SİTEM

Gündelik hayatımda gözlemlediklerimden bir demet… Kusursuz değiliz hiçbirimiz elbet. Bunun aksini iddia etmek saçmalıktan öte bir şey olurdu. Kusurlarımızı örtmeye çalışırken komik duruma düşmek? Tamam, bu var bunu kabul ediyorum. Bunlar bir yana dursun, hepimizin ufak tefek olayları mevcut biliyoruz. Mesela ben son zamanlarda tahammül seviyemin minimum seviyede olduğunu söyleyebilirim. Belki şu anda benim en büyük kusurum bu. Minimum seviyede olan tahammülümden mütevellit çabuk parlıyor, öyle çok da çabuk sönemiyorum. Söylenip duruyorum. Neden mi böyle davranıyorum. İşte gündelik hayatımda gözlemlediklerimden bir demet dememin sebebi de bu. Etrafımda günlük hayatta olan basit bazı meseleler hakikaten canımı sıkıyor. Hadi bunları sıralayayım.

  1. Kendini olduğundan bir başkası gibi göstermek: Günümüz jenerasyonunun, sosyal medyanın da getirdikleri ile kendini olduğundan çok farklı sunmak bu çeşitli mecralarda artık toplum tarafından da onaylanan bir olguymuş gibi algılanıyor sanki. Yani ben öyle hissediyorum. Bir kere herkes her şeyi biliyor ve bu konuda uzman kesiliyor. Son dönemde rastladığım da şunu yerseniz böyle olur bunu yerseniz böyle olur diyen insanlar. Efendim, ben de aşırı sağlıklı beslenen bir insanım insanlara tavsiyeler veriyorum amma velakin ekliyorum, bakın ben profesyonel değilim, şu ana kadar böyle yaptığımdan dolayı sonucum bu oldu… Neyse uzatmayacağım. Özellikle çeşitli sosyal mecralarda spor ve beslenme uzmanı kesilip, akşamları yemekleri gömen tiplere şahit olduğum için artık olmadığı biri gibi davranan insanlardan tiksiniyorum.
  2. Sahip olunan eşyalarla statü kazanmış olmak: Kardeşim, canım kardeşim, kanma bu yalanlara. Bak hakikaten… İstersen altında BMW, Mercedes… vb. süper lüks nesneler olsun. Seninle iki lafın belini kıramayacak isek sen koca bir sıfırsın. Sahip olduğunuz nesneler sizi siz yapan şeyler değildir. Sizi siz yapan şeyler karakterinizi oluşturan unsurlardır. Kendinizi nasıl eğittiğiniz, deneyimlerinizden ne gibi çıkarımlara ulaştığınızdır… Şu dönemden bunu 4562 kez söylesem de muhtemelen iki dakika sonra telefonumla fotoğraf çekip, müzik dinleyeceğim için filan sözlerim pek de kıymetli olmayacak, keza bir şey satın almadan yaşayabilmek ayrı bir subliminal çalışma gerektiriyor bu devirde. En azından son dönemde özen gösterdiğim “ihtiyacım” olanı satın almak. Aksi takdirde alışveriş gerçekleştirmiyorum. Cimri değilim, havalar soğuk, doğal gaz pahalı farkındaysanız.
  3. Ortak kullanımın söz konusu olduğu tuvaletlerde sifon çekmeme veya klozeti pis bırakma: Açık ara kılım. Çok net kılım bu duruma. Elini kâğıt havluya silip, kağıt havluyu buruşturup, çöp kutusunun beş santimetre yanına atmak nedir biri bana bunu açıklasın. Bina temizlik görevlileri senin üşengeçliğinin bedelini ödemek zorunda mı ya? Eğer basket atamadıysa çöp kutusuna, çöpün nereye gittiyse takip et, eğil, yerden çöpü al ve yavaşça çöp kutusuna bırak. Hani bu eylemler o kadar zor şeyler değiller gerçekten. Diğer bir yandan boşaltım işlemini gerçekleştirdikten sonra beyni duranlar var onlara aslında girmek istemiyorum şu an kahvaltı üzeri kahvemi içmekteyim daha fazla negatif yüklenemeyeceğim.
  4. Otobüse sıra beklemeden doluşmak: Bu benim için ütopik bir vaziyet. Mecidiyeköy’de onca insanın sıraya girmiş halini hayal dahi edemiyorum. Trafiğin kendisi çorba iken insanlar nasıl olmasın. Otobüs gelince hurra doluşuyoruz.
  5. Merdivenlerin sağ tarafında değil sol tarafında beklemek. Üçüncü maddeden sonra sinir kat sayımı yükselten durum. “E yürümek istiyorsan merdiven var” cevabını verenlere de ayrı kılım. Ya kardeşim Japonya’da neden böyle değil ya gerçekten kıskanıyorum. Sonuçta kaç kez anons ediliyor falan feşmekân. Efendim ben artık bir şey demiyorum, pardon deyip izin istediğimde bile ben suçluyum.
  6. Plaza sorunlarına bir yenisi daha, asansör sırası: 3-4 dakika beklersin, asansör gelir, senden sonra gelen vites değiştirmeden asansöre biner ve sana yer kalmaz. Geçenlerde asansörün içinde bundan sitem ettiğimde gıcık damgası yedim. Sessiz sessiz söylediler ama benim dudak okuyabildiğimi bilmiyorlardı. Sizsiniz gıcık. Sıra beklemeyi bilmiyor, önünüzdeki insana saygı göstermeyi eziklik sayıyorsanız, gıcık sizsiniz kusuruma bakmayın.
  7. Yaya Geçidi: YOK ARTIK diyeceksiniz biliyorum da şimdi adı üzerinde ne geçidi, yaya geçidi. Bu demek oluyor ki vasıtalı değil isem orası benim geçiş yolum. Geçenlerde yakın bir dostum MATRIX’deki Neo misalı eliyle “DUR” işaret yapınca yaya geçidinde, arabalar tarafından pek de hoş kaşılanmadı, şaşırdım mı, tabi ki de hayır. Bu paragrafta yazım hataları olacaktır elbet çünkü yazdıkça sinir katsayım hafiften hareketlendi.
  8. Düz beyaz bluzun ateş pahası olması: Bırakın parasını öncelikle düz beyaz tişört ya da bluz bulmak bu devirde cidden büyük sıkıntı. Hadi diyelim buldunuz. Akrilik tişörte bir servet yatırıyorsunuz… Yazık.

Daha bu liste uzar keza bunlar istisnasız yaşadığım şeyler. Ya bunlar hep vardı ben takmıyordum. Ya da bu tür şeyler çoğaldı ve ben de farkındalığımı artırdım. Bakalım… Bilemeyeceğim. Şimdi bina tuvaletinden geldim, yine sifon çekilmemiş…

Reklamlar

Şubat 2018 Favoriler

Taşınmaydı, işti güçtü derken çok uzun bir süredir hiçbir şey yazmamış olmama kaç puan veriyoruz bilemiyorum. Arada insanın yazmaya takati kalmıyor ama özlemişim yazmayı şu kelimeleri sıralarken farkına vardım.

En son 2 Ekim 2017’ye ait bir yazım var o da New York yazım. Ondan sonra da bir sürü şey oldu tabi hayatımda, tercihlerimde, sevdiklerimde, sevmediklerimde…

O zaman son dönem kozmetikten, kıyafete, hobilerden, yiyeceğe uzanan favorilerimi paylaşayım bakalım.

  1. Aveeno Nourish + Moisturize Shampoo: Walgreens’ten aldığım bir üründü, New York’a ilk gidişimde de almıştım. Çok memnun kaldığım için yeniden kullanmak istedim. Wheat Protein içeren şampuan kuru ve yıpranmış saçları besliyor. Aynı zamanda yumuşacık yaptığı için saçlarımı çok seviyorum. Aveenonun pek çok ürününü severek kullandım diyebilirim. Özellikle bahsettiğim şampuan saçlarımı gerçekten nemlendirebilen yegane şampuanlardan.

    Fotoğrafı Amazon’dan aldım keza kendi şişem bu yazıyı yazmaya başladıktan sonra bitti.

  2. Lush Bubblegum Lip Scrub: Dudak peelingi vazgeçilmez bakım ürünlerim arasında. Dudağa peelinge ne gerek var diyorsanız, yanılıyorsunuz. Pürüzsüz dudakların temeli benim için peeling demek. Lip Scrub’lar oldum olası kullandığım ürün skalasında en üst seviyelerdedir. Lush’ın bubblegum’ı da Glamglow peelingimden sonra sevdiğim peelingler arasında yer almakta.
  3. REVIT Bellecour Womens Leather Jacket: Canım motosiklet ceketim. Günler saydım buna kavuşabilmek için. İlk başlarda biraz rahatsız etti ama sonra hemen alıştık birbirimize. New York Union Garage’dan aldığım bu ceket, son zamanlarda incelediğim ceketler arasında açık ara favorim. Asimetrik ön fermuar, SaStec dirsek ve omuz koruma. RV tipi sırtlık mevcut.
  4. RSD Riot Glove: Bu da canım motosiklet eldivenim. Bordosunu Pop-up storelardan birinde bulmuş ve kaçırmadan almıştım.

Şu son dönemde çok sık alışveriş gerçekleştirmediğimden ötürü fazla bir favorim yok aslında…