SAN FRANCISCO ve MUTFAK ÇEŞİTLİLİĞİ / SAN FRANCISCO AND DIVERSITY OF CUISINES

San Francisco’dan notlara devam;

San Francisco gezim hakkında akılda kalıcı önemli unsurları sizlerle paylaşayım. Geçen sefer detaya girdiğimden dolayı bu sefer önemli şeylere değinmek istiyorum. Daha doğrusu, bu gezimde daha da farkında olduğum bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum diyebilirim… San Francisco’daki çeşitli mutfaklar…

San Francisco’da birçok farklı kültüre ait mutfak var. Bu özelliğini seviyorum şehrin… Peru mutfağı ile hayatımda ilk defa tanıştım, diğer bir yandan Yunan mutfağından tutun Kore mutfağına kadar pek çok seçenek var. Özellikle China Town (Çin Mahallesi) bölgesinde tabi ki Çin mutfağı hâkim. Yürüdüğünüz üç blok bile bölgedeki kültürel yapının değişimine yeterli oluyor. Çok keskin çizgilerle ayrılmış olsalar bile bu çok kültürlü ortam sürekli yeni bir şeyler keşfetmenizi sağlıyor. (Ancak bu mutfakların çok fazla etkileşim içinde olduğunu gözlemlemedim, dediğim gibi sanki keskin çizgilerle ayrılmış gibiler ve bunu ilerleyen dönemde incelemek istiyorum… Devam edelim) Bu kapsamda beyin sürekli şaşırarak geziyor. En çok sevdiğim deneyimleme tarzlarından biri bu. Bu deneyimleme pratiği çok hızlı bir şekilde şarj ediyor sizi. Ne kadar yürüdüğünüzü farketmediğiniz zamanlar oluyor. Yiyorum ama kilo almıyorum şehri San Francisco, ciddiyim bu konuda. Yokuş yürümeyi göze alabiliyorsanız sürekli fitsiniz baştan söyleyeyim.

Bu kültürel çeşitliliğe geri dönersek, bir haftada Tayland pirinç makarnasından Kore barbeküsüne, İtalyan kurabiyelerinden Çin mantılarına pek çok şey tattım. Hepsi de birbirinden lezizdi, birçok yemeğin tadı damağımda kaldı. Sadece bir hafta içerisinde yediklerime kısaca bir göz atalım. Yerken öğrenelim misali..

Kore Yemeği - Lunch Box

Yukarıda görmüş olduğunuz fotoğraf Kore kültürüne ait bir “öğle yemeği kutusu”nu içinde barındırıyor. USA Hostels San Francisco‘dan bir kaç blok ötede konumlanan yeni bir restoran. Fiyatları makul, yemekler çeşitli. Öğle ve akşam menüleri var. Bunun yanı sıra menüdeki Kore yemeklerinden de seçebilirsiniz tercih size kalmış. Bu fotoğrafı paylaşırken, Kore’de yediğimden daha güzel demiştim, evet bu gerçekten doğru. Nitekim, çok fazla yiyebilen bir insan değilim ama bu kutunun hepsini bitirdim! O kadar güzeldi ki duramadım. Bu öğlen menüsünün içinde, Mandu (Kore mantısı), Japchae (Kore patates noodle’ı), Bulgogi, Kimchi, Salata ve pilav var. Yanında çorba da geliyor turşu ile. Ha bir de Edamame! (Bu Kore kültürüne ait değil) Nyam nyam demekten başka seçenek bırakmıyor bana. Restoranın adı ZZAN. Henüz yeni açıldıkları için sanal ortamda yeterli veri bulamadım. Post Caddesi Üzerinde Post and Jones’dan Union Square’e doğru ilerlerken sağ tarafta konumlanıyor. Dekorda siyah hakim, dış kapı sarı (San Francisco’dakilere duyurulur.)

Thai Food

Sıra Tayland’a geldi. Hindistancevizini çok severim ama sadece kozmetikte ve tatlıda. “Öğün” kapsamında yediğim yemeklerdeki soslarda sevmiyorum bu sebeple Hostelin hemen karşısında konumlanan bu Tayland Restoranına bu işi bilen bir arkadaşımla gittim ve kendisi bana sebzeli pirinç noodle’ını önerdi. İçinde hindistancevizi yoktu. Çok değişik bir tattı benim için çok beğendim. Farklı baharatların ve yemişlerin tadı hissediliyordu. Noodle’ın üzerine serpiştirilmiş tofu da lezzetliydi. Ama alışkın olmadığım için biraz midemi rahatsız etmedi değil. Ben alışkın olmadığımdan dolayı böyle oldu ama seveni varsa güzel bir restoran adı Thai Stick. Kokusu yazarken burnuma geldi. Bu yemeği yerken hala jetlag’dim ve tek düşünebildiğim uyumaktı.

Peru Yemeği

Yukarıda gördüğümüz bu tabak ise Peru mutfağına ait. Bunu ben yemedim, arkadaşım yedi ancak detayları kendisinden alacağım. Şunu söyleyebilirim ki inanılmaz güzel kokuyordu! Canım çekmedi değil. Arkadaşım bunu yerken ben çok tok olduğumdan dolayı bir şeyler içmek istedim; iyi ki de istemişim; çünkü hayatımdaki en güzel içeceklerden biri ile karşılaştım.

Chica Peruana

Bu Peru’ya özel bir kırmızı mısır ( ? ) dan yapılıyormuş. Meyve suyu gibi. Alkolsüz, alkol yok. Komposto kıvamında güzel bir içecek. Bayıldım. Tadı kızılcık suyu gibi. Bu restoranın adı Fresca, 24th Caddede yer alıyor. Çok da sevimli bir mekandı ayrıca. Fresca’dan çıktıktan sonra biraz yürüyüp Dolores Park’ta dinlenebilir, Bi-Rite Creamery’de dondurmanızı yiyebilirsiniz. Arada 6 blok kadar bir fark var sadece ve çok yokuş değil.

Taco

San Francisco’da tacosuz bir tatil olur mu? Tabii ki hayır. Mission Street’e doğru giderseniz Meksika bölgesine yaklaşıyorsunuz demektir. Burada taco yiyebileceğiniz bir sürü yer var. Ben de gözüme güzel gelen birine (en uzun kuyruğun olduğu yere) girdim ve mükemmel bir taco yedim! Bol acılı! Özellikle tortillanın mısır unundan yapılıyor olması daha da hoşuma gidiyor. Güzel tatlar bunlar, sevimli detaylar. Yalnız acısı da gerçekten acı. Salaş bir mekandı burası, Taqueria Cancun! Haha hatırladım ismini sonunda (editlerken yazdım) o kadar sevimliydi ki… Atmosfein ve lezzetin harmanlanması her zaman hoşuma gitmiştir.

Dondurma

Sıra Dolores Park’ın hemen bitiminde konumlanan Bi-Rite Creamery’ye geldi. Salted Caramel seçeneği üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Bu dondurmayı bir makalede konumlanan fotoğrafta görmüştüm ve özellikle Salted Caramel denemek istemiştim… Doğru kararmış, ben hayatımda böyle dondurma yemedim. Sırf bu yüzden bir daha gidebilirim. Bitirmek istemedim, hatta bir top daha alacaktım ama çok fazla geleceğinden dolayı vücudum artık dur dedi. Yalnız tabi ki bir kez daha gittim. Bu sefer farklı bir şey denedim;

Cupcake

Bi- Rite Creamery’nin bir de marketi bulunuyor. (Hemen dondurmacının çaprazında) Bu markette tadım da yapabiliyorsunuz. Bazen kahve tadımları oluyormuş ve ben bunlardan birine denk geldiğim için sevinçliyim. Bu bol kremalı, çikolatalı cupcake’i oradan aldım. Dolores Park’ta da afiyetle yedim. Krema kıvamı çok başarılıydı.

Cheesecake

San Francisco’ya gidip, Union Square’de Macy’s in en üst katında konumlanan Cheesecake Factory’e gitmeden olmaz. Bu görmüş olduğunuzu original cheesecake. Tek kelime ile şahane. Bitince üzülüyor insan. özlüyor istemsizce. Şu kremaya bakın! 🙂 Kimseyle paylaşmam dedirten cinsten.

Kahvaltı

Bütün bunlara Bonus olarak da USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı 🙂 Gayet doyurucu ama pek fazla karbonhidratlı…

Bu ufak tatlı ve yemek turumuzdan sonra yazıyı küçük bir hikaye ile bitirmek istiyorum. Geçen yıl bu zamanlar yine San Francisco’dayken hostelin düzenlediği yürüyüş turlarından birine katılmıştım. Şehri yürüyerek geziyorduk yaklaşık 2 saat boyunca… Mola verdiğimiz yerlerden biri de İtalyan Bölgesi’ndeki butik kafelerden biriydi. Orada yediğim beyaz çikolatalı bademli bisküvinin ve içtiğim, aslında pek bir özelliği olmayan filtre kahvenin tadını kesinlikle unutamadım. O kadar çok hoşuma gitmişti ki bu yıl katıldığım turda baktım ki o bölgeden geçmiyoruz, hemen rehberimize sordum “Ama, ama böyle bir kafe vardı?! Gitmiyor muyuz diye?!” Rehber de hatırladığıma şaşırarak rotayı değiştirdi ve bisküvi – kahvemle buluştum. Bir daha gidersem soluğu alacağım ilk yer orasıdır. Şimdi orası neresi derseniz sadece giderek bulabilirim; çünkü ismi yok 😦 Yani ismi var da ismi bende yok. Büyük hata biliyorum, ama kendimi o kadar kaptırmışım ki… Çok küçük bir yer sadece iki masa var… Ama şöyle tanımlayabilirim, vitrininde her daim taze ürünlerin “sergilendiği” tek yer. China Town ile İtalyan Mahallesinin kesiştiği yerde konumlanıyor…

Şimdilik  yemek hikayelerim böyle 🙂

Umarım beğenerek okumuşsunuzdur ^^

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

Reklamlar

ALCATRAZ / PIER 39 / FISHERMAN’S WHARF

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUz!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Bisiklet turu tatilimin en güzel olaylarından biriydi dedikten sonra devam edelim. Bu sefer nereleri gördüm? Neler yedim? Öncelikle ilk gidişimde göremediğim (önceden rezervasyon yaptırmayı unuttuğum için) Alcatraz’a gitme imkânını yakaladım. Yaklaşık 3 ay önceden rezervasyon yaptırmış ve biletimi almıştım. Pier 33’ten kalkan Alcatraz Feribotları’na binip adaya doğru yol aldım. Ancak önce güzel bir kahvaltı yaptım. USA Hostels San Francisco‘nun bizlere sunduğu kahvaltı bir hostelin yapabileceğinin de ötesinde bence… Kesinlikle şu ana kadar kaldığım en iyi hostel. Çeşitli rezervasyon sitelerinde detaylı yorumlarımı bulabilirsiniz.

Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı, bagelden üzümlü ekmeğe birçok şey mevcut. Krem peynir ve reçel de yetiyor. Kahve çay sınırsız! Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Feribot öncesi hazırlık sürecinden başlayayım. Alcatraz turlarına internetten ulaşmak için sadece bir yetkili Alcatraz sitesi var ama onu şu anda burada yayınlamam yasal mı bilmediğimden dolayı yayımlamamayı tercih ediyorum. Genelde 2-3 ay önceden rezervasyon yapılması gerekiyor; çünkü top 10 turistik bölge olduğu için biletler hemen tükeniyor. Saatli ve sayılı biletler olduklarından dolayı kontenjanın çok fazla olduğunu söyleyemem. Feribot hareket saatinden yaklaşık yarım saat önce orada olmanız kafi yani Pier 33’te… Eğer Union Square tarafından geliyorsanız, Market Street‘te F-Line‘ı kullanabilirsiniz. Bu kapsamda yaklaşık 30-40 dakika içerisinde Pier 33’te olursunuz. F-Line nostaljik bir hat denemenizi tavsiye ederim…

Tavsiye: Alcatraz turunu sabah 10:00 da yapmanızı tavsiye ediyorum, sonuçta 11:25 – 12:00 feribotu ile şehre geri dönüp yaklaşık 100 metre kadar yürüdükten sonra Pier 39’da alışveriş yapabilir ve öğlen yemeğinizi yiyip Fisherman’s Wharf’ta turlayabilirsiniz. Belki enerjiniz var ise Lombard Street’e kadar yürüyüp oradan nostaljik tramway ile Union Square’e geçebilirsiniz (Otellerin %80’i burada konumlanıyor.) Eğer enerjiniz yok ise dediğim gibi F-line ile yine şehir merkezine dönme imkanınız mevcut.

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

10 – 15 dakikalık bir feribot gezisinden sonra Alcatraz‘a yanaşıyorsunuz…

Burada sizi bir “Park Ranger” bekliyor, size park ile ilgili kuralları anlatıyor. Herkes feribottan inince de tur başlıyor. Hapishanenin içini geziyorsunuz audio tur ile. Hücrelerle ilgili bilgi veriyor. Yaklaşık 1-1:30 saat sürüyor bu tur aynı zamanda dışarıyı da görmeniz toplam 2 saati buluyor.

Ben açıkçası zor dayandım ne yalan söyleyeyim. Kokulara karşı inanılmaz hassasım ve Alcatraz hücrelerinin içindeki koku beni ziyadesiyle rahatsız etti. Bu sebeple 1 saat sonra kendimi Fisherman’s Wharf’a doğru yönelirken buldum. Cidden koku ve atmosfer beni çok rahatsız etmişti… Sanırım Alcatraz‘ın ruhuna giremedim, bu da benim ve burnumun ayıbı…

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Feribotla döndükten sonra ki dönüş saatleri her yerde yazıyor sakın merak etmeyin, Pier 39‘a doğru yol aldım ve arkadaşlarımı bekledim. Benim iki gün önce yapmış olduğum yürüyüş turunu yapıyorlardı! Onlarda buluştuktan sonra Forrest Gump filminden esinlenerek konseptlendirilmiş Bubba Gump restoranında soluğu aldık. Hayatımda yediğim en güzel karides tabağıydı diyebilirim. Tereyağlı sosu ile muhteşemdi. Çıtır çıtır taze karidesler!

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

En güzel şeylerden biri de Alcatraz’dan dönerken hiç (gerçekten hiç) sisler içerisinde görmediğim Golden Gate Köprüsü’nü görmek oldu. Normalde hep sislerle kaplı olan bu alan ne zaman gitsem sissiz, yakından bir sisli fotoğrafını yakalayamadım gitti yemin ederim.

—–

I think I should be a tour guide in the future… Anyways, after a wonderful bike tour here is my second big trip in San Francisco! The Alcatraz Island! Last time I didn’t have chance to visit Alcatraz Island because I forgot to book a ferry trip in advance. This time 3 month before, I took an action to get my ferry tickets and yes, I did it! Yaay ^^

Before heading to Pier 33, I’ve had a great breakfast in USA Hostels San Francisco which is the best hostel ever (Love you guys!). I think breakfast in this hostel is amazing! It’s more than a hostel can offer. You can see my comments about USA Hostels in different travel websites if you’re interested in.

Well, before the ferry trip I would like to give you some information. As far as I know there only one official website that you can have your tickets. I’m not sure if it’s ok to share it here so I won’t this time but if you search it on web you can find it. It’s better for you to book your trip 2-3 months before your arrival. Because Alcatraz Island tours are pretty popular and it is almost impossible to find tickets to reach Alcatraz. You should be there (Pier 33) at least 30 minutes before boarding time. If you are coming from Union Square you can take F-line to reach there which is pretty easy.

Suggestion: I believe the best time for Alcatraz Tour is 10 a.m. Because you can turn back to city around 12 p.m. and have a great lunch at Pier 39 or Fisherman’s Wharf which are really close to Pier 33. Also if you think that you have the energy to walk, you can walk through Lombard Street and take a Cable Car to go to downtown. (Almost all of the Hotels located there).

After a 10 minute ferry trip, you reach the island. Here you are welcomed by a Park Ranger who is responsible for teaching you the rules of the island. It is forbidden to eat around the park except some areas. It is forbidden to feed birds… etc. The tour is around 1-2 hours with the audio tour.

Well I have to admit that I couldn’t stand the smell… I couldn’t get in the mood of Alcatraz and turned back with the first ferry. I know it’s a shame but I couldn’t do that… My nose is so sensitive and I had jetlag… I am so sorry but I only liked the view…

Then I moved to Pier 39 to have a delicious butter shrimp at Bubba Gump! Nyam nyam!

PS: The best thing for me is to see Golden Gate Bridge with the fog. I’ve seen it many times but without fog. This time I had a great time with the foggy view! I liked it so much!

PLEASE SUBSCRIBE OUR, FACEBOOK,TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

BIKE THE BRIDGE

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Öncelikle bisiklet turundan, beni en fazla etkileyen turdan başlamak istiyorum. San Francisco bisiklet dostu bir şehir. Ana caddelerde bisiklet yolu mevcut, son zamanlar işe bisikletle gitmek de moda olmuş vaziyette. Bu kapsamda şehrin pek çok bölgesinde bisiklet kullanabilmek mümkün, tabi ki çok dikkatli olmanız koşuluyla (ben az daha ciddi bir şekilde yaralanıyordum aman diyeyim.). Aynı zamanda kesinlikle tam korunma olmadan da bisiklete binmeniz yasa dışı, en azından kesinlikle koruyucu bir kaskınızın olması “mecbur”. Son olarak yaya yolunda bisikletle birlikte yürümek zorundasınız bisiklete binemiyorsunuz yasak.

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Evet, bu kısa bilgilendirme paragrafından sonra bisiklet kiralamak ile ilgili genel bilgilere ve tur programına gelelim. Ben USA Hostels San Francisco’dan şaşmadığım için bu sefer de orada kaldım ve hostelin kendi turlarından biri olan “Bike the Bridge” turuna katıldım. Burada amaç bir grup olarak hareket ederek daha da eğlenceli vakit geçirmek, isteyen yine tek başına aynı turu yapabilir. Gelelim kiralama olayına, bisikleti 24 saatliğine yaklaşık 30-40 USD’ye kiralayabiliyorsunuz. Yaptıracağınız ufak çaplı sigortanın koşulları fiyatın 1-2 dolar oynamasına sebep olabiliyor. Bisikleti kiralarken kredi kartınızdan bir açık provizyona yansıyacak 100 USD depozito belirleniyor ama bu fiyat siz bisikleti iade ettiğinizde kartınıza iade ediliyor. Eğer bir sorun çıkarsa elinizde bütün kanıtlar olduğu için bir sıkıntı olmuyor, aynı zamanda dükkândaki çalışanlar özellikle “Bu fiyat sizden alınmayacak” diye uyarı yapıyorlar.

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Kaskınızı taktınız, bisikletinizin frenlerini kontrol ettiniz, her şey tamam mı? O zaman tur başlasın… Market Street’ten başlayan tur, Ferry Building, Embarcadero, Fisherman’s Wharf güzergahından Golden Gate Köprüsü ve Sausalito ya kadar devam ediyor. Yaklaşık 20 km kadar bisiklete biniyorsunuz. Ondan sonra bisikletleri feribot binasının yakınındaki park alanına kilitliyor ve Sausalito’da güzelce karnınızı doyuruyorsunuz çünkü bu yolculuk çeşitli molalarla birlikte 3 saat civarı sürüyor.

Yemeğinizi yedikten sonra da feribot ile şehre geri dönüş gerçekleştirebiliyorsunuz. Tavsiyem feribot biletlerini önceden almanız ve yola öyle çıkmanız, aksi takdirde biraz sıkıntılı durumlarla karşılaşabilirsiniz. Aynı zamanda, feribota bisikletleri sayılı olarak alıyorlar bu yüzden feribotun kalkış saatinden 15 dakika önce limanda olmanız iyi olur belki daha da önce.

Benim için harika bir gündü bu. Bisiklet inanılmaz yorucu oldu ancak daha sonra Napa Valley Burger’de yediğim kızarmış tavuklu hamburger inanılmazdı! Resmen ödüllendirdim kendimi! Daha sonra akşam feribot ile şehre dönerken görülen manzara enfesti. San Francisco beni yine yanıltmadı. Oturdum izledim bu güzel şehri…

I would like to start my San Francisco posts with “Bike the Bridge” tour, which was one of the best tours that I’ve ever had in my life! It was pretty good, it was amazing! As far as I observe, San Francisco is a bike friendly city. It is possible to see bike ways on the main streets too. I think right now it is kind of popular to cycle to work there. Because of that it is nearly possible to bike almost everywhere around the city. But you have to be so careful! You “must” have the protection and you “must” obey the rules, such as it is forbidden to ride the bike when you are walking at sidewalk…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

After that information let’s talk about “how to rent a bike”. I was staying at USA Hostel San Francisco (best hostel ever) and they had the tour actually. “Bike the Bridge” tour was USD 32, the price can change according to your wishes and insurance purchases (I’m not sure but I think it’s for 24 hours). It is ok to do that tour alone however I think it’s more fun with people around! You’re riding the bike with a group which is pretty fun. Also there is USD 100 deposit (authorization) from your credit card too, actually that’s the most important thing, and you must have a credit card to rent a bike…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Well! Let’s get started! You have controlled everything especially your brakes, everything is working and you are ready to go! The route starts from Market Street to Ferry Building, Embarcadero, Fisherman’s Wharf, Golden Gate Bridge and ends in Sausalito Ferry Building. It is around 3 hours with some tiny breaks. You catch very good photo points of the Golden Gate Bridge, trust me. After locking your bike next to the Ferry Building in Sausalito, you can enjoy the town and turn back to the city with the ferry…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

This tour is so fun and gives you a lot of chance to take great photos. Also I was amazed by the view… It was pretty good. San Francisco was nice to me again… Thank you!

PLEASE SUBSCRIBE OUR, FACEBOOK, TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Kasım 2015 SAN FRANCISCO / November 2015 SAN FRANCISCO

Evet, biraz gecikmeli de olsa yine birlikteyiz! 15-22 Kasım tarihleri arasında dünya üzerindeki en sevdiğim ikinci şehir olan (birincinin Seoul olduğunu artık hepimiz biliyoruz değil mi?) San Francisco’daydım. Bir haftalık iznimi bu güzel şehirde kullanmak istedim. Nitekim geçen gittiğimde eksik kalan noktaları vardı San Francisco’nun.

Bu sefer dolu dolu ama bir o kadar da rahat geçti tatilim. Alcatraz’a gidebildim sonunda! Tam 3 ay önceden rezervasyon yaptırmıştım! İyi ki yaptırmışım inanın yer yok. Ondan sonra bütün şehri bisiklet ile gezdim, Golden Gate köprüsünü bisiklet ile geçtim ve çok güzel bir kasaba olan Sausalito’da mükemmel bir öğlen yemeğinin ardından feribot ile şehre geri döndüm. Yine oturdum izledim şehri. Mutlu mutlu… (Bunu happily happily diye çevirmeyeceğim merak etmeyin!)

Market Street ve Union Square’de alışverişin dibine vururken, Fisherman’s Wharf’ta denizin kenarında dinlendim… Bu tatil benim için çok iyiydi. Detaylar önümüzdeki günlerde geliyor…

——

Well, I know I’m a little bit late but hello again! As I told you before, I was in my second favorite city San Francisco! (You know the first one is Seoul, sorry San Francisco). I would like to spend time in this beautiful city. This time I’ve had chance to visit places that I couldn’t last time.

I had a busy program but at the same time I had so much time to relax. Finally I went to Alcatraz Island. Yaaay! Then I have cycled the city, crossed the bridge and went to Sausalito for a great lunch! And took the ferry to city…

Shopped till dropped at Union Square and Market Street! Also enjoyed the view at Fisherman’s Wharf! This vacation was sooooo good! Details coming soon!

Golden Gate Köprüsü / Golden Gate Bridge Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Golden Gate Köprüsü / Golden Gate Bridge Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Amerika’da Korea Town

Los Angeles şüphesiz ki en çok göç alan şehirlerden biri, bu kapsamda gözlemlediğim ve araştırdığım bazı şeyleri sizlerle paylaşmak isterim. “Korea Town” kavramı Amerikalılar için çok tanıdık bir kavram, New York’ta küçük çaplı bir Korea Town var, Los Angeles’ta ise inanılmaz büyük bir Korea Town konumlanmakta. Buradaki Korea Town’larda Koreli nüfus yoğun hatta ve hatta genellikle sadece Koreliler yaşıyor. Korea Town bölgesine giriş yaptığınız andan itibaren Kore Restoranları, Korece levhalar karşınıza çıkıyor. 

KOREA TOWN - 1

New York Korea Town – Google Maps

Yukarıda görmüş olduğunuz harita New York’ta bulunan Korea Town 33 ve 31. caddeler arasında konumlanıyor. Burada Kore yemek merkezi, çeşitli Kore Yemeği restoranları ve birkaç adet Kore Super Market bulunmakta. Açıkçası Amerikan Fast Food kültürüne alışık olmadığım için sürekli buradan yemek yiyordum.

Kore Yemeği

En sevdiğim menüydü Fotoğraf: itsmuesday Fotoğraf çok soğuk ve yağmurlu bir günde acele ile çekildiğinden dolayı böyle anlamsız bir açıdan…

 

New York’taki Korea Town’da Korece konuştuğumdan dolayı her zaman şaşırıp ekstra mandu ikram ediyorlardı. Bu çok sevindirici bir durumdu benim için 🙂 Benimle çok ilgilendiler sağolsunlar ^^

 

KOREA TOWN - 2

Korea Town Los Angeles – Google Maps

 

Los Angeles’taki Korea Town ise New York’takine oranla kat kat büyük! İçinde sayısız Kore restoranı, market, kozmetik… vb. mağaza/dükkan mevcut.

Aslında Los Angeles’taki Kore yemekleri ile Kore’deki Kore Yemekleri ciddi oranda kapışır, demedi demeyin ^^

Yani aslında bir nevi küçük bir Kore ziyaretinde bulunuyormuş gibi oluyorsunuz.

Buradan Amerika’ya gidenlere not olsun…

Sevgiyle kalın

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com

CENTRAL PARK – NEW YORK

Central Park… Orda bir park var uzakta desek yeridir. Gitmesek de görmesek de bu parka o kadar maruz kaldık ki, New York dedik mi aklımıza direkt olarak Central Park geliyor. New York’taki ilk günümde konakladığım yere çok yakın bir konumda olan Central Park’ı ziyarete gittik. Nitekim henüz jetlag modundaydım. Aynı zamanda New York’ta olduğumun da farkında değildim sanki, yani o kadar saat uçak bana pek yaramamıştı.
IMG_7798

Bu fotoğrafı telefonumla çekmiştim (iphone 5) yine de seviyorum. Suyun durgunluğunda kaybolmak hoşuma gidiyor… Fotoğraf: itsmuesday

 

Hava soğuktu, güneş batmak üzereydi. Central Park hayal ettiğimden daha hüzünlü ve durgun geldi bana. Evet sincapları gördüm…
Şehrin merkezinde böylesine huzurlu bir yer bulabilmenin çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. New York yazımda, şehirden pek haz etmediğimi belirtmiştim ancak Central Park her gün en az yarım saatimi geçirdiğim bir yer haline geldi havanın soğukluğuna rağmen. Şehir yürümeye müsait olduğundan dolayı sürekli yolumu Central Park üzerinden çiziyordum.
IMG_7796

Bunu da telefonumla çektim (iphone 5) yine bir durgunluk yine bir huzur söz konusu… Fotoğraf: itsmuesday

 

En sevdiğim detaylardan biri de, ilk defa Avusturya’da yemiş olduğum “gebrannte Mandeln” şekerli bademi burada görmek beni çılgına çevirdi. Delicesine yiyebildiğim bir çerez! Tatlı sıcak ve “badem”!
Almanya – Avusturya dışında göreceğimi pek düşünmemiştim. Özellikle Noel’de çok fazla tüketilen bir ürün…
IMG_7808

Bu da şekerli bademimizin sevimli ambalajı! Fotoğraf: itsmuesday

Böylelikle Central Park’a her geldiğimde şekerle kavrulmuş bademimi alıp yavaş yavaş yürüyor ve şehrin merkezinde şehirden uzaklaşıyordum.
—–
Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

CHINA TOWN – SAN FRANCISCO

San Francisco’daki ilk günümde kaldığım hostele yürüme mesafesinde olan bölgeleri gezmeyi tercih ettim. Bunlardan biri de 10 dakikalık yürüme mesafesinde olan China Town’du. Çin Mutfağı’nı da ayrıca sevdiğimden dolayı haritayı aldım elime ve başladım yürümeye…
DSC00322

China Town’da kırmızı renk hakim. Fotoğraf: itsmuesday

San Francisco’daki China Town, Kuzey Amerika’daki en büyük göçmen bölgesi diyebiliriz. San Francisco nüfusunun büyük bir oranını da Asya’dan gelenler oluşturuyor. Ancak burada eklemek isterim ki daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, herhangi bir kültürel etkileşim ya da kültürel arası değişimin, paylaşımın çok aktif olmadığını düşünüyorum. Nitekim China Town konumlandığı bölge içerisinde küçük bir kasaba gibi, dışa kapalı olarak gözüküyor sanki… China Town bittikten sonra da bu Çin etkisi çok sert bir şekilde kesiliyor tamamen başka bir kültürün kapısını açıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.
China Town’a geri dönersem, burada birçok restoranda Çin lezzetlerinin tadına bakabilir, birçok dükkândan hediyelik eşya alabilirsiniz ve bunlar genelde normal piyasa fiyatının altında oluyor. China Town ve ara sokaklarını yürüyerek keşfederken mutlaka Golden Gate Fortune Cookie Factory’ye uğrayın, taze kurabiyelerden tadın hem de falınızı okuyun. Ancak fotoğraf çekmek bu dükkanda paralı 0,25 cent civarı olması lazımdı.
DSC00323

Bavul etiketlerinden, şemsiyeye birçok ürünün bulunduğu pasaj olarak adlandırabileceğimiz mağazalar dükkanlar mevcut. Genellikle konsept aynı ancak zaman zaman kalite farkedebiliyor bu sebeple dikkatli olmak lazım, ancak ne yaparsam yapayım hepsi çok sevimli geldiğinden dolayı dayanamıyorum! Fotoğraf: itsmuesday

Aynı zamanda Jackson – Grant Ave kesişiminde yer alan New Woey Loey Goey restoranına da uğramayı ihmal etmeyin, çok sevimli garsonları ve güler yüzleri ile inanılmaz bir hizmet sunuyorlar. Menüdeki birçok şeyi deneme fırsatım oldu, neredeyse hepsini beğendim diyebilirim…
China Town, fast food sevmeyenler için resmen bir cennet. Yemek seçenekleri çok fazla, bu sebeple her öğle yemeğinde soluğu China Town’da aldım ve sağlıklı beslenebildim diye düşünüyorum. Aynı zamanda şehri yürüyerek gezmek isterseniz de China Town’ın da yer aldığı bir rota çizip rahatlıkla en önemli turistik yerleri gezebilir, Pier 39’da mola verip tekrar gezmeye devam edip, Union Square’de gezinizi tamamlayabilirsiniz. Bu da bir gününüzü şehri yürüyerek deneyimlemenizi sağlar ki o zaman daha rahat gözlem yapabiliyorsunuz…
—–
Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

San Francısco – Golden Gate Brıdge

Golden Gate köprüsü “Full House” dizisi sebebiyle çocukluğumuzdan beri hafızalarımıza kazındı.En azından benimkine kazınmış ne zaman görsem o dizi gelir aklıma. Bu kadar yakınlaşmışken farklı bir açıdan çekmeyi denedim ve sonuç…
Golden Gate Köprüsünün etrafındaki turistik mekanlar çok düzenli ve başarılı bir şekilde organize edilmiş, ister bisiklet ile ister yürüyerek köprüyü geçmek mümkün. Hatta köprüyü geçişini tamamladıktan sonra küçük bir kahve molası çok eğlenceli oluyor…
Eğer sissiz bir havada yakalarsanız çok güzel fotoğraf veriyor. Ancak genellikle sisli oluyormuş, şansıma hiç sisli olmadı ^^

Kaldığım hosteldeki quiz yarışmasında öğrendim ki rengi “International Orange” mış. Fotoğraf: itsmuesday

 

 

Los Angeles – Kasım 2014

Los Angeles, çocukluğumdan beri özenip de ziyaret etmek istediğim yerler arasındaydı, keşke öyle kalsaymış diyorum bazen. Nitekim beni biraz hayal kırıklığına uğratan bir şehir oldu. Belki İstanbul’da her şeye kolayca ve hızlı bir şekilde ulaşabilmeye alıştığımdan dolayı, bir markete gitmek için yaklaşık 20 dakika yürümek bana biraz zor ve anlamsız geldi. Yani Los Angeles’ta araba olmadı mı iş gerçekten zor; ancak park yeri bulmak da zor. Bu kapsamda İstanbul’u aratmayan bir şehir…
Kasım sonu olmasına rağmen 28 dereceyi gördük; ancak bu bizi gezmekten alıkoyamadı. “Thanksgiving’e” denk geldiğim için bir çok yer kapalıydı, aynı zamanda Black Friday olayı yüzünden mağazalarda alabilecek ürünlerin sayısı da azalmıştı. Sadece 3-4 günümü geçirdiğim Los Angeles’ta beğendiğim yerler Santa Monica, Universal Studios ve Farmers Market’de yer alan açık büfe Brezilya Mutfağı “Pampas” oldu.

Los Angeles’ın uçaktan görünümü ^^ Southwest Airlines uçuş sırasında hatta kalkışta ve inişte telefonların uçuş moduna alınmasını yeterli buluyor bu kapsamda uçaktan bol bol çekim yaptım. en sevdiklerimden biri de bu fotoğraf. Fotoğraf: itsmuesday

Hayallerimde büyüttüğüm şehir bana çok yalnız ve kasvetli gözüktü. Hollywood bulvarındaki yıldızlar, Hollywood Sign, bir yerden sonra büyüsünü kaybediyordu.
En sevindiğim ise lise arkadaşlarımı ve üniversite arkadaşımı görmek oldu. Los Angeles derecesini bu kapsamda yükseltebildi bende, bir de tabi ki kaldığım Hostel’in akşam barbekü organizasyonları da çok eğlenceli oluyordu.

(Universal) En eğlenceli olanlarından biriydi The Simpsons Ride. Teknolojinin eğlence sektöründeki ilerleyişine şahit olduk diyebiliriz. Fotoğraf: itsmuesday

 

Düşünüyorum, bir daha Los Angeles’a gider miyim diye, sanırım bir tek arkadaşlarımı görmek adına giderim bir de içimde kalan Six Flags Magic Mountain için ^_^
Seninle ilgili henüz bir karara varabilmiş değilim Los Angeles…
IMG_8549

En sevdiğim karelerden biri yine.. Santa Monica Pier’den… Fotoğraf: itsmuesday

 

 

 

Kasım 2014 – San Francısco

Git şehrin en tepesine, bütün güzelliği oradan izle ve içindeki huzura huzur kat. Net!
San Francisco… Kaos hiç bu kadar huzurlu gelmemişti bana. Kendimi onca evsizin arasında hiç bu kadar güvende hissetmemiştim. Çeşitlilik hiçbir zaman bu kadar gerçekçi gözükmemişti…
JFK’de yaşadığım kaybolmuşluğun aksine SFO International’da sanki her şeyi elimle koymuş gibiydim, mutluydum; çünkü nerede olduğumu “rahat” bir şekilde algılayabiliyordum. O kalabalığın içinden kolayca beni konaklama merkezime götürecek servise yönelmiştim bile… Bekledim, servisime bindim ve üç saatlik farka alışma savaşı verirken kendimi hostelde buldum…
Hikâye bundan sonra başlıyor benim için San Francisco’da… Belki ömür boyu sürecek dostluklar, düşünce yapımın kısmi değişimine sebep olacak bakış açıları, birçok farklı insan… Yıllardır görmediğim dostlar…
Hosteller her zaman güzeldir insan tanımak için. Ancak şu ana kadar kaldığım hosteller arasında kendi içinde bu kadar organize olanını gördüğümü söyleyemem. USA Hostels San Francisco işini olması gerektiğinden daha güzel yapıyor… Hostelin düzenlediği “ücretsiz” etkinlikler kapsamında neredeyse bütün şehri dolaştım, çok güzel mekânlarda çok “ucuz” lezzetler tattım ve birçok insan tanıdım. Yürüyerek şehirde bir daire çizmenin heyecanını yaşadım. Ayağım rahatsız olmasına rağmen San Francisco’nun yokuşlu yollarında yürüyüp durdum. Kimi zaman yokuşları geri geri çıkmak zorunda kaldık arkadaşlarla.
Coit Tower'dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana...

Coit Tower’dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana… Fotoğraf: itsmuesday

Şehri izlemekten hiç yorulmadım…
San Francisco’da sevdiğim şeylerden biri, insanların önyargılarının neredeyse, tamamen yıkılmış olması. Nereden geldiğiniz, ne dili konuştuğunuz kesinlikle önemli değil. Çok sevdiğim arkadaşım Burkay bana bir şey demişti. San Francisco’da bir mağazaya çıplak girsen, sana neden çıplaksın diye sormaz, buyurun nasıl yardımcı olabilirim diye sorarlar… Herkeste olmasa bile insanlardaki bu rahatlık şehrin atmosferine de işlenmiş… Önyargısız bir ortam hissedebilmek şahane…
Diğer bir yandan, şehirdeki doku çok çeşitli. Bir yanda Çince, bir yanda Korece yazılara rastlamak mümkün… Çok sayıda restoran ve kafe mevcut. Hepsi farklı bölgelerden gelme. En güzeli de ne kadar fast-food restoranı varsa bir o kadar da butik restoran var. Neredeyse bütün öğle yemeklerimi Çin Mahallesinde yerin bir kat altında konumlanan bir restoranda yedim. Küçük ama çok sevimli bir yerdi…
New Woey Loy Goey (http://www.urbanspoon.com/r/6/88182/restaurant/Chinatown/New-Woey-Loy-Goey-San-Francisco) Özellikle wi-fi de mevcut dipnot olarak belirteyim.
New Woey Loy Goey 'de yediğim etli wonton çorbası. Hemen arkasında da kadraja girmiş çin çayım ^^

New Woey Loy Goey ‘de yediğim etli wonton çorbası. Hemen arkasında da kadraja girmiş çin çayım ^^ Fotoğraf: itsmuesday

Nereden anlatsam nereden bağlasam bilemiyorum ama bu şehir hiçbir çaba göstermemesine rağmen gönlüme girmiştir…
Tabi ki San Francisco bu kadar bir yazıyla bitmez devamı gelecektir… Bu da bir girizgah olsun…
—–
Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

Kasım 2014 – New York

Peri tozunun daha yere düşmeden yok olmasına sebep olan bu hız…

Hızlı yaşamayı artık genlerimize kodladık sanırım. Teknolojinin bu denli hayatımızın içinde olmasını sorgulamak bir yana, artık hızın ön planda olduğu bir dönemde olmak bazen korkutuyor beni… Uyum sağlayıp sağlayamayacağımı sorgular oldum… Beni üzen bazı gerçekler var evet, doya doya anın tadını çıkarmaktansa bir acele içerisinde geçiştirir olduk her şeyi. Yemek olsun, kahkaha atmak olsun, izlemekten keyif alacağımız bir konser olsun değer verebileceğimiz birçok olguyu sıradanlaştırdık sanki. İster teknoloji deyin ister küreselleşme. Ben insanoğlunun kendi kendine yaptığına inanıyorum bunu. Bu hız, kısmen bazı alanlarda inanılmaz faydalı olsa da günlük hayatta zaman zaman o kadar can sıkıcı oluyor ki… Artık fotoğraf çekmeden yemek yemeğe başlamıyor, konserde en önde olmak ve bütün konseri kaydetmek için birbirimizle savaşıyoruz… Bütün bunlara çok fazla şahit olmamıştım kendi ülkemde, nitekim zamanla artan bir olguydu benim için ancak korkutucu bir seviyesi henüz yoktu. Yaklaşık bir ay önce Amerika’ya on beş günlük bir seyahat düzenledim, kendi başıma gidip keşfetmek ve gözlemlemek uğruna, on beş gün kuzeyden güneye gezip durdum. New York, San Francisco, Los Angeles… Hepsi hakkında söyleyeceklerim mevcut, kafamda bir türlü toparlanamıyor; çünkü söylenecek çok ama çok şey var.

Yanlış hatırlamıyorsam burası 80. kat olmalı. Eğer 7-10 dolar kadar eksta bir ücret öderseniz 100. katlara çıkabiliyrosunuz. Ayrı eski bir asansör mevcut ama orada camın arkasından manzarayı izlemek mümkün… Fotoğraf: itsmuesday

Yukarıda bahsettiğim “hızlı tüketim” olayına geri dönersem eğer; belki, New York’tan istediğim tadı alamamanın sebeplerinden biri de bu olsa gerek sanırım. Hala bahsettikçe o kekremsi tat geliyor aklıma. Onca güzel unsurun, arasında kaybolup gittiği samimiyetsizlik, bir an evvel ayrılma hissini körüklüyor içimdeki. Size şurası böyle güzeldi şöyle iyiydi diye anlatmayacağım. Değişmeyecek şeyler var ki bu da bir gerçek, Broadway’de izlediğiniz bir müzikalin içinde şahit olduğunuz emek fırtınası, ya da Empire State Building’in doruğundan gözlerinizin altında uzanan New York City’nin eşsiz manzarası… Aldığınız haz ilk deneyim heyecanı ile harmanlanınca güzel bir tebessüm kalıyor yüzünüzde. Ta ki gerçek dünyayla yüzleşene kadar… Evet, şehir kalabalık bu bir gerçek, ancak bu kalabalık o kadar çeşitli ki, herkes ayrı telden çalıyor ama tek bir ortak nokta var o da tüketim. Tüketimin sıradanlaşması, hız kazanması ve hiç durmadan hızlanması… Şehirdeki enerji sizi bir “Newyorker” olma yolunda eğitiyor resmen ve sizde olan bütün özellikleri, ayrıcalıkları sömürüyor gibi hızlı tüketime itekliyor bünyenizi. Bir şeyler tüketmedikçe New York’ta var olamıyorsunuz sanki “invisible” oluyor, görünmezlikle baş başa kalıyorsunuz. Ben üçüncü günün sonunda kendimi çok alakasız yerlerden alakasız ürünler alma isteği içerisinde buldum. Normalde para harcadığım tek şey gezmek olurdu… Nasıl bir subliminal marketing işledi içime hiçbir fikrim yok açıkçası; ancak, insanların günlük hayatlarına bile kodlanmış olan bu hızlı olma ve hızlı tüketim arzusu, gökdelenler arasında daha da boğulmama sebep oldu…

Empire State Building – Fotoğraf makinesini parmaklıkların arasından sarkıtıp fotoğraf çekebilmek mümkün ^^ Fotoğraf: itsmuesday

Bu yüzden rüyalar şehri New York, ilk izleniminde benden geçer not alamadı. Şehri doyasıya tadamadım… Üzgünüm. Belki de ister istemez diğer şehirlerle kıyasladığım için bu kadar etkilenmemiş olabilir ya da alışverişten önce gelen birçok şey olduğu için bana göre… Tabii ki yine de mutlaka görülmesi gereken bir yer New York. Bir kez bile olsa görülmeli…