkti! İçindeki zeytinler de bir o kadar lezzetli oluyor; ancak İspanya’daki soğanların hiçbirini beğenmedim. Soğanın tadı ve aroması bana göre değildi. Yine de bir bütün olarak bakıldığında gayet başarılı.

Yeşil Salata - Mussol - Fotoğraf: itsmuesday

Yeşil Salata – Mussol – Fotoğraf: itsmuesday

Yeşil Salata - Mussol - Fotoğraf: itsmuesday

Yeşil Salata – Mussol – Fotoğraf: itsmuesday,

Gelelim ana yemeğe!!! Keçi peyniri soslu biftek! O kadar lezzetli duruyordu ki az daha hiç fotoğraf çekemeyecektim! Neyse ki son dilimi yakalayabilmişim! Sıcak bifteğin üzerinde erimiş keçi peyniri ve balzamik sos… Mükemmel bir tat veren fesleğen! Mussol hem güler yüzlü elemanları hem de mükemmel lezzetleri ile 10 üzerinden 10 aldı benden 🙂

Bitmekte olan keçi peynirli et - Mussol - Fotoğraf: itsmuesday

Bitmekte olan keçi peynirli et – Mussol – Fotoğraf: itsmuesday

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com

Mercat de Sant Josep de la Boqueria – Barselona

Mercat de Sant Josep de la Boqueria, turistlerin daha çok bildiği bir ad ile La Boqueria… 1217’den beri gündemde olduğu belirtilen bir market… Hatta kendi internet sitesinde “Gastronomic Temple” olarak geçiyor… Çok da doğru bir tespit, ne yiyeceğinizi ne içeceğinizi şaşırıyorsunuz! Adeta renklerin birbiri ile dans ettiği bir market. (Fark ettiniz mi bilmem ama market İspanyolca’da Mercat demek bu “a” ve “e”ler yeterince kafamı karıştırdı sanırım) La Boqueria’ya geri dönersek; Barselona’nın en turistik sokaklarından biri olan La Rambla üzerine konumlanan bu açık market, meyvelere, sebzelere, çeşitli etlere, atıştırmalıklara ev sahipliği yapıyor. Özellikle meyve sularına aşık olduğun bir market. Hindistancevizi ve ananas suyu favorim! Her daim gittiğimde mutlaka içerim!

La Bouqeria - Meyveler Fotoğraf: itsmuesday

La Bouqeria – Meyveler Fotoğraf: itsmuesday

İlk girişte sizi meyve bölümü karşılıyor. Birçok meyveci mevcut, bu meyvecilerin önünde de meyvesuları tabiki..

Kızarmış tavuk, kalamar, patates kroket... Kısacası mükemmel kızarmış atıştırmalıklar! La Bouqeria - Fotoğraf: itsmuesday

Kızarmış tavuk, kalamar, patates kroket… Kısacası mükemmel kızarmış atıştırmalıklar! La Bouqeria – Fotoğraf: itsmuesday

Eğer vaktiniz yoksa, bir yere oturup yemek yemektense ayakta atıştırmak istiyorsanız, ve tabiki Barselona’daysanız, hiç durmayın hemen La Ramla üzerinden La Bouqeria’ya koşun. Rengarenk bir cümbüşün içinde küçük atıştırmalıklarla farklı lezzetlere doyun!

Denizden babam çıksa yerim mi diyorsunuz? Buyrun... La Bouqeria - Fotoğraf: itsmuesday

Denizden babam çıksa yerim mi diyorsunuz? Buyrun… La Bouqeria – Fotoğraf: itsmuesday

Deniz ürünlerine doydum!!! Omega kapsamında da bol bol depo yaptım sanırım.

Meyveler ve Kuruyemişler La Bouqeria - Fotoğraf: itsmuesday

Meyveler ve Kuruyemişler La Bouqeria – Fotoğraf: itsmuesday

Kuruyemişler ve düzenlenme şekilleri! Renkler beni benden alıyor! Ancak bu kısım Türkiye’de daha geniş tabi ki 🙂 Eklemeden de geçmeyelim… Eee yemekleri yedik, meyvemizi de yedik, kuruyemişimizden de denedik… Ama canımız tatlı çekti.. Buyrun efendim süper şekerlemeler sizlerle birlikte!

Uzun lafın kısası, La Bouqeria çok kalabalık olmasına rağmen gidip görülmesi gereken bir pazar yeri, sabah saatlerinde giderseniz çok fazla kalabalık olmaz ancak çok da erken gitmeyin malum saat 9-10 gibi bir çok yer açılıyor. Sanırım erken gittiğimden dolayı La Rambla’daki performans sanatçılarını göremedim ve bu beni üzdü…

Sevgiyle kalın ^^

Şekerleme La Bouqeria - Fotoğraf: itsmuesday

Şekerleme La Bouqeria – Fotoğraf: itsmuesday

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com

İkibana Barselona – El Born

İspanya‘ya ilk ziyaretimde Poble Nou tarafında uzak doğu mutfağının tadına bakmıştım. Özellikle deniz ürünlü yemeklere hayran kalmıştım. Bu sefer de El Born bölgesinde İkibana adlı restoranda aldım soluğu. Tabi ki yine ağabeyimin önerilerinden biriydi…

İkibana’ya ulaşım çok kolay, ister metro ister otobüs ile ulaşabiliyorsunuz. H16 Hattı ile ulaşmak mümkün. Aynı zamanda Passeig de Pujades yani konakladığım caddeye 10 dakikalık yürüme mesafesinde. 

İkibana’ya vardığımızda şanslıydık ki bir adet masa mevcuttu. Bu masaya yönlendirildik ve menüyü incelerken soda ile başlangıcımızı yaptık. Özellikle belirtmek isterim ki limonun o kadar hoş bir kokusu vardı ki, hiç bu kadar fazla kokan limon görmemiştim. Yalnız bu sodayı pek beğenmedim, Badoit olarak geçiyor ancak benim favorim İspanya’da Vichy Catalan… Bu soda bir harika! Neyse İkibana’ya geri dönelim.

İspanya sodalarından Badoit Fotoğraf: itsmuesday

İspanya sodalarından Badoit Fotoğraf: itsmuesday

Menüyü incelerken, şahane limon kokulu sodamdan yudumluyordum! Yakitori ile Tavuk (Chicken) Katsu almaya karar verildi!

İkibana Yakitori, ve yanında pilavı Fotoğraf: itsmuesday

İkibana Yakitori, ve yanında pilavı Fotoğraf: itsmuesday

İkibana Chicken Katsu Fotoğraf: itsmuesday

İkibana Chicken Katsu Fotoğraf: itsmuesday

İki yemek de çok kısa bir sürede masaya ulaştı. İspanya bu konuda rekor kırar diye düşünüyorum. Yemekler o kadar hızlı çıkıyor ki aklım almadı…

İki tabak da görüntüsü kadar lezizdi! O kadar çok doymuştum ki şımarıklığımdan yemeğe devam ettim. Yemeğin yanında söylenen pilavın sunumu da bir o kadar sevimliydi. Dekordan sunuma her şey harikaydı. İspanya daha doğrusu Barcelona yemek kapsamında kesinlikle yanıltmadı. Her şey o kadar taze o kadar lezzetliydi ki, seyahat fotoğraflarımın çoğunu yemek oluşturdu bu sebeple… 

Pilav Fotoğraf: itsmuesday

Pilav Fotoğraf: itsmuesday

Eğer ki yolunuz Barselona’ya düşerse İkibana‘ya mutlaka uğrayın, mutlaka güzel menüsünden bir iki tabak tadın. Fiyatların da makul olduğu ancak sokak restoranlarına göre biraz daha pahalı olduğu bir mekan ama en fazla 2-3 Euro farkediyor, bu sebeple çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. İkibana farklı ülkelerde Uzakdoğu mutfağını deneyimlemek isteyenlere önerebileceğin bir restoran oldu. Listemin üst sıralarında yer alacak…

İkibana servisi :) Fotoğraf: itsmuesday

İkibana servisi 🙂 Fotoğraf: itsmuesday

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com

Pizzeria del Barri Barcelona – 2015

Uzun zaman olmuştu, bu güzel İspanya şehirlerinden Barselona’ya gitmeyeli. En son 2012 yılında ziyaret etmiştim ailemle birlikte… Bu üçüncü ziyaretimdi ve her üç ziyaretimde de farklı bir tat aldım Barcelona’dan… Bu seferki ziyaret daha çok “yemek” üzerine inşa oldu istemsizce ama mükemmeldi, çok güzel lezzetler vardı, farklı tatlar güzel bir armoni yarattı.

Park Güell’den Sagrada Familia’ya, Barceloneta’dan Poble Nou’ya birçok yeri tekrardan ama farklı bir şekilde deneyimledim.

Passeig de Pujades üzerindeydi konaklama yeri, çok merkezi bir konuma sahip olduğundan dolayı birçok yere ulaşım mevcuttu ve kolaydı. Otobüs, tramvay, metro… hepsini kullandım…

Ancak belirtmek isterim ki özellikle cadde üzerindeki restoranlar çok başarılıydı. Bütün yemekler mükemmeldi özellikle Pizzeria del Barri, caddenin sonuna doğru konumlanan bir restoran, her türlü yemeği ile beni benden aldı.

İlk günün öğlen yemeği kapsamında, Sarımsaklı pizza hamuru, greek salata ve patatas bravas yedik. Ee Barselona dendi mi patatas bravas’sız olmaz! O her şekil denenecek…

Ağabeyim derdi ki İspanya’da bir yere oturup oturmayacağına karar verirken menüye bak fotoğraf olmasın ve insanlara bak kalabalık olsun hatta sıra bekle! Bu öğüt sayesinde hiç ama hiç yanılmadım! 

Evet küçük öğütten sonra gelelim Pizzeria del Barri yemeklerine…

Garlic Bread… Aslında Pizza hamuruna yapılmış sarımsaklı ve baharatlı ekmek. Mükemmel ötesi. Çıtır çıtır ve taptaze!

Garlic Bread from Pizzeria del Barri! Barselona Fotoğraf: itsmuesday

Garlic Bread from Pizzeria del Barri! Barselona Fotoğraf: itsmuesday

Sırada Greek Salad var! Balsamic sosu ile mükemmel bir tattı! Soğan, beyaz peynir, zeytin salatalık…

Greek Salad Fotoğraf: itsmuesday

Greek Salad Fotoğraf: itsmuesday

Patatas Bravas’ın bir parçası! =)

Patatas Bravas Fotoğraf: itsmuesday

Patatas Bravas Fotoğraf: itsmuesday

Barcelona’da en çok özleyeceğim yerlerden biri burası, Pizzeria del Barri! En ama en çok sevdiğim tabi ki La Paradeta’dan sonra! La Paradeta ne mi? Takipte kalın 😉

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com