Şubat 2018 Favoriler

Taşınmaydı, işti güçtü derken çok uzun bir süredir hiçbir şey yazmamış olmama kaç puan veriyoruz bilemiyorum. Arada insanın yazmaya takati kalmıyor ama özlemişim yazmayı şu kelimeleri sıralarken farkına vardım.

En son 2 Ekim 2017’ye ait bir yazım var o da New York yazım. Ondan sonra da bir sürü şey oldu tabi hayatımda, tercihlerimde, sevdiklerimde, sevmediklerimde…

O zaman son dönem kozmetikten, kıyafete, hobilerden, yiyeceğe uzanan favorilerimi paylaşayım bakalım.

  1. Aveeno Nourish + Moisturize Shampoo: Walgreens’ten aldığım bir üründü, New York’a ilk gidişimde de almıştım. Çok memnun kaldığım için yeniden kullanmak istedim. Wheat Protein içeren şampuan kuru ve yıpranmış saçları besliyor. Aynı zamanda yumuşacık yaptığı için saçlarımı çok seviyorum. Aveenonun pek çok ürününü severek kullandım diyebilirim. Özellikle bahsettiğim şampuan saçlarımı gerçekten nemlendirebilen yegane şampuanlardan.

    Fotoğrafı Amazon’dan aldım keza kendi şişem bu yazıyı yazmaya başladıktan sonra bitti.

  2. Lush Bubblegum Lip Scrub: Dudak peelingi vazgeçilmez bakım ürünlerim arasında. Dudağa peelinge ne gerek var diyorsanız, yanılıyorsunuz. Pürüzsüz dudakların temeli benim için peeling demek. Lip Scrub’lar oldum olası kullandığım ürün skalasında en üst seviyelerdedir. Lush’ın bubblegum’ı da Glamglow peelingimden sonra sevdiğim peelingler arasında yer almakta.
  3. REVIT Bellecour Womens Leather Jacket: Canım motosiklet ceketim. Günler saydım buna kavuşabilmek için. İlk başlarda biraz rahatsız etti ama sonra hemen alıştık birbirimize. New York Union Garage’dan aldığım bu ceket, son zamanlarda incelediğim ceketler arasında açık ara favorim. Asimetrik ön fermuar, SaStec dirsek ve omuz koruma. RV tipi sırtlık mevcut.
  4. RSD Riot Glove: Bu da canım motosiklet eldivenim. Bordosunu Pop-up storelardan birinde bulmuş ve kaçırmadan almıştım.

Şu son dönemde çok sık alışveriş gerçekleştirmediğimden ötürü fazla bir favorim yok aslında…

 

Reklamlar

Çanakkale – Yenice 2017

19 Mayıs’ın Cuma gününe denk gelmesinden mütevellit, Perşembe akşamı iş çıkışında Çanakkale – Yenice yollarına koyuldum. Önce Bandırma’ya gidiyorum hızlı feribot ile oradan da dayım beni alıyor ve yol durumuna göre 1 ya da 2 saat sürüyor Çanakkale. Eğer sizi alacak bir dayınız yok ise Bandırma garaja gidip oradan Yenice’ye giden şehirlerarası otobüsleri kullanabilirsiniz.

Bu yazımda sizinle ay şöyle güzel tatildi böyle güzel eğlenceydi diye anlatmayacağım çünkü bu sefer ailemle birlikte vakit geçirdim ancak diğer bir yandan da doğa ile iç içe geçirdiğim günler sayesinde de yenilendim.

Yenice, Kaz dağlarının eteklerinde konumlanan küçük bir yerleşim bölgesi… Büyük market zincirlerindense hala bakkalların işlev gördüğü, paketlenmiş gıda yerine doğalının tercih edildiği, köy halkının birbirini tanıdığı ve birbirinden yardımı esirgemediği öyle masallarda olan bir yer gibi geliyor eğer benim gibi İstanbul’un karmaşasından çıkıp giderseniz oralara. Belirtmem gerekir ki, günde üç kez şekerleme yaptım oksijen fazlalığı yüzünden.

Eve vardığımda akşam geç vakit olmuştu çoktan ancak bu civcivleri görmemi engelleyemezdi. Bu sene bahçe hayvancılığı yapmaya başlayan dayımın tavukları ve yeni civcivleri vardı. O kadar sevimliler ki. İstanbul’da aldıklarınız gibi ölmüyor büyüyor tavuk oluyorlar. Gerçi bugün izlediğim belgeselden sonra uzun bir süre hayvansal gıda tüketebileceğimi zannetmiyorum. Yani civcivleri sevdikten sonra tavuk yemek filan olmuyor.

Hep derim ki sabah kalksam yürüyüşümü yapsam, ondan sonra çarşıdan tazecik yiyecekler alsam, eve gelip kahvaltımı yaptıktan sonra işe güce koyulsam. Ne yalan söyleyeyim geçtiğimiz üç gün boyunca aynen bu dediğim şekildeydi her şey. Çok güzel bir dağ yürüyüşü, mükemmel bir kahvaltı, biraz iş ve uyku… Yenice’de çok güzel bir Enduro parkuru var pratik yapmak isteyenler için. Doğal parkur. Aynı zamanda paraşüt ile atlama gibi “çılgın” aktiviteler de mevcut.

Yukarıdaki gibi minnoşlar yürüyüşünüze eşlik ediyor. Köy halkı kedi köpek ayırt etmeden sevgiyle besliyor. Bu sadece peşimizden gelenlerden biri. Bir tane dostumuz bizi çarşıdan eve kadar takip etti ama evde 5 köpek olmasından mütevellit içeri giremedi fakat iyice karnı doyuruldu.

Cumartesi günü de hayır için köy parkında gödek pek çoğunuzun bildiği ismiyle pişi pişirildi. Bu hayırı da bu sefer bizimkiler yapıyordu. Ortaya çıkan manzara inanılmazdı. Çok lezzetli ve keyifli bir akşam geçirdik. Yöresel gözlemlerin yapılabileceği bir gündü. Sevimli Ege aksanı, pomaklar, yörükler… İnanılmaz bir kültürel buluşma gibiydi. Tepeleme gödek yedi herkes, evlerine de götürmek üzere mendillere de sardılar… Afiyetler olsun efendim.

Gödek hamurunu kızgın yağa atmak için hazırlayan teyzem ve daha niceleri. 🙂

Bu da toplu gödek fotoğrafı. Reçel, peynir ve zeytinle yeniliyor. Tazecik o kadar güzel ki…

Dağda gezerken topladığım kekik ve peynir ile afiyetle yedim. Üç gün kendime terapi yaptım resmen..

Devam edeceğim yazmaya…

Sevgiler

@itsmuesday

İspanya’nın Vazgeçilmez Destinasyonu Madrid

İSPANYA’NIN VAZGEÇİLMEZ DESTİNASYONU MADRİD

Son zamanlarda vize almaya üşendiğim için Avrupa seyahatlerimi kısıtlıyordum; ancak İspanya’ya pek çok kez gidip Madrid’i görmeden geri dönmek seyahat literatürüne yakışmıyordu. Bu sebeple İspanya’nın başkenti Madrid’e gitmeye karar verdim ve bayram tatilimi Madrid’de değerlendirdim.

Gitmeden önce çeşitli korkularım vardı. Barselona’yı seven biri olarak yapılan yorumlar Madrid’in sıkıcı olduğu yönündeydi; bunlara aldırmadan Madrid seyahatimi planladım. Bugün bu yazıyı yazarken tekrar Madrid’de geçirdiğim şahane günler geldi aklıma ve iyi ki gitmişim dedim.

Madrid’de İstanbul’dan direkt uçuş bulunmakta. İki havaalanından da kalkış olmak üzere toplan 4 uçuş mevcut (tarifeler değişiklik gösterebilir). Uçuş süresi de yaklaşık dört buçuk saat. Havaalanına ulaşım ve havaalanından şehre ulaşım da kolay, taksiler sabit fiyatla çalışıyor. Ben gittiğimde sabit 30 Euro idi, bu fiyat tabi ki artış gösterebilir. Aynı zamanda metro ve otobüs kullanmak da mümkün. Benim tercihim çok sayıda ce ağır valizlerim olduğundan dolayı taksiden yana oldu ve kısa süre içerisinde şehre ulaşabildim.

Konaklama kapsamında günümüzde pek çok seçenek mevcut, ister otel ister hostel ister ev kiralayarak konaklayabilirsiniz. Madrid’de de bu konaklama seçeneklerinin hepsi mevcut. Benim tercihim evden yana oldu. Ancak Madrid’i rahat bir şekilde gezmek istiyorsanız, şehir merkezine yakın bir lokasyonda konaklamanız mantıklı olur, Gran Via caddesi buna bir örnek olabilir. Sol Meydanı çevresinde de konaklama seçenekleri değerlendirilebilir.

Yolculuğumuz güzel geçti, konaklamamızda da problem yok, o zaman gezme, yeme, içme vaktidir Madrid’de. İspanya’da yemek kapsamında her zaman dile getirdiğim taptaze deniz ürünleri. Her gün mutlaka bir öğün deniz ürünlerine ayırmanızı tavsiye ediyorum. Türkiye’de çok sık tüketilmeyen değişik midye ve istiridye türleri gerçekten iştah açıcı bir lezzete sahip. Diğer bir yandan bir İspanya klasiği olan “tapas” favorilerim arasında. Madrid’in ünlü atıştırmalıklarından biri de ekmek arası kalamar, eğer bu sandviçi yiyecekseniz sarımsak sosunu istemeyi de ihmal etmeyin. Arada tatlı kaçamağı yapılacak ise bu kaçamaklardan en az biri mutlaka çikolata soslu churros içersin. Bizim tulumba tatlısının şerbetsiz olanının çikolataya batırıldığını düşünün, sıcak sıcak… Tabi ki patatas bravas ve biberli patates de Madrid’in vageçilmezleri arasında… Paella gibi klasik olan tatlara pek fazla değinmek istemiyorum; ancak İspanya’da iken mutlaka tadılması gereken klasiklerden.

Peki, yedik içtik, nereleri gezelim? İşte Madrid’de görmeniz gereken yerler.

  • Prado Müzesi: Kapısındaki kuyruk saatlerinizi alabilir bu yüzden gitmeden önce mutlaka biletinizi online olarak internet sitesi üzerinden alın ve sırayı beklemek zorunda kalmayın. Prado Müzesi şahane koleksiyonunun yanı sıra çok değerli sergilere de imza atıyor. Madrid’de sanatı temsil eden en büyük unsurlardan biri Prado. Kesinlikle görülmeye değer.
  • Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi: Eğer Prado Müzesi’ni ziyaret edecekseniz, bu bölgeye yakın konumlanan Reina Sofia ve Thyssen Bornemisza Müzesi’ne de uğramayı ihmal etmeyin, geniş koleksiyonlarının yanı sıra çağdaş sanat sergilerine de ev sahipliği yapan bu müzeler ruhunuzu büyülüyor.
  • Gran Via: Alışverişin kalbinin attığı cadde diyebilirim. Lüks tüketim için çok başarılı… Ara sokaklardaki butik kafelerde dinlenerek caddeyi gezebilirsiniz. Alışveriş yapmasanız bile Madrid’in estetik harikası binalarını izlemek bile yeterli…
  • Sol Meydanı: Puerta del Sol yani Güneşin Kapısı… Madrid’in sıfır noktasının bulunduğu alan ve yeni yılın kutlandığı meydan burasıdır. Plaza Mayor’a çok yakındır. Yine pek çok mağazaya ev sahipliği yapan meydanda Madrid’in simgesi olan Ayı ve Kocayemiş Ağacı” ile fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin. (Ayı ve Çilek Ağacı olarak da bilinir.)
  • Plaza Mayor: 1620 yılından beri açık olan meydan Puerta del Sol’a çok yakındır. Buradaki kafelerde ufak bir yemek ya da kalamar sandviç molası verebilirsiniz. Tabi Churrosu da ihmal etmiyoruz.
  • El Retiro (Retiro Parkı): Madrid’in en büyük yeşillik alanı… Göller, heykeller ve huzur. Mutlaka görülmesi gereken en az iki saat huzur depolamanız gereken bir park. Tatilde spor yapanlardanım diyorsanız, koşu parkurunuz ya da yürüyüşünüz için de uygun. Belki göl kenarındaki cafelerde güzel bir kahve yudumlarsınız…
  • El Rastro: İşte benim en sevdiğim yer. Pazar günlerinin vazgeçilmez bit pazarı! İnanılmaz keyifli saatler geçirdiğim bir yerdi. Pazar kültüründen vazgeçemediğim için karış karış gezdim. Keyifli alışveriş için birebir. Mutlaka görülmesi lazım.
  • Real Madrid Stadyumu: Sporseverleri davet ediyorum. Özellikle saha içi manzaralı restoranlara da ev sahipliği yapıyor…

Açıkçası Madrid bana Barselona’nın ağabeyi gibi geldi. Şehirde bir olgunluk hissi var. Belki başkent olmanın getirdiği bir olgunluk bu… İspanya’da gezmiş olduğum iki şehir arasında bir kıyaslama yapmak istemiyorum, iki şehri de çok seviyorum. Madrid’de de çok keyifli bir tatil geçirdim. En kısa zamanda yeniden gidip kahvemi yudumlarken Madrid’in enerjisine bırakmak istiyorum kendimi…

İyi tatiller…

 

PARİS – 2016

Beni takip edenler bilir, genellikle Avrupa vizelerimi İspanya’dan alıyorum abim orada yaşadığı için ancak süre kapsamında tatmin olamadığımdan dolayı bu sefer Fransa’dan almak istedim ve beni orta seviyede memnun eden bir vize aldım. Biliyorsunuz ki, vizeyi nereden alırsanız ilk oradan girmeniz gerekir ve ben de bu fırsatı değerlendirip belki de hiç gitmeyi düşünmediğim Paris’e gittim. Paris’e gitmemin sebeplerinden biri şehrin bisiklet turu programı olması, neredeyse hiç tepe olmamasından mütevellit kolay yürünen sokaklar ve LOUVRE Müzesi. Yıllarca sanat yönetimi okurken Louvre ve koleksiyonuna maruz kaldık, görmek bu yıla nasipmiş bakalım.

img_9793

Öncelikle Paris’de ulaşım inanılmaz kolay çok hoşuma gitti bu özelliği 100 metrede bir istasyon mevcut ancak gelin görün ki benim kullanmam gereken hat gitmiş olduğum 3 gün boyunca tadilattaydı. Bu kapsamda bol bol yürüdüm işime yaradı diyebilirim. Fit bir tatil yaptım. Şaka bir yana yaklaşık 35 km yürüyerek kendi rekorumu kırdığımı düşünüyorum.

img_9609

Havaalanına erken iniş yaptım. İnişten sonra Terminal 1 – 32. Perondan kalkan otobüsüme bindim LE BUS DIRECT ile Gare Montparnasse’da otelimin olduğu bölgeye doğru yol aldım ki gezimde en çok sevdiğim yer burasıydı. Butik kafeler ve otellerin olduğu bu bölgede çokça Turiste rastlamak mümkün. Otobüs Yolculuğu yaklaşık 1,30 saat sürüyor yalnız haberiniz olsun bayağı uzun bir yoldu bitmek bilmedi. Yalnız havaalanında ilk defa çıkışı bulamadım, terminal çember şeklinde tasarlanmış dön babam dön. Bir türlü bitmek bilmedi ve yönlendirme yetersizliği olduğunu düşünüyorum, kendimi başka bir kapıda buldum çünkü…

Neyse sağ salim otelime ulaştıktan sonra çoktan hazır olan odama check-in yaptım. Şaşırdım çünkü 11’de odam hazırdı ve bu beni inanılmaz sevindirdi. Odama yerleştikten sonra rotamı çizdim ve yürümeye başladım. Shakespeare and Company’den başladım. Ardından Notre Dame Katedrali, Pompidou Merkezi oradan Louvre Müzesi, ardından City Pharmacie  ve otele geri dönüş. Çok güzel bir rota olmuştu bu. Neredeyse görmek istediğim pek çok yeri görmüş bulundum. Ancak City Pharmacie kapalıydı bu yüzden şansızdım oraya bir kez daha gitme kararı aldım. Keza Paris’in en meşhur eczanesinde almam gereken dermokozmetikler vardı.

Şehir hareketli, sevimli, bu arada ufak yemek molaları verdim ama daha çok sağlıklı ve clean eating hareketimden vazgeçmedim. Genelde ızgara üzerinden gittim ve evet krep yemedim, mideme dokunan bir şey olduğu için tercihim değil. Evet biliyorum çok ünlü ama yapabilecek bir şeyim yok.

img_9627

Louvre’dan bahsetmek istiyorum biraz. Hayatımda gezdiğim açık ara fark (kalabalık olmasına rağmen) en güzel, en beğendiğim müze oldu. Çok uzun bir süre hiçbir müze yerini alamayacak. E tabi Mona Lisa’yı da görmüş olduk yakından bir inceledik. Bu da sevindirmedi değil. O kadar fazla yürüdüm ki o gün. Aslında Louvre tam olarak bitmedi ama ben görmek istediğim eserleri görüp hızlandım.

Otel’e giriş yaptıktan sonra hemen yakınlarda konumlanan Le Smoke restoranına gidip belki de hayatımda yediğim en güzel keçi peynirli salatayı yedim diyebilirim. Hoş müzik eşliğinde salatamı yedim ve inanılmaz sevinerek otelime geri döndüm.

img_9674

İkinci gün Arc de Triomph’dan başladım. Zafer takını gördükten sonra da Eiffel Kulesi’ne yöneldim. Bu iki yapıyı iyice fotoğrafladıktan sonra soluğu otelin orda aldım ve güzel bir yemek yedikten sonra city pharmacy’e doğru yürüdüm ve dermokozmetik alışverişimin yanısıra homeoplasmine ve biafine kremlerini aldım. Bunlar Fransa’nın en kıymetli kremleri. Her şeye iyi geliyor diye söylenir genelde.

img_9676

Cityoharmacie’den sonra Montparnesse Tower’a çıkıp puslu bir hava olmasına rağmen Paris manzarasının keyfini çıkardım!

 

ZEN MARKET MADRID 09.2016

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur :)

Zen Market Restoranındaki manzara ^^ Futbol severler için özel kısım, uzakdoğu mutfağı ve futbol sevenlere duyurulur 🙂

Madrid’de son günlerime yaklaşırken ailecek ziyaret ettiğimiz restoran Zen Market, öncelikle dekorasyonu ile kişiyi büyülüyor. Keza ışıklandırma sisteminin başarılı olduğu bir mekan ve yerken mistik bir ortam sağlıyor bu sistem. Bu sebeple beynimizde yerleşmiş mistik uzak doğu klişesini damarlarınıza kadar yaşıyorsunuz. Mekandaki koku da yemeklerdeki bol sarımsak ve sosa rağmen, tütsüyle karışık sandal ağacı kokusuydu, bu da iştah açıcı bir detay tabi… Demem o ki restorana ilk girdiğiniz andan itibaren atmosfer sizi içine çekiyor. Bu sebeple restoranda geçirdiğiniz vakit size huzur veriyor.

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Sebebini bilmediğim, son zamanlarda yaşadığım düşük fotoğraf kalitesi problemine sitem ederek yine yazayım, şu kare restorandaki en sevdiğim karelerden biri. Özenle tasarlanmış masalara saygısızlık edemem ^^

Restoranın menüsü geniş. Çin, Japon ve Thai mutfaklarından tatlar yakalamak mümkün. Bence menüdeki tek eksik İngilizce… İngilizce menülerinin olmaması uzak doğunun dışa kapalı kültürünün de bir göstergesi bence. Bu durum benim hoşuma gitmiyor. Sonuçta turistik bir yerde sadece İspanyolca ve Çince menü olması biraz garibime gidiyor. Hani İspanya’nın kasabalarından birinde yerel bir mahalledeki kafeye gitsek bunu anlarım ama bu tür prestijli yerlerdeki bu inadı “kültürden ödün vermemek” bahanesi altında gerçekleştirmelerine anlam veremiyorum. Google translate ya da abim olmasaydı cidden sıkıntı yaşardım. Korece menü olsa onu bile alırdım daha iyiydi. Bu restoranda beni en çok rahatsız eden durum oldu nitekim etrafımızdaki masalara baktığımda turist oranı oldukça yüksekti, sonuçta “o piti piti” (aslına o pity de işte yılların verdiği  piti piti) yaparak ya da kocaman menüyü tek tek tercüme ederek anlamanız mümkün değil. Pek sevdiğim loş ışık sebebiyle fotoğraftan da çeviri yapamıyorsunuz, flaş menüde patladığı için algılamıyor.

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma...

Tam masamızın üstünde konumlanan ampülümtrak enstelasyonumsu ışıklandırma…

Evet menü ve dekorsayona göz gezdirdikten sonra lezzetlere gelebilirim. Şöyle ki artık bir uzak doğu mutfağı uzmanı olarak tanımlamaktan çekinmiyorum kendimi yaptığım 4562 tane Kore gezisinden sonra çeşitli uzak doğu tabaklarından pek çok kez yiyebilme fırsatı yakaladım. Hem de orijinal lokasyonunda… Bu sebeple önümüze gelen yemekleri daha “uyuz” ve “acımasız” bir şekilde yedim. Nihohoho! Tabi ki böyle bir şey yapmadım, hepsini keyif alarak aheste aheste yedim benimki latife, neyse sadede gelelim.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Başlangıç olarak sushinin kendi içinde farklı uygulamalarından biri olan Uramaki.

Aaaa bu fotoğraflarım neden böyle çıkıyor en kısa zamanda görselleri bir update edeceğim. Canımın içi fotoğraflar hiç böyle bir problemle karşılaşmamıştı neyse… Uramaki ile güzel bir başlangıç yapalım dedik. Uramaki, sushi arasında “inside out” olarak bilineni. Nori (yosunu) içeride ve pirinci dışarıda konumlanıyor aynı zamanda karidesi de pişmiş (Iyy çiğ mi bu diyenlere, hem çiğse çiğ, siz hiç çiğ ton balığı yediniz mi leziz bir şey). 10 üzerinden 7 (Sosundan kaybettim tatlım)

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında... Burada da sunumu aynı Kore'de olduğu gibi...

Fried rice Çin kökenli bir Kore yemeği aslında… Burada da sunumu aynı Kore’de olduğu gibi…

Günün başarılı yan yemeklerinden biriydi kızarmış ya da kızartılmış pirinç. Özellikle yumurtası tam olması gereken kıvamdaydı ve sıcak pilavla karıştırdıkça daha de pişti ve pilavı birbirine yapıştırarak sebze sosunun harmanlanmasını sağladı. Tabi ki severek yedik 10 üzerinden 8. Daha güzellerini yediğim için 2 puan gidik. Bir Kimchi Fried Rice değil yani…

Bildiğiniz Tavuk...

Bildiğiniz Tavuk…

Bu yemeğin pek bir olayı yok ancak bu restoran sanki tatlı-ekşiyi tatlı ekşi ve acı olarak algılamış. Acı baharat yiyebilme derecesi Kore’lilerden fazla olan biri için bile acıydı sosu. O acı bize öyle şeyler içirtti ki. Sizi gidi  sizi! Ama güzeldi şimdi yalan yok. 10 üzerinden 6 çünkü hayal ettiğim gibi olmamasının yarattığı boşluk. Kalbimde hala kapanmadı.

Bu fotoğrafları düzenlemeden daha fazla yazmayacağım. Yediğimiz denediğimiz 4562 tane daha tabak var. 11 kişi olunca akşam yemeği sonsuza doğru uzuyor tabi. Şu fotoğraf olayını halledip en kısa zamanda yazımı tamamlıyorum. Biraz içerik girip trafik akışını sağlayayım diye yazdım bizde yalan yok! 🙂 aHAHAH hadi öptüm hepinizi. Bu fotoğraf olayı canımı sıktı çok.

 

MADRID 09.2016

Sonunda yeniden birlikteyiz! Uzun zamandır yazamamış olmanın verdiği bir durgunluk var üzerimde ve sonunda yeni bir seyahat ile bu durgunluğu attığımı düşünüyorum. Çok da iyi odlu aslında bu bayram tatilini fırsat bilip, aile ziyareti yaptım Madrid‘e. Zaten İspanya‘da yaşayan abimi uzun zamandır görmüyordum, hem bayram bahane, gezmek şahane! İspanya çıkartmamı da kolaylamış oldum.

//

Finally we’re together again! It’s been a long time. I couldn’t have change to write something on my blog however after an amazing vacation I believe that it’s better to share my experiences with you. It was a religious holiday season of Turkey and I’ve had chance to visit my brother who lives in Spain. It was so fun!

//

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid'e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Son birkaç yıldır Kore uçuşlarım hariç, THY ile uçmayı tercih ediyorum. Bu sefer ailemle birlikteydik. 160cm boyum olmasına rağmen otururken sıkıntı çektiğim bir uçakla Madrid’e uçtuk. Bu benim için üzücüydü ancak dönüş uçağımız mükemmeldi. Şans diyelim.

Daha önce birkaç kez Barcelona‘da bulunmuştum. Çok da sevmiştim Barcelona’yı hala da çok seviyorum ama bu sefer Madrid kalbimi bir farklı etkiledi. Sanki Barcelona’nın büyük abisi kıvamındaydı. Şehrin tasarımına aşık oldum diyebilirim. Şu ana kadar hiç bu kadar şık bir Avrupa şehri görmemiştim. Evler sanki estetiğin yeni nesil tanımı gibi eskiden günümüze gelen…

//

I’ve been in Barcelona for several times and I liked it so much. I still like it. however this time Madrid has totally changed my mind. Madrid felt like Barcelona’s big brother. I’ve never seen an elegant city like Madrid. Oh my god! I can’t get those building’s designs from my head. It was totally amazing.

//

Madrid‘de en çok sevdiğim şeylerden biri de yemek oldu. Akdeniz mutfağına bayılıyorum. Özellikle İspanya’daki deniz ürünlerine hayranım. Her gün ızgara karides yedim bir öğün neredeyse. Abim’lerin sürekli gittiği Cazorla‘ya biz de uğradık ve kısa süre kalmamıza rağmen 2 kez gittik.

//

I like the food in the city. I love Mediterranean Cuisine. Especially I always consume sea food around Spain. I ate grilled shrimps every single day! There was a restaurant called Cazorla. We went there twice for the amazing, delicious seafood!

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

Bu en güzel yemeklerden biri. Yağlı güveç karides. Cidden pamuk gibiydi, masaya geldiği gibi bitti.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

İşte bu benim favorim, kaya tuzu ve özel limon sirke sosu ile ızgaralanmış Karides. Şahane ötesi.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.

Bu da efsane domates ve Ton Balığının birleşimi. Sıradan bir salata ancak sos seçimi mükemmel.

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?…. “3”!

Sanırım yoğun olarak 2012’den beri tek başıma geziyorum, tek başıma derken, herhangi bir tur programına bağımlı olmadan turluyorum ülkeleri. Şu ana kadar İspanya, A.B.D., Güney Kore, Almanya ve Avusturya’da bulundum.

Bu ülkelerin sayısı size az gelebilir ama genelde aynı ülkeye pek çok kez gittim, sevdiğim yerler oldu mu özümseyerek gezmek isterim tabi ki… Ayrıca insan bazen özlüyor gittiği yerdeki lezzetleri.

Özellikle belirtmem gerekir ki bu seyahatlerimin hiçbirinde herhangi bir şekilde turizm firmalarından destek almadım. Bu kapsamda da bütün seyahatlerimi baştan aşağı kendim tasarladım. Belki turizmciler bana kızacak ama çok hayal geliyor bana onların hazırladığı turlar. Gerçekçi değil, bir insan uçaktan iner inmez otobüsle panoramik bir tura nasıl dayanabilir? Ben otobüse biner binmez uyurum mesela, ya da bütün şehri camın arkasından görmek? Her şeye esktra para vermek? Bunlar benim seyahat anlayışım kapsamında değiller maalesef, bu sebeple de kendim rahat rahat takılmayı tercih ediyorum. Şu ana kadar da hiç sıkıntı yaşamadım her yere de gittim her şeyi de yetiştirdim… Tur programcılarından özür diliyorum, yani ben pek mantıklı bulmuyorum bu benim kişisel tercihim, bu yöntemi seçmediğim için, yaklaşık 2-3 ay süren bir araştırma maratonunun içinde oluyorum. Kimi hazır program ile gezmek isteyebilir o yüzden kişisel fikirlerimi paylaşıyorum, kimse üstüne alınmasın yanlış anlamasın…

Programdan, biletlere, yemek yiyeceğim yerlerden, ziyaret edeceğim müzelere kadar her şeyi sırasıyla planlıyor, bir aksilik çıkarsa ona göre davranıyorum ve programı değiştirebiliyorum ve benim için en önemlisi istediğim saat istediğim yerde istediğim kadar kalıyorum…  Bu kapsamda çok fazla deneyimim oldu ve birinci seyahatim ile son seyahatim arasında doğal olarak dağlar kadar fark var… Bu farkı oluşturan süreçte de nasıl unsurlardan faydalanarak programlarımı oluşturduğumu yani top secret bilgilerimi sizlerle paylaşacağım…

Bu yazımdaki amacım kendiniz için bir tur programı hazırlarken nelere dikkat etmeniz gerektiği hakkında sizlere ipucu vermek. Benim yabancı dilim yok ki, bütün bunları nasıl yapacağım derseniz, korkmayın, keza beden dili olsun, elinizdeki rehber olsun yolunuzu elbet buluyorsunuz.

İpuçlarına geçmeden size Güney Kore’de başıma (hatta başımıza) gelen bir olaydan bahsedeyim… En yakın arkadaşım Ece ile Kore’deyiz, Seoul’da üçüncü günümüz ve Küçük Prens köyünü ziyaret etmek istiyoruz. Aldık biletleri bindik trene, git git tren durmuyor git git durmuyor, bir baktık bilet kontrol eden görevli geldi ve dedi “Sizin biletleriniz yanlış” biz bunu anlamadık doğal olarak o zamanlar o kadar iyi Korece bilmiyorduk. Sonra gitmek istediğimiz yeri anlattık az çok el hareketleriyle, adamcağız bize tarif edene kadar canı çıktı ama o kadar güzel anlattı ki, hiç dil bilmeden neyi anladığımızı yazıyorum şimdi size;

Amcanın el kol hareketleri ve anlamadığımız bir dilde bize anlattıkları;

  • Bir sonraki durakta inin, sonra karşı tarafa geçin ama yukardan giden değil aşağıdan giden trene binin. “—-“ isimli durakta inin (durağın ismi şimdi aklıma gelmiyor) oradan taksiye binin yaklaşık 17.000 Won.

Eğer biz bunu anlayıp doğru yeri bulduysak emin olun herkes anlar. O yüzden korkmayın. Kendinize güvenin. Ancak her ihtimale karşı konsolosluğun telefonu yanınızda olsun 🙂 Zaten yurtdışı seyahatlerinde konsolosluk ülkeye giriş yapınca size iletişim bilgilerini mesaj atıyor.

Gelelim tur ayarlamaya; birinci yazımda belirtmiş olduğum üzere çok delicesine araştırma yaptığımdan bahsetmiştim. Araştırma yaparken kullandığım websitelerini sizlerle paylaşayım;

  • http://www.booking.com/: Sadece rezervasyon için değil, konaklayacağım yere yakın olan turistik bölgeler kapsamında bilgi almak için de kullanıyorum. Konaklayacağım yer nerelere yakın, hangi toplu taşımayı kullanmama müsait… vb. sorulara daha rahat cevap verebilmek adına tanıtım bölümünü okuyup, haritada yerini inceliyorum. Turistik yerlere yürüme mesafesinde olması tercih sebebim. Bu sayede zamandan kazanıyorum ve yürüyerek turlayabiliyorum. Aynı zamanda booking.com’dan sürekli rezervasyon yaptırdığım için çok güzel indirimler de yakalıyorum.
  • http://www.tripadvisor.com.tr/: Birçok bilgiyi, deneyimleyenlerden alma şansını yakalıyorsunuz. Gitmeden önce okumakta fayda var. Bireyler deneyimlerini paylaşıp çeşitli yerler hakkında oylama yapıyor.
  • http://www.yelp.com/: Seyahatten önce, seyahat anında, seyahat sonrasında kurtarıcınız. Yemek yerlerinden tutun, müzelere kadar birçok yeri ile ilgili lokasyon bilgisi, yorum, menü… vb. bilgileri paylaşıyor. Yanımdan asla ayırmam.
  • https://www.google.com.tr/: Sanırım çok fazla açıklama yapmama gerek yok. İkinci yazımda da belirttiğim üzere, tur programınız kapsamında trilyon tane soru yazıp cevabını bulabilirsiniz. En çok arattığım şeylerden biri de “What to do in (Şehir İsmi)”dir. Hahaha
  • http://www.timeout.com/: Eğer bir yerde sadece 2-3 gün kalabilecekseniz, timeout genellikle şehirler, bölgeler kapsamında en iyi 10 yer en iyi 20 yer gibi listeler çıkarır. Bence faydalı.
  • https://gezimanya.com/: Türkçe seyahat bilgisi kaynağı, yazarlar seyahat edenler oluyor genelde.
  • http://ekobilet.com/: Uçak biletleri kapsamında kullanıyorum. Hem de seyahat sigortamı halletmiş oluyorum aynı zamanda.

Genel kapsamda kullandığım siteler bunlar ama genelde arama motorlarını kullanıp blogları ziyaret etmeyi çok seviyorum. Daha doğru bilgi aldığıma inanıyorum bu şekilde…

NOT: Bu siteler ile aramda hiçbir ticari bağlantı bulunmamaktadır. Bunlar kişisel olarak seyahat yaparken kullandığım web siteleridir.

Bütün bilgileri edindikten sonra sıra bunları kendi vaktinize göre organize etmekte.

Örnek olarak San Francisco’yu ele alalım. Çok severek hazırladığım bir programa sahiptir.

San Francisco’da nereleri gezmelisiniz mesela?

  • Union Square
  • China Town
  • Italian District
  • Coit Tower
  • Pier 39
  • Fisherman’s Wharf
  • Lombard Street
    • Bu yukarıda saydıklarımı bir günde yapabilme ihtimaliniz enerjiniz var ise çok yüksek, denedim yaptım oluyor ama ondan sonra 4-5 saat yürüyemedim, hepsine yürüyerek gittim çünkü. Total 7 saat sürüyor 1 saatlik mola dahil.
  • Twin Peaks
  • Dolores Park
  • Castro
  • Haight and Ashbury
  • Golden Gate Bridge
  • Alcatraz

Bu saydığım yerlere giderseniz, San Francisco’nun bütün turistik yerlerine gitmiş oluyorsunuz. Biraz daha genişletmek gerekirse bisiklet turu ile Sausalito, günlük turlar ile Yosemite ya da Muir Woods, daha ekstrem bir şeyler isterseniz Helikopter turu seçenekler arasında olabilir.

Coit Tower'dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana...

Coit Tower’dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana…

Bu yerlere gitmek gezmek eğlenmek için 7 gün yeter de artar bile…

Tabi ki sonra benim gibi bir daha gitmek istiyorum diye tutturursunuz çünkü özümsemek istersiniz…

Uzun lafın kısası bütün bu yerleri araştırarak öğrendim, hepsinin zamanlamasını kendim ayarladım. Konakladığım yerdeki tur seçenekleri beni cezbetti. Onların önerdiği yerlere de gittim.

Bu yüzen turla bile gitseniz bence mutlaka bilin, araştırın, gezmenin tadını çıkarın!

Bu yazımı tam tadına bırakayım diyorum.

Başka serilerde görüşmek üzere….

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?…. “2”!

“Kaliteli bir seyahat için neler gerekli?” yazımda sizlerle süper gizli düşüncelerimi ve deneyimlerimi paylaşmıştım. O zamandan bu zamana seyahat edip, önerilerimden uygulayıp memnun kalan varsa ne ala. Umarım işinize yaramıştır. Şimdi gelelim bir diğer bölüme… Acıktınız ve güzel bir restoran arıyorsunuz, bir şeyler yemek istiyorsunuz ama karar veremiyorsunuz… Yine gözlemlerime dayanarak kendi çapımda takip ettiğim durumları, uyguladıklarımı sizlerle paylaşayım diyorum; buyurun başlayalım.

Yemek mevzusu: Google Maps, Yelp, TripAdvisor, Zomato… vb. uygulamaların yanı sıra içgüdülerinize yön verecek öneriler geliyor; ** ondan önce neden Google Maps dedim ilk başta, birinci yazımı okumuş olanların da anlayacağı üzere çok detaycı bir kişiliğim, bu kapsamda kalacağım hostelin etrafındaki yerleri Google Maps’ten açıp, bulup teker teker inceliyorum, evet ben deliyim. Devam edelim;

  • Kahvaltı: Kahvaltı benim için günün en önemli öğünü, kahvaltısız asla adımımı atmam dışarı. Bu sebeple kaldığım yerde kahvaltı benim vazgeçilmezlerimden. “Bed & breakfast” kelimesini okudukça bile içim açılıyor, rahatlıyorum. Bu sebeple kahvaltıyı genelde konakladığım yerde yaparım. Beğenmediğim bir durum var ise hostele yakın bir yerde yaparım sıkıntı yok yani o kahvaltı yapılacak; nitekim hostel gibi “lüks” kavramından biraz da olsun uzak olan yerlerin etrafında emin olun ki çok güzel kafeler ve restoranlar konumlanır. Genellikle bu tip yerler ucuzdur. Şu ana kadar hiç şaşmadı.

USA Hostels San Francisco’yu ele alalım. Kore Restoranı, Tayland Restoranı, Hamburgerci, Endonezya Restoranı, Pancake Kafesi hatta adını unutmadığım Joy’s Place sadece 30 saniyelik yürüme mesafesinde. Kimi de sadece karşı kaldırımda. Buralarda en fazla 10-15 dolar harcarsınız full + full bir menü kapsamında ki Amerika söz konusu olduğunda bir porsiyon üç kişiyi doyuracak büyüklükte bunu da unutmayalım… Kahvaltılar daha da ucuz… Seoul JK House‘u ele alalım, Sinchon‘un göbeğinde dışarı çıktığınız anda herhangi bir şey yiyebileceğiniz bir yere olan uzaklığınız 2 metre filan… Yani diyeceğim o ki gittiğiniz yerde çok meşhur olmayan bir yer yoksa kahvaltıyı gezmeye çıkmadan yapmaya özen gösterin. Sabah depolayacağınız o enerjiye ihtiyacınız var. Kahvaltı kapsamında, eğer hostelde yapıyorsanız ve yemek istediğiniz daha farklı şeyler var ise, bunları marketten temin edebilir ve misafirlere ayrılmış buzdolabında tutabilirsiniz. Fıstık ezmesi mi istiyorsunuz? Alın ve saklayın, hatta Avrupa’da Amerika’da daha doğrusu pek çok yabancı ülkede tek kişilik kahvaltılık ürünler de mevcut, tüketip çöpünü atıyorsunuz o kadar da pratik yani… Ama ben genelde hiç uğraşmıyor kahvaltımı hostelde yapıp, diğer öğünlerimi yavaşça ve afiyetle yiyorum. Şu detayı vermeden de geçmek istemem; USA Hostels’de kendi pancake’inizi yapabiliyorsunuz, sabah görevliler hamurunu hazırlıyor sizde yapıyor akçaağacı (yanılmıyorsam çevirisi bu idi) şurubunuzla afiyetle yiyorsunuz. Bak yazarken de canım çekti…

NOT: Hostel kahvaltısı dünya genellemesine vurursak, sandviç – yumurta – ekmek – reçel – krem peynir ve çay/kahve kıvamında olur. İstisnalar elbet var.

  • Öğle Yemeği: Gezdiniz, yoruldunuz, ay biraz soluklanayım dediniz. Ayaklarınızı vurdu belki ayakkabılarınız, ama checklistinizde yara bandı olduğu için çantanızda vardı ve kullandınız. Şimdi nerede yiyeceğinize karar verebilirsiniz. Önce etrafınıza bakın, öğle yemeği seçmedeki en öneli kural, restoranın – kafenin – yemek yenilecek yerin kapısındaki “KUYRUK” Şu denklemi asla unutmayın. Ne kadar kuyruk o kadar lezzet… Dolores Park’ın orada Tartine Bakery vardır. Öyle bir kuyruğu vardır ki bir saat bekleyeceğim diye korkarsınız ama sıra 20 dakikada gelir merak etmeyin. Bu yüzden çok kuyruk, uzun kuyruk = bol lezzet. Bunun yanı sıra “LOKAL”arkadaşlara sormak da başarılı sonuçlara ulaştırır. Bunlar kimler? Hostel’de resepsiyonda çalışanlar… En güveniliri Hostel’de çalışanlar olacaktır (Siz yine de dikkat edin). Onlar birçok yeri bilirler. Bu yerler genelde güzel olur. Bu yüzden gezinizi planlamadan önce onlara sorabilir, yemek yerinize ona göre karar verebilirsiniz. Diğer bir unsur ise “SOKAK YEMEKLERİ” . Yurtdışında ne zaman sokaktaki bir kiosktan, seyyar satıcıdan yesem hep lezzetli hep lezzetli. Sonuncu unsurum ise arama motorları ile kesişiyor. Gitmeden önce yapacağımız araştırmadan bahsetmiştim. Hangi arama motorunu kullanıyorsanız ona sırasıyla soruyorsunuz, ben sorduklarımın Türkçe mealini sizlerle paylaşıyorum; Seoul’u ele alalım hep Amerika’dan gitmeyelim.
  1. Seul’de ne yenir?
  2. Seul’de kışın ne yenmelidir?
  3. Seul seyahati blog
  4. Seul’de yediklerimiz blog
  5. Seul yemekleri
  6. Seul’de ucuz yemek
  7. Seul’de en lezzetli kafe
  8. Seul’de kesinlikle yemeniz gerekenler.
  9. Seul geleneksel yemekleri
  10. Seul’de öğle yemeği için en popüler yerler

NOT: Korece’de Seul, SO-UL diye telaffuz edilir. Aslında doğrusu “Seul’de değil Seul’da”dır. Bunu da buradan belirteyim.

Kimi zaman o kadar üşenirsin ki gider hamburgere sarılırsın. Eğer söz konusu in&out ise wohooo! Photo: itsmuesday

Kimi zaman o kadar üşenirsin ki gider hamburgere sarılırsın. Eğer söz konusu in&out ise wohooo! Photo: itsmuesday

Bu soruları 100’e kadar çıkarabilirim. Özellikle gezginlerin, bloggerların, bloglarında yer verdikleri yerlere gitmeniz en azından daha önce hakkında yapılan yorumları bildiğiniz bir yer olacaktır. Kafanıza yatan yerleri not edip gidebilirsiniz. Seul’de genelde böyle yaptım… Bu kapsamda daha verimli değerlendirme yapabilirsiniz…

Asla yapmamanız gereken şeylerden biri de “AŞIRI TURİSTİK” yerlere bütün paranızı yatırmak. Kimi zaman güzel şeyler çıkar elbet ancak genel kapsamda para tuzağı oluyorlar. Normalde 3’e yiyebileceğinizi 5’e yiyorsunuz. Öyle yapacağınıza o 2 ile güzel bir şeyler daha yiyin (Yine matematiğimi konuşturdum süperim!).

BONUS: Bazen altıncı hissinize güvenmek ya da menüyü okuyarak hareket etmek de uygun olabilir. Neden olmasın?

BONUS 2: Öğlen yemeğinden önce kahve mi içmek istiyorsunuz? Butik kafeleri tercih ediyorum. Genelde tatlılara bakarak karar veriyorum. İyi tatlı = iyi kahve gibi bir algım var. Şu ana kadar hep memnun kaldım. Eğer tatlı yok ise kokuya göre hareket edin 🙂

Bu maddeyi özetlemek gerekirse, bir yerde yemek yemeden önce;

  • Kuyruk nerede uzun ise oraya yöneliyoruz. Kuyruk nereye biz oraya!
  • Gittiğimiz yerde yaşayan kişilere sorular yöneltiyoruz (dikkatli olmak koşuluyla) spesifik olmak gerekirse kaldığımız yerdeki çalışanlara sorular soruyoruz. Sakın yoldan geçen bir vatandaşı çevirip de nereye gideyim nerede yiyeyim diye sormayın ha.
  • Sokak Yemeklerine güveniyoruz, onlara sahip çıkıyor ve onları seviyoruz.
  • Arama motorlarında araştırmanın dibine vuruyoruz!
  • Aşırı Turistik yerlerden korkuyor kaçıyoruz.
Kimi zaman el yapımı Noodle ile coşarız! Photo: itsmuesday... Aman allahım ne lezzetli bir şeydi bu.

Kimi zaman el yapımı Noodle ile coşarız! Photo: itsmuesday… Aman allahım ne lezzetli bir şeydi bu.

Akşam Yemeği: Akşam yemeği ayrı bir sanattır seyahatlerde. Genelde olanı söyleyeyim. Araştırıyor, araştırıyor ve karar veriyorsunuz ama daha sonra hosteldeki oda arkadaşınızla en yakındaki restorana gidip karnınızı doyuruyorsunuz. Çok gezdiğimden ötürü genelde böyle oluyor, olmadığı zamanlarda ise akşam akşam nerede kuyruk var diye gezmiyorum. Akşam yemeği bu kapsamda sıkıntı… Eğer tek başımaysam ve gittiğim şehirde arkadaşım yok ise, çeşitli makalelerde şeflerin, yerel kişilerin tavsiye ettiği restoranlara yöneliyorum (Yelp, TripAdvisor da kullanıyorum) ya da menüsü internette yayımlamış olan bir restoranı inceliyorum ona göre yolumu belirliyorum. Eğer arkadaşlarım var ise onlarla akşam yemeği yemek her zaman tercihim, hatta arkadaşlarım var ise “farketmez” modunda oluyor ve olayın akışına bırakıyorum kendimi. Akşam yemekleri genelde sıkıntı olmuyor kişisel tercihim hafif geçirmek istediğim için ancak size tavsiyem akşam yemekleri kapsamında konakladığınız yerden çok uzaklaşmamanız.  Nitekim yemek yedikten sonra bütün günün de vermiş olduğu yorgunluk daha da artıyor ve halsizleştiriyor…

Sadece bir tavsiyem, bir ya da iki gece gerçekten çok meşhur bir yerde yiyin =) Değişik bir atmosfer oluyor…

Aslında bu yazıya başlarken Tur programı nasıl yapılır diye de bir başlık açacaktım; ancak yazdıkça yazmış olduğum için yemek mevzusunun yeterinde uzun olduğunun farkına vardım. Bu yüzden bu seriyi hemen bitirmek istemiyorum ve tur programı nasıl yapılır kısmını da serinin üçüncü bölümüne bırakıyorum.

Sevgiyle kalın ^^

Madem yemekten bahsediyoruz ufacık bir bilgi de verelim, Kore'de genellikle servis takımları masanın hemen yanında konumlanır. Kendi servisinizi kendiniz yaparsınız. Güzel bir uygulama...

Madem yemekten bahsediyoruz ufacık bir bilgi de verelim, Kore’de genellikle servis takımları masanın hemen yanında konumlanır. Kendi servisinizi kendiniz yaparsınız. Güzel bir uygulama…

Nyam Nyam (Barselona Seyahatimizden) Patatas Bravas Photo: itsmuesday

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

muck

SAN FRANCISCO ve MUTFAK ÇEŞİTLİLİĞİ / SAN FRANCISCO AND DIVERSITY OF CUISINES

San Francisco’dan notlara devam;

San Francisco gezim hakkında akılda kalıcı önemli unsurları sizlerle paylaşayım. Geçen sefer detaya girdiğimden dolayı bu sefer önemli şeylere değinmek istiyorum. Daha doğrusu, bu gezimde daha da farkında olduğum bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum diyebilirim… San Francisco’daki çeşitli mutfaklar…

San Francisco’da birçok farklı kültüre ait mutfak var. Bu özelliğini seviyorum şehrin… Peru mutfağı ile hayatımda ilk defa tanıştım, diğer bir yandan Yunan mutfağından tutun Kore mutfağına kadar pek çok seçenek var. Özellikle China Town (Çin Mahallesi) bölgesinde tabi ki Çin mutfağı hâkim. Yürüdüğünüz üç blok bile bölgedeki kültürel yapının değişimine yeterli oluyor. Çok keskin çizgilerle ayrılmış olsalar bile bu çok kültürlü ortam sürekli yeni bir şeyler keşfetmenizi sağlıyor. (Ancak bu mutfakların çok fazla etkileşim içinde olduğunu gözlemlemedim, dediğim gibi sanki keskin çizgilerle ayrılmış gibiler ve bunu ilerleyen dönemde incelemek istiyorum… Devam edelim) Bu kapsamda beyin sürekli şaşırarak geziyor. En çok sevdiğim deneyimleme tarzlarından biri bu. Bu deneyimleme pratiği çok hızlı bir şekilde şarj ediyor sizi. Ne kadar yürüdüğünüzü farketmediğiniz zamanlar oluyor. Yiyorum ama kilo almıyorum şehri San Francisco, ciddiyim bu konuda. Yokuş yürümeyi göze alabiliyorsanız sürekli fitsiniz baştan söyleyeyim.

Bu kültürel çeşitliliğe geri dönersek, bir haftada Tayland pirinç makarnasından Kore barbeküsüne, İtalyan kurabiyelerinden Çin mantılarına pek çok şey tattım. Hepsi de birbirinden lezizdi, birçok yemeğin tadı damağımda kaldı. Sadece bir hafta içerisinde yediklerime kısaca bir göz atalım. Yerken öğrenelim misali..

Kore Yemeği - Lunch Box

Yukarıda görmüş olduğunuz fotoğraf Kore kültürüne ait bir “öğle yemeği kutusu”nu içinde barındırıyor. USA Hostels San Francisco‘dan bir kaç blok ötede konumlanan yeni bir restoran. Fiyatları makul, yemekler çeşitli. Öğle ve akşam menüleri var. Bunun yanı sıra menüdeki Kore yemeklerinden de seçebilirsiniz tercih size kalmış. Bu fotoğrafı paylaşırken, Kore’de yediğimden daha güzel demiştim, evet bu gerçekten doğru. Nitekim, çok fazla yiyebilen bir insan değilim ama bu kutunun hepsini bitirdim! O kadar güzeldi ki duramadım. Bu öğlen menüsünün içinde, Mandu (Kore mantısı), Japchae (Kore patates noodle’ı), Bulgogi, Kimchi, Salata ve pilav var. Yanında çorba da geliyor turşu ile. Ha bir de Edamame! (Bu Kore kültürüne ait değil) Nyam nyam demekten başka seçenek bırakmıyor bana. Restoranın adı ZZAN. Henüz yeni açıldıkları için sanal ortamda yeterli veri bulamadım. Post Caddesi Üzerinde Post and Jones’dan Union Square’e doğru ilerlerken sağ tarafta konumlanıyor. Dekorda siyah hakim, dış kapı sarı (San Francisco’dakilere duyurulur.)

Thai Food

Sıra Tayland’a geldi. Hindistancevizini çok severim ama sadece kozmetikte ve tatlıda. “Öğün” kapsamında yediğim yemeklerdeki soslarda sevmiyorum bu sebeple Hostelin hemen karşısında konumlanan bu Tayland Restoranına bu işi bilen bir arkadaşımla gittim ve kendisi bana sebzeli pirinç noodle’ını önerdi. İçinde hindistancevizi yoktu. Çok değişik bir tattı benim için çok beğendim. Farklı baharatların ve yemişlerin tadı hissediliyordu. Noodle’ın üzerine serpiştirilmiş tofu da lezzetliydi. Ama alışkın olmadığım için biraz midemi rahatsız etmedi değil. Ben alışkın olmadığımdan dolayı böyle oldu ama seveni varsa güzel bir restoran adı Thai Stick. Kokusu yazarken burnuma geldi. Bu yemeği yerken hala jetlag’dim ve tek düşünebildiğim uyumaktı.

Peru Yemeği

Yukarıda gördüğümüz bu tabak ise Peru mutfağına ait. Bunu ben yemedim, arkadaşım yedi ancak detayları kendisinden alacağım. Şunu söyleyebilirim ki inanılmaz güzel kokuyordu! Canım çekmedi değil. Arkadaşım bunu yerken ben çok tok olduğumdan dolayı bir şeyler içmek istedim; iyi ki de istemişim; çünkü hayatımdaki en güzel içeceklerden biri ile karşılaştım.

Chica Peruana

Bu Peru’ya özel bir kırmızı mısır ( ? ) dan yapılıyormuş. Meyve suyu gibi. Alkolsüz, alkol yok. Komposto kıvamında güzel bir içecek. Bayıldım. Tadı kızılcık suyu gibi. Bu restoranın adı Fresca, 24th Caddede yer alıyor. Çok da sevimli bir mekandı ayrıca. Fresca’dan çıktıktan sonra biraz yürüyüp Dolores Park’ta dinlenebilir, Bi-Rite Creamery’de dondurmanızı yiyebilirsiniz. Arada 6 blok kadar bir fark var sadece ve çok yokuş değil.

Taco

San Francisco’da tacosuz bir tatil olur mu? Tabii ki hayır. Mission Street’e doğru giderseniz Meksika bölgesine yaklaşıyorsunuz demektir. Burada taco yiyebileceğiniz bir sürü yer var. Ben de gözüme güzel gelen birine (en uzun kuyruğun olduğu yere) girdim ve mükemmel bir taco yedim! Bol acılı! Özellikle tortillanın mısır unundan yapılıyor olması daha da hoşuma gidiyor. Güzel tatlar bunlar, sevimli detaylar. Yalnız acısı da gerçekten acı. Salaş bir mekandı burası, Taqueria Cancun! Haha hatırladım ismini sonunda (editlerken yazdım) o kadar sevimliydi ki… Atmosfein ve lezzetin harmanlanması her zaman hoşuma gitmiştir.

Dondurma

Sıra Dolores Park’ın hemen bitiminde konumlanan Bi-Rite Creamery’ye geldi. Salted Caramel seçeneği üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Bu dondurmayı bir makalede konumlanan fotoğrafta görmüştüm ve özellikle Salted Caramel denemek istemiştim… Doğru kararmış, ben hayatımda böyle dondurma yemedim. Sırf bu yüzden bir daha gidebilirim. Bitirmek istemedim, hatta bir top daha alacaktım ama çok fazla geleceğinden dolayı vücudum artık dur dedi. Yalnız tabi ki bir kez daha gittim. Bu sefer farklı bir şey denedim;

Cupcake

Bi- Rite Creamery’nin bir de marketi bulunuyor. (Hemen dondurmacının çaprazında) Bu markette tadım da yapabiliyorsunuz. Bazen kahve tadımları oluyormuş ve ben bunlardan birine denk geldiğim için sevinçliyim. Bu bol kremalı, çikolatalı cupcake’i oradan aldım. Dolores Park’ta da afiyetle yedim. Krema kıvamı çok başarılıydı.

Cheesecake

San Francisco’ya gidip, Union Square’de Macy’s in en üst katında konumlanan Cheesecake Factory’e gitmeden olmaz. Bu görmüş olduğunuzu original cheesecake. Tek kelime ile şahane. Bitince üzülüyor insan. özlüyor istemsizce. Şu kremaya bakın! 🙂 Kimseyle paylaşmam dedirten cinsten.

Kahvaltı

Bütün bunlara Bonus olarak da USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı 🙂 Gayet doyurucu ama pek fazla karbonhidratlı…

Bu ufak tatlı ve yemek turumuzdan sonra yazıyı küçük bir hikaye ile bitirmek istiyorum. Geçen yıl bu zamanlar yine San Francisco’dayken hostelin düzenlediği yürüyüş turlarından birine katılmıştım. Şehri yürüyerek geziyorduk yaklaşık 2 saat boyunca… Mola verdiğimiz yerlerden biri de İtalyan Bölgesi’ndeki butik kafelerden biriydi. Orada yediğim beyaz çikolatalı bademli bisküvinin ve içtiğim, aslında pek bir özelliği olmayan filtre kahvenin tadını kesinlikle unutamadım. O kadar çok hoşuma gitmişti ki bu yıl katıldığım turda baktım ki o bölgeden geçmiyoruz, hemen rehberimize sordum “Ama, ama böyle bir kafe vardı?! Gitmiyor muyuz diye?!” Rehber de hatırladığıma şaşırarak rotayı değiştirdi ve bisküvi – kahvemle buluştum. Bir daha gidersem soluğu alacağım ilk yer orasıdır. Şimdi orası neresi derseniz sadece giderek bulabilirim; çünkü ismi yok 😦 Yani ismi var da ismi bende yok. Büyük hata biliyorum, ama kendimi o kadar kaptırmışım ki… Çok küçük bir yer sadece iki masa var… Ama şöyle tanımlayabilirim, vitrininde her daim taze ürünlerin “sergilendiği” tek yer. China Town ile İtalyan Mahallesinin kesiştiği yerde konumlanıyor…

Şimdilik  yemek hikayelerim böyle 🙂

Umarım beğenerek okumuşsunuzdur ^^

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?

Seyahatlerimin püf noktaları ve kaliteli yolculuğun sırlarını sizlerle paylaşıyorum… Bunca zamandır dostlarım hep bana soruyorlar, nasıl bu kadar eğlenceli seyahat edebiliyorsun diye… Buyurun, bir yolculuğumu planlarken kafamı kurcalayan unsurları, düşündüğüm en ince detayları sizlerle paylaşıyorum. Belki biraz çılgın detaylı gelebilir ama her yolculuğum öncesinde geçirdiğim süreç budur; nitekim çok da eğlenceli.

Seyahat etmek en büyük tutku benim için, eskiden korktuğum uçaklar şimdi bana huzur veriyor, içimdeki heyecanı körüklüyor (İniş ve kalkışlarda ağlamadığımı varsayarsak…). Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu duruma geleceğim. Ancak son seyahatimde yaklaşık 14 saat boyunca anladım ki uçaktaki huzurumun, heyecanımın tadı bir farklı. Her türlü heyecan var bir kere, hem yeni bir yere gitme heyecanı hem de evine dönme heyecanı… Bu sebeple önümüzdeki dönemde daha da sık seyahat etmeyi planlıyorum. Gitmiş olduğum her ülke, her şehir içimdeki yeni bir beni ortaya çıkarıyor. Kim olduğumu çok daha iyi anlıyorum her seyahatimde… Bilmediğim özelliklerimi keşfediyorum, aklımda olduğunu düşünmediğim fikirlerle tanışıyorum. Her seyahatte yenilenmek dedikleri bu olsa gerek…

Uçak tuvaletinin penceresinden bir görüntü bu Photo/FotoğraF: itsmuesday

Uçak tuvaletinin penceresinden bir görüntü bu Photo/FotoğraF: itsmuesday

Yolculuk güzel şey ancak bütçe de çok önemli bir hal alıyor zamanla, bu yüzden belirli bir süre gerekmiyor değil… Bu süre hem para biriktirmek hem de kampanyaları yakalamak için ihtiyacım olan süre ki ben hiçbir zaman lüks otellerde kalma meraklısı olmadım, şehrin samimiyetini yakalamak adına da lüks otellerde kalmaktan haz etmiyorum hatta otelde kalmaktan haz etmiyorum. Her ne kadar yaşım ilerliyor olsa da hosteller benim seyahatlerimin vazgeçilmez konaklama seçeneği arasında yer alıyor. Şu an bile hala görüştüğüm pek çok arkadaşımı hostellerde tanımışımdır. Hatta huyumdur gittiğim yerlere iki-üç kez yeniden gidiyorum. Aslında huyum değil ama huy edindim. Bu kapsamda arkadaşlıklarımı da pekiştiriyorum ve biliyorum ki evimden uzakta da olsam derdimi anlatabileceğim insanlar var etrafımda. Ne olursa olsun bu yeni gittiğim yerde kendimi güvende hissettiriyor ve yolculuğumun hatta turistliğimin kalitesini arttırıyor.

Bu bağ belki çok sağlam gelmeyebilir okuyunca ama öyle değil. Bu sizin elinizde, ilişkileri koparmadığınız sürece mutlaka hatırlanıyorsunuz. Seyahati kıymetli kılan öğelerden biri de bu, tanıştığınız insanlarla bağınızı koparmazsanız, ileride sizi küçük sürprizler bekliyor olabilir.

Seyahat etmenin duygusal tarafı bu… Peki, bir seyahatin “kaliteli” olması için neler yapmak lazım? Öncelikle belirtmeliyim ki eğlence, kalite, konfor kişiden kişiye değişir. Buna özellikle hostel, otel yani konaklama yerleri ile alakalı yorumlarda rastlayabilirsiniz. Kimine çok temiz gelen yer kimine çok pis gelir, kimine de kahvaltı şahane iken diğerine berbat gelir. O yüzden birazdan belirteceğim her şey kişisel düşüncelerimdir ve herkes ile aynı olacak gibi bir algı yaratmamalıdır. Önceden söyleyeyim de…

Açıkçası, araştırma manyağı bir insan olarak, mutlaka uzun süren bir araştırma sürecine giriyorum, bu sebeple pek çok metro hattı ve havaalanı haritasını ezberlediğim olmuştur. Özellikle ilk New York seyahatimde JFK havaalanında bir de iç hat uçuşu gerçekleştireceğim için, San Francisco uçuşlarının gerçekleştiği 4. Terminali hala avcumun içi gibi bilirim… Bunun yanı sıra birçok ülkenin gümrük kurallarını dahi bilirim ve eşyalarımı ona göre götürürüm. Sanırım kaliteli, başımın ağrımadığı, yüzümden tebessümün eksik olmadığı seyahat kapsamında ihtiyaç duyduklarımı madde madde yazmam daha doğru olacaktır. O zaman başlayalım.

  1. Araştırma: Gideceğiniz bölge ile ilgili genel, ardından da detaylı araştırma yapmanız şart, kaliteli bir seyahat için bence bu “mecburiyet”. Çeşitli sitelerden kalabileceğiniz yerleri, yenilecek yemekleri, toplu taşıma yapısını, hava durumunu… vb. şeyleri öğrenmeniz lazım. Keza uçaktayken voltajın farklı olduğunu öğrenirseniz sıkıntı yaşarsınız. Ya da kaldığınız yerin pek de tekin bir yer olmadığını öğrenince paniklersiniz… Bu yüzden araştırma şart. Hatta Google Maps’te baktığımdan dolayı yol bulduğum zamanlar var… Diğer bir yandan bu araştırmaları da not edeceğiniz bir seyahat defteriniz olmalı. Benim her seyahatim için ayrı bir dosyam var. Rezervasyon kodlarımdan, gitmek istediğim restoranlara kadar birçok veri bu dosyalarda mevcut. Aman ne gerek var gitmek istediğim yere giderim diyebilirsiniz, ama inanın etrafınızda deneyimlediğiniz onca yenilikten sonra kafanız o kadar karışıyor ki sıraya sokamıyor ve gitmek istediğiniz yerlerin birçoğuna gitmeye vakit bulamıyorsunuz. Bu yüzden ne yapıyoruz? Araştırıyor ve not tutuyoruz. Aynen finallere çalışır gibi. Ha tabi ki bu notlara harfiyen uymak zorunda değilsiniz. Ben günümü yaşamak istiyorum, rahat takılacağım da diyebilirsiniz. Ama size tavsiyem böyle yapacaksanız bile küçük bir defterinizde bu notlar yine de bulunsun. Pişman olmayacaksınız ^^
  2. Seyahat Süreci – Uçak: Uzak yerlere genelde uçak ile gidiyoruz… Otobüs benim için hep bir eziyet oldu nitekim sırtımda rahatsızlık olduğu için belim inanılmaz ağrıyor. Bu sebeple uçak her zaman tercihim. Uçak bileti için de sürekli delicesine takip ediyorum internet sitelerini. Kampanyaları kovalıyorum, indirimlerin peşinde koşuyorum. Evet bunu yapıyorum çünkü 3’e gitmek varken neden 5’e gideyim? Aradaki 2’yi tatilde harcıyorum, mis gibi hesap ^^ (Matematiğimi de böyle konuştururum!) Gelelim artık uzmanı olduğum uzun uçuş yolculuklarına.

Özellikle bilinmeli ki bu uçuşlarda uçağın içindeki sıcaklık ya çok yüksek oluyor ya da çok düşük, şu ana kadar “ay yaşasın mükemmel bir sıcaklık” deyip de rahat rahat uyuduğum görülmemiştir. Bu sebeple, tişört üstü bir hoodie almanız makbul. Kapüşonlu olmasının sebebi uykuya dalarken daha rahat oluyorum ondan. Genellikle tayt ve tozluk tercih ediyorum. Üşürsem tozluklarımı takıyor, pişersem de çıkarıyorum. Tayt stabil… Boyum kısa olmasına rağmen uzun yolculuklarda koridorcuyum; ayaklarımı uzatarak uyumanın keyfi paha biçilmez (aslında pencere kenarında manzara da aynı keyfi vermiyor değil) aynı zamanda çok sıvı tüketiyorum ve sürekli tuvalete gitmem gerekiyor. Yanımda uyuyan insanları rahatsız etmek istemediğimden dolayı check-in vaktinde bilgisayarın başında hemen yerimi seçiyorum.

Şimdi gelelim uçaktaki yere… Uzun yol uçuşları direkt uçuş ise genellikle Boeing 77W oluyor ya da Airbus A330 gibi büyük uçaklar oluyor. Bu kapsamda kanat, tercihim ya da ön taraflar. Maksat sallantı – türbülans hissiyatı değil, uçaktan erken çıkabilmek. Bakın bu çok önemli, uçaktan erken çıkmak size yarım saat kazandırabilir. Bu kapsamda pasaport kuyruğunda da çok beklemiyorum. Tavsiyem ön taraflarda yer almaya çalışın ama önemli uyarı “Exit Row” yani acil çıkış kapısı ya da her koridorun en ön kısmını genellikle “Bebekli” “Çocuklu” aileler alıyor, daha geniş yere sahip olduklarından dolayı. Bu yüzden en önler genelde bebek sesli oluyor (Şu ana kadar hep böyleydi) Şansınızı deneyin. Ha bu arada en öndeki koltukların kolçaklar genellikle hareket etmez bilesiniz (Çünkü televizyon sistemi koltuk olmadığından dolayı kolçaklara kurulu). Bir de tuvalete çok yakın olduğunuzda süper gürültülü sifon sizi tatlı uykunuzdan hemen uyandırır belirtmeden geçmeyeyim.

Can alıcı nokta: Uzun uçuşlarda pencere gölgelikleri genellikle saat farkına alışmak için kapalı konumda olur; ancak %100 o pencereyi açarak bütün uçağın içini aydınlatan birileri hep pencere tarafında konumlanır. Bu sebeple iki kurtarıcınız var, göz bandı ve güneş gözlüğü… Pasaport ve cüzdandan sonra kontrol etmeniz gerekir, o derece diyorum.

Can alıcı ikinci nokta: Boyunluk ya da yastık… Birçok markette, mağazada var… Bu yastıktan edinin. Havayollarının vereceği yastıktan çok daha iyi hem de diğer yastığı belinize koyabiliyorsunuz.

Bu maddeyi özetlemek gerekirse;

  • Ön kısım
  • Koridor
  • Tuvalete Uzak
  • Güneş Gözlüğü
  • Yastık

Maddelerini tamamladığınızda süper bir yolculuk sizi bekliyor demektir ^_^

NOT: Bu koltuklar illa ki herkese rahat gelecek diye bir durum yok. Ben 1.60 boyundayım, şu ana kadar yapmış olduğum 4 Amerika, 6 Kore uçuşunda gözlemlediğim ve deneyimlediğim durumları sizlerle paylaşıyorum. Kişisel görüşlerimdir… Herkes benimle aynı fikirde olacak diye bir kaide yoktur. Belki siz manzara izleyerek seyahat etmeyi seviyorsunuzdur değil mi?

  1. Bavul Hazırlama Süreci: Bavul ve çantayı aynı sürece dâhil ediyorum. Bu ikisi için de birer checklist lazım. Aklınıza gelen aman bunu da mı yazmam lazım dediğiniz en saçma şeyi bile yazın. Kore’ye giderken unuttuğum beyaz göz kalemi sebebiyle bir yüzüm aynı gülmüyordu… Hâlbuki beyaz bir göz kalemi…

Bir kere süper şık olmanız gerekmiyor bence (en üstte ne varsa onu giyen bir kişi olarak söylüyorum bu size kalmış tabi ki) Rahat kıyafetler tercihiniz olmalı, isteğe göre 1-2 şık kıyafet de koyabilirsiniz ama spor şık her zaman tercihim olmuştur. Bavula en fazla alacağım şey ilaçlar oluyor. Böcek sokmaları, alerji… vb. şeyler, sürekli yanımdan ayırmadığım çeşitli ilaçlar. Bunlara ihtiyacım oluyor. Bavulumu genellikle hediyelik eşyalarla beraber (lokum, kahve… vs.) 14 kilo civarı tutuyorum. Hediyelik eşyalar çıkınca özel alışveriş yerim de oluyor bavulun içinde.

Aynı zamanda bavuluma her zaman kartvizitimi yapıştırırım ve bavullarımın rengi klasik bavul rengi değil (kırmızı, siyahi gri… vb.) Turkuaz ve pembedir. Bu sayede bavulumu 100 metre öteden görebiliyorum. Bu benim bavulum diye koşabiliyorum.

Bavul kapsamında önemli uyarı ise kimi zaman gitmiş olduğunuz ülkenin iç hatlarında Türkiye’ye göre farklı kurallar uygulanabiliyor. Özellikle de bavul boyutu kapsamında. Bunlara da dikkat edilmesi lazım diye düşünüyorum. Örneğin Türk Hava Yolları ile Amerika’ya seyahat eden biri, Delta ile iç hat uçuşu yapacaksai bavul başına para ödemesi gerektiğini, kabin bagajının gerçekten küçük olduğunu ve göze büyük gözükenlerin kabin bagajı olarak kabul edilemeyeceğini bilmeli. Çünkü Amerika’ya seyahatte THY iki adet serbest bagaj veriyor. Delta ise bir tanesine bile para alıyor. Bu kapsamda da uçuş yapacağınız firmanın şartlarına hâkim olmanız gerekiyor bir sürprizle karşılaşmamak için.

Burada birinci bölümün sonuna geldik. Bu yazıyı İngilizceye çevirmem biraz zaman alacak nitekim birkaç sayfa var… Bundan sonraki bölümde de daha eğlenceli şeylerden bahsedeceğim. Nasıl güzel restoran bulunur? Konaklanacak yer nasıl seçilmeli gibi başlıklarım olacak.

Okuduğunuz için teşekkür ederim!

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

^^

ALCATRAZ / PIER 39 / FISHERMAN’S WHARF

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUz!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Bisiklet turu tatilimin en güzel olaylarından biriydi dedikten sonra devam edelim. Bu sefer nereleri gördüm? Neler yedim? Öncelikle ilk gidişimde göremediğim (önceden rezervasyon yaptırmayı unuttuğum için) Alcatraz’a gitme imkânını yakaladım. Yaklaşık 3 ay önceden rezervasyon yaptırmış ve biletimi almıştım. Pier 33’ten kalkan Alcatraz Feribotları’na binip adaya doğru yol aldım. Ancak önce güzel bir kahvaltı yaptım. USA Hostels San Francisco‘nun bizlere sunduğu kahvaltı bir hostelin yapabileceğinin de ötesinde bence… Kesinlikle şu ana kadar kaldığım en iyi hostel. Çeşitli rezervasyon sitelerinde detaylı yorumlarımı bulabilirsiniz.

Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı, bagelden üzümlü ekmeğe birçok şey mevcut. Krem peynir ve reçel de yetiyor. Kahve çay sınırsız! Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Feribot öncesi hazırlık sürecinden başlayayım. Alcatraz turlarına internetten ulaşmak için sadece bir yetkili Alcatraz sitesi var ama onu şu anda burada yayınlamam yasal mı bilmediğimden dolayı yayımlamamayı tercih ediyorum. Genelde 2-3 ay önceden rezervasyon yapılması gerekiyor; çünkü top 10 turistik bölge olduğu için biletler hemen tükeniyor. Saatli ve sayılı biletler olduklarından dolayı kontenjanın çok fazla olduğunu söyleyemem. Feribot hareket saatinden yaklaşık yarım saat önce orada olmanız kafi yani Pier 33’te… Eğer Union Square tarafından geliyorsanız, Market Street‘te F-Line‘ı kullanabilirsiniz. Bu kapsamda yaklaşık 30-40 dakika içerisinde Pier 33’te olursunuz. F-Line nostaljik bir hat denemenizi tavsiye ederim…

Tavsiye: Alcatraz turunu sabah 10:00 da yapmanızı tavsiye ediyorum, sonuçta 11:25 – 12:00 feribotu ile şehre geri dönüp yaklaşık 100 metre kadar yürüdükten sonra Pier 39’da alışveriş yapabilir ve öğlen yemeğinizi yiyip Fisherman’s Wharf’ta turlayabilirsiniz. Belki enerjiniz var ise Lombard Street’e kadar yürüyüp oradan nostaljik tramway ile Union Square’e geçebilirsiniz (Otellerin %80’i burada konumlanıyor.) Eğer enerjiniz yok ise dediğim gibi F-line ile yine şehir merkezine dönme imkanınız mevcut.

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

10 – 15 dakikalık bir feribot gezisinden sonra Alcatraz‘a yanaşıyorsunuz…

Burada sizi bir “Park Ranger” bekliyor, size park ile ilgili kuralları anlatıyor. Herkes feribottan inince de tur başlıyor. Hapishanenin içini geziyorsunuz audio tur ile. Hücrelerle ilgili bilgi veriyor. Yaklaşık 1-1:30 saat sürüyor bu tur aynı zamanda dışarıyı da görmeniz toplam 2 saati buluyor.

Ben açıkçası zor dayandım ne yalan söyleyeyim. Kokulara karşı inanılmaz hassasım ve Alcatraz hücrelerinin içindeki koku beni ziyadesiyle rahatsız etti. Bu sebeple 1 saat sonra kendimi Fisherman’s Wharf’a doğru yönelirken buldum. Cidden koku ve atmosfer beni çok rahatsız etmişti… Sanırım Alcatraz‘ın ruhuna giremedim, bu da benim ve burnumun ayıbı…

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Feribotla döndükten sonra ki dönüş saatleri her yerde yazıyor sakın merak etmeyin, Pier 39‘a doğru yol aldım ve arkadaşlarımı bekledim. Benim iki gün önce yapmış olduğum yürüyüş turunu yapıyorlardı! Onlarda buluştuktan sonra Forrest Gump filminden esinlenerek konseptlendirilmiş Bubba Gump restoranında soluğu aldık. Hayatımda yediğim en güzel karides tabağıydı diyebilirim. Tereyağlı sosu ile muhteşemdi. Çıtır çıtır taze karidesler!

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

En güzel şeylerden biri de Alcatraz’dan dönerken hiç (gerçekten hiç) sisler içerisinde görmediğim Golden Gate Köprüsü’nü görmek oldu. Normalde hep sislerle kaplı olan bu alan ne zaman gitsem sissiz, yakından bir sisli fotoğrafını yakalayamadım gitti yemin ederim.

—–

I think I should be a tour guide in the future… Anyways, after a wonderful bike tour here is my second big trip in San Francisco! The Alcatraz Island! Last time I didn’t have chance to visit Alcatraz Island because I forgot to book a ferry trip in advance. This time 3 month before, I took an action to get my ferry tickets and yes, I did it! Yaay ^^

Before heading to Pier 33, I’ve had a great breakfast in USA Hostels San Francisco which is the best hostel ever (Love you guys!). I think breakfast in this hostel is amazing! It’s more than a hostel can offer. You can see my comments about USA Hostels in different travel websites if you’re interested in.

Well, before the ferry trip I would like to give you some information. As far as I know there only one official website that you can have your tickets. I’m not sure if it’s ok to share it here so I won’t this time but if you search it on web you can find it. It’s better for you to book your trip 2-3 months before your arrival. Because Alcatraz Island tours are pretty popular and it is almost impossible to find tickets to reach Alcatraz. You should be there (Pier 33) at least 30 minutes before boarding time. If you are coming from Union Square you can take F-line to reach there which is pretty easy.

Suggestion: I believe the best time for Alcatraz Tour is 10 a.m. Because you can turn back to city around 12 p.m. and have a great lunch at Pier 39 or Fisherman’s Wharf which are really close to Pier 33. Also if you think that you have the energy to walk, you can walk through Lombard Street and take a Cable Car to go to downtown. (Almost all of the Hotels located there).

After a 10 minute ferry trip, you reach the island. Here you are welcomed by a Park Ranger who is responsible for teaching you the rules of the island. It is forbidden to eat around the park except some areas. It is forbidden to feed birds… etc. The tour is around 1-2 hours with the audio tour.

Well I have to admit that I couldn’t stand the smell… I couldn’t get in the mood of Alcatraz and turned back with the first ferry. I know it’s a shame but I couldn’t do that… My nose is so sensitive and I had jetlag… I am so sorry but I only liked the view…

Then I moved to Pier 39 to have a delicious butter shrimp at Bubba Gump! Nyam nyam!

PS: The best thing for me is to see Golden Gate Bridge with the fog. I’ve seen it many times but without fog. This time I had a great time with the foggy view! I liked it so much!

PLEASE SUBSCRIBE OUR, FACEBOOK,TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

BIKE THE BRIDGE

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Öncelikle bisiklet turundan, beni en fazla etkileyen turdan başlamak istiyorum. San Francisco bisiklet dostu bir şehir. Ana caddelerde bisiklet yolu mevcut, son zamanlar işe bisikletle gitmek de moda olmuş vaziyette. Bu kapsamda şehrin pek çok bölgesinde bisiklet kullanabilmek mümkün, tabi ki çok dikkatli olmanız koşuluyla (ben az daha ciddi bir şekilde yaralanıyordum aman diyeyim.). Aynı zamanda kesinlikle tam korunma olmadan da bisiklete binmeniz yasa dışı, en azından kesinlikle koruyucu bir kaskınızın olması “mecbur”. Son olarak yaya yolunda bisikletle birlikte yürümek zorundasınız bisiklete binemiyorsunuz yasak.

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Evet, bu kısa bilgilendirme paragrafından sonra bisiklet kiralamak ile ilgili genel bilgilere ve tur programına gelelim. Ben USA Hostels San Francisco’dan şaşmadığım için bu sefer de orada kaldım ve hostelin kendi turlarından biri olan “Bike the Bridge” turuna katıldım. Burada amaç bir grup olarak hareket ederek daha da eğlenceli vakit geçirmek, isteyen yine tek başına aynı turu yapabilir. Gelelim kiralama olayına, bisikleti 24 saatliğine yaklaşık 30-40 USD’ye kiralayabiliyorsunuz. Yaptıracağınız ufak çaplı sigortanın koşulları fiyatın 1-2 dolar oynamasına sebep olabiliyor. Bisikleti kiralarken kredi kartınızdan bir açık provizyona yansıyacak 100 USD depozito belirleniyor ama bu fiyat siz bisikleti iade ettiğinizde kartınıza iade ediliyor. Eğer bir sorun çıkarsa elinizde bütün kanıtlar olduğu için bir sıkıntı olmuyor, aynı zamanda dükkândaki çalışanlar özellikle “Bu fiyat sizden alınmayacak” diye uyarı yapıyorlar.

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Kaskınızı taktınız, bisikletinizin frenlerini kontrol ettiniz, her şey tamam mı? O zaman tur başlasın… Market Street’ten başlayan tur, Ferry Building, Embarcadero, Fisherman’s Wharf güzergahından Golden Gate Köprüsü ve Sausalito ya kadar devam ediyor. Yaklaşık 20 km kadar bisiklete biniyorsunuz. Ondan sonra bisikletleri feribot binasının yakınındaki park alanına kilitliyor ve Sausalito’da güzelce karnınızı doyuruyorsunuz çünkü bu yolculuk çeşitli molalarla birlikte 3 saat civarı sürüyor.

Yemeğinizi yedikten sonra da feribot ile şehre geri dönüş gerçekleştirebiliyorsunuz. Tavsiyem feribot biletlerini önceden almanız ve yola öyle çıkmanız, aksi takdirde biraz sıkıntılı durumlarla karşılaşabilirsiniz. Aynı zamanda, feribota bisikletleri sayılı olarak alıyorlar bu yüzden feribotun kalkış saatinden 15 dakika önce limanda olmanız iyi olur belki daha da önce.

Benim için harika bir gündü bu. Bisiklet inanılmaz yorucu oldu ancak daha sonra Napa Valley Burger’de yediğim kızarmış tavuklu hamburger inanılmazdı! Resmen ödüllendirdim kendimi! Daha sonra akşam feribot ile şehre dönerken görülen manzara enfesti. San Francisco beni yine yanıltmadı. Oturdum izledim bu güzel şehri…

I would like to start my San Francisco posts with “Bike the Bridge” tour, which was one of the best tours that I’ve ever had in my life! It was pretty good, it was amazing! As far as I observe, San Francisco is a bike friendly city. It is possible to see bike ways on the main streets too. I think right now it is kind of popular to cycle to work there. Because of that it is nearly possible to bike almost everywhere around the city. But you have to be so careful! You “must” have the protection and you “must” obey the rules, such as it is forbidden to ride the bike when you are walking at sidewalk…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

After that information let’s talk about “how to rent a bike”. I was staying at USA Hostel San Francisco (best hostel ever) and they had the tour actually. “Bike the Bridge” tour was USD 32, the price can change according to your wishes and insurance purchases (I’m not sure but I think it’s for 24 hours). It is ok to do that tour alone however I think it’s more fun with people around! You’re riding the bike with a group which is pretty fun. Also there is USD 100 deposit (authorization) from your credit card too, actually that’s the most important thing, and you must have a credit card to rent a bike…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Well! Let’s get started! You have controlled everything especially your brakes, everything is working and you are ready to go! The route starts from Market Street to Ferry Building, Embarcadero, Fisherman’s Wharf, Golden Gate Bridge and ends in Sausalito Ferry Building. It is around 3 hours with some tiny breaks. You catch very good photo points of the Golden Gate Bridge, trust me. After locking your bike next to the Ferry Building in Sausalito, you can enjoy the town and turn back to the city with the ferry…

Fotoğraf/Photo: itmuesday

Fotoğraf/Photo: itmuesday

This tour is so fun and gives you a lot of chance to take great photos. Also I was amazed by the view… It was pretty good. San Francisco was nice to me again… Thank you!

PLEASE SUBSCRIBE OUR, FACEBOOK, TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Kasım 2015 SAN FRANCISCO / November 2015 SAN FRANCISCO

Evet, biraz gecikmeli de olsa yine birlikteyiz! 15-22 Kasım tarihleri arasında dünya üzerindeki en sevdiğim ikinci şehir olan (birincinin Seoul olduğunu artık hepimiz biliyoruz değil mi?) San Francisco’daydım. Bir haftalık iznimi bu güzel şehirde kullanmak istedim. Nitekim geçen gittiğimde eksik kalan noktaları vardı San Francisco’nun.

Bu sefer dolu dolu ama bir o kadar da rahat geçti tatilim. Alcatraz’a gidebildim sonunda! Tam 3 ay önceden rezervasyon yaptırmıştım! İyi ki yaptırmışım inanın yer yok. Ondan sonra bütün şehri bisiklet ile gezdim, Golden Gate köprüsünü bisiklet ile geçtim ve çok güzel bir kasaba olan Sausalito’da mükemmel bir öğlen yemeğinin ardından feribot ile şehre geri döndüm. Yine oturdum izledim şehri. Mutlu mutlu… (Bunu happily happily diye çevirmeyeceğim merak etmeyin!)

Market Street ve Union Square’de alışverişin dibine vururken, Fisherman’s Wharf’ta denizin kenarında dinlendim… Bu tatil benim için çok iyiydi. Detaylar önümüzdeki günlerde geliyor…

——

Well, I know I’m a little bit late but hello again! As I told you before, I was in my second favorite city San Francisco! (You know the first one is Seoul, sorry San Francisco). I would like to spend time in this beautiful city. This time I’ve had chance to visit places that I couldn’t last time.

I had a busy program but at the same time I had so much time to relax. Finally I went to Alcatraz Island. Yaaay! Then I have cycled the city, crossed the bridge and went to Sausalito for a great lunch! And took the ferry to city…

Shopped till dropped at Union Square and Market Street! Also enjoyed the view at Fisherman’s Wharf! This vacation was sooooo good! Details coming soon!

Golden Gate Köprüsü / Golden Gate Bridge Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Golden Gate Köprüsü / Golden Gate Bridge Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Seoul Beşinci Gün Üçüncü Bölüm – Seoul Fifth Day Part III

Bizi, Facebook, TwItter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

Itsmuesday@gmaIl.com

Evet, iyice sonlara yaklaştık artık… Bu sebepler belki uzun yıllar göremeyeceğim dostlarımı da görmek istedim doğrusu. Gündüz gezi programım bitince akşamları yemekleri beraber yedik. Bugün de o günlerden biri. Daha önce İstanbul’a Korece Kampı öğretmeni olarak gelen güzel arkadaşlarım ile bir akşam yemeği yedik. Goosoo Dakgalbi’de yine kaşarlı bir dakgalbi yedik… Gerçekten çok lezizdi.

Dakgalbi Fotoğraf: itsmuesday / Dakgalbi Photo: itsmuesday

Dakgalbi Fotoğraf: itsmuesday / Dakgalbi Photo: itsmuesday

Dakgalbi Fotoğraf: itsmuesday / Dakgalbi Photo: itsmuesday

Dakgalbi Fotoğraf: itsmuesday / Dakgalbi Photo: itsmuesday Love you my dear friends and ofcourse my dad! Xoxo

Well, it’s almost ends… So I’ve decided to spend some time with my friends in Korea. Daytime we were travelling around Seoul and in the evening we were having dinner with my friends. Well this time I’ve met with my friends from Korean Camp İstanbul. We went to Goosoo Dakgalbi again and had a really delicious Dakgalbi.

Patbingsu! Fotoğraf: itsmuesday / Patbingsu Photo: itsmuesday

Patbingsu! Fotoğraf: itsmuesday / Patbingsu Photo: itsmuesday

Yemekten sonra tatlı niyetine Patbingsu! Harika! Patbingsu kırmızı fasulye ile yapılan bir dondurma değil ne desem kartopu! Evet kartopu! Buzu rendeliyor ve kırmızı fasulye ile karıştırarak yiyorsunuz. Tabi bu buzun üzerinde aroma oluyor. Benim favorim kahvelisi. Ay bayıldım bayıldım ve çok özledim. Hatta kaynaklara göre günümüzde de çok sevilen bir atıştırmalık ürün. Güncel kültürde de yeri var.

After meal we’ve decided to have patbingsu! it was delicious! According to wikipedia

Patbingsu (팥빙수, also stylized as patbingsoo, literally red beans with ice) is a Korean shaved ice dessert with sweet toppings such as chopped fruit, condensed milk, fruit syrup, and Azuki beans.[1] The snack is highly popular in Korea.

This snack originally began as ice shavings with red bean paste (known as pat, ). It was traded among government officials. Many varieties of patbingsu exists in contemporary culture.

Eski Patbingsu Makinası Fotoğraf: itsmuesday

Eski Patbingsu Makinası Fotoğraf: itsmuesday Old Patbingsu Machine Photo: itsmuesday

 

Bizi, Facebook, Twitter ve Instagram hesabımızdan takip etmeyi unutmayın 🙂

itsmuesday@gmail.com