ANASTASIA BEVERLY HILLS CONTOUR CREAM KIT

ANASTASIA BEVERLY HILLS CONTOUR CREAM KIT

Anastasia Beverly Hills Contour Cream Kit – Fair Photo: itsmuesday

Kozmetik ve Amerika denildi mi akan sular duruyor. Anastasia Beverly Hills de çok denemeyi istediğim bir markaydı. Liquid Lip Stick’lerine hayran kaldım. Bitmesin diye gıdım gıdım kullanıyorum ancak Contour Cream Kit‘lerini kesinlikle denemem lazımdı ve belirli bir bütçe ayırarak Macy’s den satın aldım. Ben Amerika’dayken Sephoralarda sadece kaş kitleri satılıyordu Anastasia Beverly Hills’in.

Anastasia Beverly Hills Contour Cream Kit - Fair Photo: itsmuesday

Anastasia Beverly Hills Contour Cream Kit – Fair Photo: itsmuesday

Toz halindeki kontür kitlerini kullanamıyorum çünkü çok kuru bir cildim var ve bu sebeple Contour Cream Kit’e yönelmem önerildi ve en açık tenliler için olanı yani fair’i aldım.

Anastasia Beverly Hills Contour Cream Kit - Fair Photo: itsmuesday

Anastasia Beverly Hills Contour Cream Kit – Fair Photo: itsmuesday

Görüldüğü üzere henüz denemedim ama en kısa zamanda sabırsızlıkla uygulama yapıp düşüncelerimi paylaşacağım. Ay kıyamıyorum ki!

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

https://makeupcurator.wordpress.com/

Reklamlar

MAKEUP CURATOR VIDEOS

Yeniden merhaba, bundan sonra süs püs bölümünü makeup curator adı altında yöneteceğim. Öncelikle amacım sizlerle güzel, öğretici makyaj videolarımı paylaşmak, ilerleyen dönemde de elimizde olan makyaj malzemeleri ile neler yapabileceğimiz göstermek. Umarım beğeniyle takip etmeye devam edersiniz.

Bu videoda kullandığım ürünler ise;

o Etude House Moistfull Super Collagen Stick
o Bobbi Brown Skin Foundation
o Loreal True Match
o Beauty Blender
o Eos Lip Balm (Coconut)
o The Balm Nude Far Paleti (Sleek rengini kaşlarım için kullandım)
o The Naked – 2 Far Paleti
o Etude House All Day Fix Pen Liner (Siyah)
o Sephora Beyaz Göz kalemi
o Rimmel Lash Accelerator
o Salon Perfect Eye Lashes (Wispies)
o Note – Likid Kapatıcı
o Ben Nye Banana Luxury Powder
o Maybelline Fit Me Shine Free Stick Foundation (340 – 310)
o Essence Longlasting Lipstick Nude
o Golden Rose Dudak Kalemi
o NYC Liquid Lip Shine, Nude York City
o The Balm Mary-Lou Manizer Highligther 

Bu kapsamda ilk videomun linki aşağıdadır, iyi seyirler;

 

RİMEL KOLEKSİYONUM – MY MASCARA COLLECTION 2015

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

Kirpikler makyajımda önemli bir unsur. Kirpiklerime yaptığım bakımdan daha önce sizlere bahsetmiştim. Alerjik reaksiyon göstermediğim için göz makyajımı organik hindistancevizi yağı ile temizliyor bu sayede kirpiklerimin doğal yollarla uzamasını sağlıyorum. Eğer yağlı ya da karma bir cildiniz yoksa ve alerjik reaksiyon göstermiyorsanız göz makyajınızı organik hindistan cevizi yağı ile temizleyebilirsiniz. Şu sıralar aktarlarda, çeşitli internet sitelerinde ve süper marketlerde görüyorum. Ben vitacost internet sitesinden söylemiştim. En son da Barselona’daki süper marketten bir cam kavanoz organik hindistan cevizimi edindim.

Gelelim kirpiklerin süslenmesine… Kirpikler makyajımda önemli bir yer taşır, bunu yeniden vurgulamak isterim nitekim, şu ana kadar çok fazla rimel – maskara (rimel demeyi tercih ediyorum ben ama maskara diye gidelim) denedim ancak şu yıllarda favorilerimi bulabildim. Bir kere kesinlikle sadece 1 rimel ile yetinemem. Öncelikle kirpiklerimi uzatan sonra da dolgunlaştıran maskarayı uygularım. Kirpiklerim sağlam, uzun ve dolgun gözükmeli ki uğraştığım far geçişlerim daha da vurgulansın.

Bu sebeple bu yazımda sizlere şu anda hangi rimelleri kullanıyor olduğumu anlatacağım.

Eyelashes are one of the most important things for me in my makeup routine. I have told you about my eyelash care days. Because I have no allergic reaction to organic coconut oil, I clean my eye make-up with organic coconut oil. So that I believe my eyelashes grow much faster and they are in a good situation. If you don’t have an allergy and if your skin conditions are ok to use organic coconut oil, you may use it to clean your eye make-up.

So… I believe that eyelashes have a different responsibility in my make-up routine because they need to highlight my eyeshadows… Because of that today I’m going to share my mascara collection with you… Normally first I use a mascara which makes my eyelashes longer and I use another one to make it thicker. It’s always like that in my makeup routine…

Let’s see my favorites;

Rimellerim - My Mascara Collection Photo: itsmuesday

Rimellerim – My Mascara Collection Photo: itsmuesday

Rimellerim - My Mascara Collection Photo: itsmuesday

Rimellerim – My Mascara Collection Photo: itsmuesday

Rimel 1

The Rimmel London – Lash Accelerator Photo: itsmuesday

The Rimmel London – Lash Accelerator: Kirpikleri uzatmada hoşuma giden bir maskara. Watsons yılbaşı indiriminde alınması gereken ürünlerden diyebilirim. Kesinlikle maskara çekmecemden eksik olmaz. Birinci sırada uyguladıklarım arasındadır. Çok inci kıl yapılı fırçasını seviyorum. Makyaja yeni başlayanlar için de uygun bir rimel. Hem bütçenize uygun hem de işlevi güzel.

The Rimmel London – Lash Accelerator: I like this mascara because when I use it my eyelashes get longer. I mean seems longer. In Turkey you should buy it when there is a huge discount at Watsons. I like its brush too, it’s too thin but easy to handle. I think it is ok for beginners too.

Rimel 2

Kiss Me Mascara – Black Photo: itsmuesday

Kiss Me Mascara – Black: Kore seyahatimde edindiğim bir Japon menşeili marka Kiss Me özellikle göz ürünleri ile tanınıyor. Bu kapsamda da rimelleri çok başarılı. Waterproof olan bu rimeli her gün kullanmıyorum. Video çekeceğim ya da fotoğraf çekeceğim zaman tercihim oluyor. Siyalık kapsamında 10 üzerinden 10 veriyorum. Kirpiklerimi tane tane yapıyor. Tek eksisi çok zor çıkması, bu sebeple her gün kullanmıyorum. Ancak ciddi manada başarılı bir rimel. Alakasız başarılı yani. Eğer yolunuz Asya’ya düşerse kesinlikle almanız gerekenler listesinde top 10’dadır, olmalıdır.

Kiss Me Mascara – Black: I bought it when I was in Korea. This mascara is coming from Japan. The brand is called Kiss Me and they are really popular with eye based make-up products. However I don’t use this mascara every day because it is waterproof and really hard to clean it from my eyelashes. It is so strong so I use it when I’m recording a video or in my photoshoots.

Rimel 3

The Rimmel London – Scandal Eyes Extreme Black Photo: itsmuesday

The Rimmel London – Scandal Eyes Extreme Black: Bu ikinci aşama rimellerimden yıllardır tahtını kimse alamadı ta ki Amerikada Loral Voluminous Black ile tanışana kadar. Loreal’ın sevdiğim rimeli Türkiye’de satılmadığı için alternatif ürün kapsamında kesinlikle The Rimmel London – Scandal Eyes Extreme Black tavsiyemdir. Ben çok severek her gün kullanıyorum.

The Rimmel London – Scandal Eyes Extreme Black: This is my second step mascara. And I love it! I loved it until I’ve met with Loreal Voluminous Black in USA however it’s impossible to find it back in Turkey so The Rimmel London – Scandal Eyes Extreme Black is my favorite! It really makes my eyelashes thick.

Rimel 4

Loreal Voluminous Black Photo: itsmuesday

Loreal Voluminous Black: Ben hayatımda böyle rimel kullanmadım kullanmayacağım da heralde. Kesinlikle bitsin kurusun istemiyorum, fırçasını da saklayacağım. İkinci aşama ya da birinci aşama farketmez istediğim aşamada kullanabildiğim bir ürün. Çok başarılı. Kirpikler daha dolgun ve uzun gözüküyor. Bu konuda alt kirpiklerime de severek uyguladığımı söyleyebilirim. Bu arada şu anda araştırırken buldum n11 internet sitesinde gördüm! Aman tanrım koş koş!

Loreal Voluminous Black: THIS LITERALLY MY FAVORITE FROM NOW ON! I use it both on second step and first step, it doesnt matter. Because it works well.

Rimel 5

The Rimmel London Lash Accelerator Endless Photo: itsmuesday

The Rimmel London Lash Accelerator Endless: Bu da prensesim. Fırçasını o kadar seviyorum ki kirpikleri teker teker ayırıyor ve dolgunlaştırmaya hazır hale getiriyor. Bu heralde üçüncüsü. Her indirimde depoluyorum. Sentetik fırçasına hastayım.

The Rimmel London Lash Accelerator Endless: This is my princess! I love it so much! It seperates my eyelashes one by one and give me the opoortunity to thicken them with my other maskaras! I love its brush too!

PLEASE SUBSCRIBE OUR,FACEBOOK,TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

 

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?…. “3”!

Sanırım yoğun olarak 2012’den beri tek başıma geziyorum, tek başıma derken, herhangi bir tur programına bağımlı olmadan turluyorum ülkeleri. Şu ana kadar İspanya, A.B.D., Güney Kore, Almanya ve Avusturya’da bulundum.

Bu ülkelerin sayısı size az gelebilir ama genelde aynı ülkeye pek çok kez gittim, sevdiğim yerler oldu mu özümseyerek gezmek isterim tabi ki… Ayrıca insan bazen özlüyor gittiği yerdeki lezzetleri.

Özellikle belirtmem gerekir ki bu seyahatlerimin hiçbirinde herhangi bir şekilde turizm firmalarından destek almadım. Bu kapsamda da bütün seyahatlerimi baştan aşağı kendim tasarladım. Belki turizmciler bana kızacak ama çok hayal geliyor bana onların hazırladığı turlar. Gerçekçi değil, bir insan uçaktan iner inmez otobüsle panoramik bir tura nasıl dayanabilir? Ben otobüse biner binmez uyurum mesela, ya da bütün şehri camın arkasından görmek? Her şeye esktra para vermek? Bunlar benim seyahat anlayışım kapsamında değiller maalesef, bu sebeple de kendim rahat rahat takılmayı tercih ediyorum. Şu ana kadar da hiç sıkıntı yaşamadım her yere de gittim her şeyi de yetiştirdim… Tur programcılarından özür diliyorum, yani ben pek mantıklı bulmuyorum bu benim kişisel tercihim, bu yöntemi seçmediğim için, yaklaşık 2-3 ay süren bir araştırma maratonunun içinde oluyorum. Kimi hazır program ile gezmek isteyebilir o yüzden kişisel fikirlerimi paylaşıyorum, kimse üstüne alınmasın yanlış anlamasın…

Programdan, biletlere, yemek yiyeceğim yerlerden, ziyaret edeceğim müzelere kadar her şeyi sırasıyla planlıyor, bir aksilik çıkarsa ona göre davranıyorum ve programı değiştirebiliyorum ve benim için en önemlisi istediğim saat istediğim yerde istediğim kadar kalıyorum…  Bu kapsamda çok fazla deneyimim oldu ve birinci seyahatim ile son seyahatim arasında doğal olarak dağlar kadar fark var… Bu farkı oluşturan süreçte de nasıl unsurlardan faydalanarak programlarımı oluşturduğumu yani top secret bilgilerimi sizlerle paylaşacağım…

Bu yazımdaki amacım kendiniz için bir tur programı hazırlarken nelere dikkat etmeniz gerektiği hakkında sizlere ipucu vermek. Benim yabancı dilim yok ki, bütün bunları nasıl yapacağım derseniz, korkmayın, keza beden dili olsun, elinizdeki rehber olsun yolunuzu elbet buluyorsunuz.

İpuçlarına geçmeden size Güney Kore’de başıma (hatta başımıza) gelen bir olaydan bahsedeyim… En yakın arkadaşım Ece ile Kore’deyiz, Seoul’da üçüncü günümüz ve Küçük Prens köyünü ziyaret etmek istiyoruz. Aldık biletleri bindik trene, git git tren durmuyor git git durmuyor, bir baktık bilet kontrol eden görevli geldi ve dedi “Sizin biletleriniz yanlış” biz bunu anlamadık doğal olarak o zamanlar o kadar iyi Korece bilmiyorduk. Sonra gitmek istediğimiz yeri anlattık az çok el hareketleriyle, adamcağız bize tarif edene kadar canı çıktı ama o kadar güzel anlattı ki, hiç dil bilmeden neyi anladığımızı yazıyorum şimdi size;

Amcanın el kol hareketleri ve anlamadığımız bir dilde bize anlattıkları;

  • Bir sonraki durakta inin, sonra karşı tarafa geçin ama yukardan giden değil aşağıdan giden trene binin. “—-“ isimli durakta inin (durağın ismi şimdi aklıma gelmiyor) oradan taksiye binin yaklaşık 17.000 Won.

Eğer biz bunu anlayıp doğru yeri bulduysak emin olun herkes anlar. O yüzden korkmayın. Kendinize güvenin. Ancak her ihtimale karşı konsolosluğun telefonu yanınızda olsun 🙂 Zaten yurtdışı seyahatlerinde konsolosluk ülkeye giriş yapınca size iletişim bilgilerini mesaj atıyor.

Gelelim tur ayarlamaya; birinci yazımda belirtmiş olduğum üzere çok delicesine araştırma yaptığımdan bahsetmiştim. Araştırma yaparken kullandığım websitelerini sizlerle paylaşayım;

  • http://www.booking.com/: Sadece rezervasyon için değil, konaklayacağım yere yakın olan turistik bölgeler kapsamında bilgi almak için de kullanıyorum. Konaklayacağım yer nerelere yakın, hangi toplu taşımayı kullanmama müsait… vb. sorulara daha rahat cevap verebilmek adına tanıtım bölümünü okuyup, haritada yerini inceliyorum. Turistik yerlere yürüme mesafesinde olması tercih sebebim. Bu sayede zamandan kazanıyorum ve yürüyerek turlayabiliyorum. Aynı zamanda booking.com’dan sürekli rezervasyon yaptırdığım için çok güzel indirimler de yakalıyorum.
  • http://www.tripadvisor.com.tr/: Birçok bilgiyi, deneyimleyenlerden alma şansını yakalıyorsunuz. Gitmeden önce okumakta fayda var. Bireyler deneyimlerini paylaşıp çeşitli yerler hakkında oylama yapıyor.
  • http://www.yelp.com/: Seyahatten önce, seyahat anında, seyahat sonrasında kurtarıcınız. Yemek yerlerinden tutun, müzelere kadar birçok yeri ile ilgili lokasyon bilgisi, yorum, menü… vb. bilgileri paylaşıyor. Yanımdan asla ayırmam.
  • https://www.google.com.tr/: Sanırım çok fazla açıklama yapmama gerek yok. İkinci yazımda da belirttiğim üzere, tur programınız kapsamında trilyon tane soru yazıp cevabını bulabilirsiniz. En çok arattığım şeylerden biri de “What to do in (Şehir İsmi)”dir. Hahaha
  • http://www.timeout.com/: Eğer bir yerde sadece 2-3 gün kalabilecekseniz, timeout genellikle şehirler, bölgeler kapsamında en iyi 10 yer en iyi 20 yer gibi listeler çıkarır. Bence faydalı.
  • https://gezimanya.com/: Türkçe seyahat bilgisi kaynağı, yazarlar seyahat edenler oluyor genelde.
  • http://ekobilet.com/: Uçak biletleri kapsamında kullanıyorum. Hem de seyahat sigortamı halletmiş oluyorum aynı zamanda.

Genel kapsamda kullandığım siteler bunlar ama genelde arama motorlarını kullanıp blogları ziyaret etmeyi çok seviyorum. Daha doğru bilgi aldığıma inanıyorum bu şekilde…

NOT: Bu siteler ile aramda hiçbir ticari bağlantı bulunmamaktadır. Bunlar kişisel olarak seyahat yaparken kullandığım web siteleridir.

Bütün bilgileri edindikten sonra sıra bunları kendi vaktinize göre organize etmekte.

Örnek olarak San Francisco’yu ele alalım. Çok severek hazırladığım bir programa sahiptir.

San Francisco’da nereleri gezmelisiniz mesela?

  • Union Square
  • China Town
  • Italian District
  • Coit Tower
  • Pier 39
  • Fisherman’s Wharf
  • Lombard Street
    • Bu yukarıda saydıklarımı bir günde yapabilme ihtimaliniz enerjiniz var ise çok yüksek, denedim yaptım oluyor ama ondan sonra 4-5 saat yürüyemedim, hepsine yürüyerek gittim çünkü. Total 7 saat sürüyor 1 saatlik mola dahil.
  • Twin Peaks
  • Dolores Park
  • Castro
  • Haight and Ashbury
  • Golden Gate Bridge
  • Alcatraz

Bu saydığım yerlere giderseniz, San Francisco’nun bütün turistik yerlerine gitmiş oluyorsunuz. Biraz daha genişletmek gerekirse bisiklet turu ile Sausalito, günlük turlar ile Yosemite ya da Muir Woods, daha ekstrem bir şeyler isterseniz Helikopter turu seçenekler arasında olabilir.

Coit Tower'dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana...

Coit Tower’dan şehri izlemek ayrı bir keyif. Bulutların dansına şahit oluyorsunuz. Şehirde sadece belirli bir kısımda yüksek binalar olduğu için, geri kalan kısmı incelemek rahat. Nedense pek bir samimi geldi bana…

Bu yerlere gitmek gezmek eğlenmek için 7 gün yeter de artar bile…

Tabi ki sonra benim gibi bir daha gitmek istiyorum diye tutturursunuz çünkü özümsemek istersiniz…

Uzun lafın kısası bütün bu yerleri araştırarak öğrendim, hepsinin zamanlamasını kendim ayarladım. Konakladığım yerdeki tur seçenekleri beni cezbetti. Onların önerdiği yerlere de gittim.

Bu yüzen turla bile gitseniz bence mutlaka bilin, araştırın, gezmenin tadını çıkarın!

Bu yazımı tam tadına bırakayım diyorum.

Başka serilerde görüşmek üzere….

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

Yeni Dönem Alışverişim

Viktor and Rolf Flower Bomb Edp & Chanel Eau Vive

Viktor and Rolf Flower Bomb Edp & Chanel Eau Tendre Photo: itsmuesday

Bildiğiniz üzere son çeyrekte 3 seyahat gerçekleştirdim ve bu da free shop’a yani gümrüksüz alana giriş imkanı sağladı bana. Parfüm manyağı bir insan olarak aldıklarım arasında tabiki vazgeçilmezim Viktor and Rolf Flower Bomb vardı. Bunun yanısıra daha fresh bir koku denemek istedim ve soluğu Chanel’de aldım. Chanel Eau Tendre gerçekten inanılmaz bir parfüm. Severek de kullandığım belli sanırım Eylül’den bu yana neredeyse yarılamışım. Turunçgil, sümbül ve pembe meyvelerin harmanlanışı ile oluşmuş bir parfüm gerçekten enerji veriyor bana. Kesinlikle boğmuyor. Yaz gecelerinde vazgeçilmezim olmaya aday.

IMG_8874

Yukarıdaki fotoğrafta ise, parfümlerimin yanı sıra İspanya marketlerinden birinden aldığım Dove Krem deodorant var. Kremsi yapısı ile kolay uygulanıyor. Şu ana kadar neden böyle bir şey Türkiye’ye gelmedi merak ediyorum. Normalde kışın roll-on başlıkları çok soğuk olur, burada öyle bir uygulama olmadığı için üşümüyor insan. Diğer Stick tarzda olanları sevmiyorum. Sağ tarafta gördüğünüz minik tavşancık ise Kore seyahatimden kalma. Tony Moly markasına ait bir stick parfüm. Bileklerinize uyguluyorsunuz; çok kalıcı değil ama çok sevimli. Şirin dizaynı ile beni benden almıştı. Kutusu boşaldığında yeniden başka bir şekilde değerlendirilebilir. Biblo olarak biel saklarım, Kore kozmetiğindeki bu sevimli tasarım unsurlarını seviyorum.

Forever 21 Lip Balms Photo: itsmuesday

Forever 21 Lip Balms Photo: itsmuesday

Forever 21 Amerika’ya gidenlerin ilk uğraması gereken adreslerden. Aslında giyim üzerine ancak aksesuarlar ve güzellik kapsamında da gayet başarılı. Bu iki şeker lim balmı da oradan aldım, henüz ambalajlarını açmadım çünkü çok sevdiğim bir arkadaşıma sürpriz o henüz bilmiyor.

IMG_8877

Na na na na na Photo: itsmuesday

L.A Girl Pro Concealer kontür uygulamalarının vazgeçilmez markası Amerika’da, hem de aşırı ucuz sadece ve sadece 2,99! Kampanya var ise 1,99! Aynı zamanda Maybelline Age Rewind kapatıcılar da çokça konuk oluyor bloglara. Maybelline’ler İspanya ziyaretimden, L.A Girl’ler ise Amerika ziyaretimden topladıklarım 🙂

Şöyleki Maybelline Age Rewind serisinden memnunum, daha önce de kullanmış ve beğenmiştim. Sadece sonlara doğru süngeri inanılmaz “cıvık” bir hal alıyor ki bu hijyenik mi bilemiyorum. Bu kapsamda hiçbirini tamamen bitiremedim diyebilirim.

Gelelim L.A. Girl yorumuma, ilerleyen dönemde videolarımda da bahsedeceğim sanırım. Açıkçası çok umutlu olduğum bir üründü ama malesef beğenmedim. Keza sanırım çok kuru ciletler için uygun değil çünkü kolayca dağılmıyor. “Cake” ya da kekimsi 🙂 bir görünüme sebep oluyor ve dağıtmaya çalışırken yüzüm tahriş oluyor. Ton kapsamında lafım yok ama ürünün dokusu bana kullanışlı gelmedi. Yalnız yağlı ya da karma ciltler için uygun olabilir diye düşünüyorum.

IMG_8878

Gelelim yeni aşklarıma, Anastasia Beverly Hills… İnanılmaz çok istiyordum bu markanın ürünlerini incelemeyi. İyi ki gitmişim, iyi ki saatler harcamışım stand başında, keşke bu lip glosslarım hiç bitmese! Bu “Liquid Lipstick” serisi inanılmaz bir şey! Bu kadar güzel “Mat” ürüne daha rastlamadım. Detayları ilerleyen dönemde vereceğim, keza uygulamalı görmeniz gerek mutlaka mutlaka.

Diğer bir yandan da the Balm Overshadow No Money de süper ışıltılı göz makyajı uygulamalarımda kullandığım bir ürün. Seviyorum. Beğeniyorum. Evet biterse bir daha alırım 🙂 Sadece bu tür farların pudramsı yapıda olması fırçaya alınmasını zorlaştırıyor. Türlü türlü yollar deniyorum ama sonuç harika tabiki. Zaman zaman da fırçamı ıslatıp kullanıyorum.

NOT: Fotoğraflar anlamsızca küçüldü. En kısa zamanda bu problemi halledeceğim.

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

 

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?…. “2”!

“Kaliteli bir seyahat için neler gerekli?” yazımda sizlerle süper gizli düşüncelerimi ve deneyimlerimi paylaşmıştım. O zamandan bu zamana seyahat edip, önerilerimden uygulayıp memnun kalan varsa ne ala. Umarım işinize yaramıştır. Şimdi gelelim bir diğer bölüme… Acıktınız ve güzel bir restoran arıyorsunuz, bir şeyler yemek istiyorsunuz ama karar veremiyorsunuz… Yine gözlemlerime dayanarak kendi çapımda takip ettiğim durumları, uyguladıklarımı sizlerle paylaşayım diyorum; buyurun başlayalım.

Yemek mevzusu: Google Maps, Yelp, TripAdvisor, Zomato… vb. uygulamaların yanı sıra içgüdülerinize yön verecek öneriler geliyor; ** ondan önce neden Google Maps dedim ilk başta, birinci yazımı okumuş olanların da anlayacağı üzere çok detaycı bir kişiliğim, bu kapsamda kalacağım hostelin etrafındaki yerleri Google Maps’ten açıp, bulup teker teker inceliyorum, evet ben deliyim. Devam edelim;

  • Kahvaltı: Kahvaltı benim için günün en önemli öğünü, kahvaltısız asla adımımı atmam dışarı. Bu sebeple kaldığım yerde kahvaltı benim vazgeçilmezlerimden. “Bed & breakfast” kelimesini okudukça bile içim açılıyor, rahatlıyorum. Bu sebeple kahvaltıyı genelde konakladığım yerde yaparım. Beğenmediğim bir durum var ise hostele yakın bir yerde yaparım sıkıntı yok yani o kahvaltı yapılacak; nitekim hostel gibi “lüks” kavramından biraz da olsun uzak olan yerlerin etrafında emin olun ki çok güzel kafeler ve restoranlar konumlanır. Genellikle bu tip yerler ucuzdur. Şu ana kadar hiç şaşmadı.

USA Hostels San Francisco’yu ele alalım. Kore Restoranı, Tayland Restoranı, Hamburgerci, Endonezya Restoranı, Pancake Kafesi hatta adını unutmadığım Joy’s Place sadece 30 saniyelik yürüme mesafesinde. Kimi de sadece karşı kaldırımda. Buralarda en fazla 10-15 dolar harcarsınız full + full bir menü kapsamında ki Amerika söz konusu olduğunda bir porsiyon üç kişiyi doyuracak büyüklükte bunu da unutmayalım… Kahvaltılar daha da ucuz… Seoul JK House‘u ele alalım, Sinchon‘un göbeğinde dışarı çıktığınız anda herhangi bir şey yiyebileceğiniz bir yere olan uzaklığınız 2 metre filan… Yani diyeceğim o ki gittiğiniz yerde çok meşhur olmayan bir yer yoksa kahvaltıyı gezmeye çıkmadan yapmaya özen gösterin. Sabah depolayacağınız o enerjiye ihtiyacınız var. Kahvaltı kapsamında, eğer hostelde yapıyorsanız ve yemek istediğiniz daha farklı şeyler var ise, bunları marketten temin edebilir ve misafirlere ayrılmış buzdolabında tutabilirsiniz. Fıstık ezmesi mi istiyorsunuz? Alın ve saklayın, hatta Avrupa’da Amerika’da daha doğrusu pek çok yabancı ülkede tek kişilik kahvaltılık ürünler de mevcut, tüketip çöpünü atıyorsunuz o kadar da pratik yani… Ama ben genelde hiç uğraşmıyor kahvaltımı hostelde yapıp, diğer öğünlerimi yavaşça ve afiyetle yiyorum. Şu detayı vermeden de geçmek istemem; USA Hostels’de kendi pancake’inizi yapabiliyorsunuz, sabah görevliler hamurunu hazırlıyor sizde yapıyor akçaağacı (yanılmıyorsam çevirisi bu idi) şurubunuzla afiyetle yiyorsunuz. Bak yazarken de canım çekti…

NOT: Hostel kahvaltısı dünya genellemesine vurursak, sandviç – yumurta – ekmek – reçel – krem peynir ve çay/kahve kıvamında olur. İstisnalar elbet var.

  • Öğle Yemeği: Gezdiniz, yoruldunuz, ay biraz soluklanayım dediniz. Ayaklarınızı vurdu belki ayakkabılarınız, ama checklistinizde yara bandı olduğu için çantanızda vardı ve kullandınız. Şimdi nerede yiyeceğinize karar verebilirsiniz. Önce etrafınıza bakın, öğle yemeği seçmedeki en öneli kural, restoranın – kafenin – yemek yenilecek yerin kapısındaki “KUYRUK” Şu denklemi asla unutmayın. Ne kadar kuyruk o kadar lezzet… Dolores Park’ın orada Tartine Bakery vardır. Öyle bir kuyruğu vardır ki bir saat bekleyeceğim diye korkarsınız ama sıra 20 dakikada gelir merak etmeyin. Bu yüzden çok kuyruk, uzun kuyruk = bol lezzet. Bunun yanı sıra “LOKAL”arkadaşlara sormak da başarılı sonuçlara ulaştırır. Bunlar kimler? Hostel’de resepsiyonda çalışanlar… En güveniliri Hostel’de çalışanlar olacaktır (Siz yine de dikkat edin). Onlar birçok yeri bilirler. Bu yerler genelde güzel olur. Bu yüzden gezinizi planlamadan önce onlara sorabilir, yemek yerinize ona göre karar verebilirsiniz. Diğer bir unsur ise “SOKAK YEMEKLERİ” . Yurtdışında ne zaman sokaktaki bir kiosktan, seyyar satıcıdan yesem hep lezzetli hep lezzetli. Sonuncu unsurum ise arama motorları ile kesişiyor. Gitmeden önce yapacağımız araştırmadan bahsetmiştim. Hangi arama motorunu kullanıyorsanız ona sırasıyla soruyorsunuz, ben sorduklarımın Türkçe mealini sizlerle paylaşıyorum; Seoul’u ele alalım hep Amerika’dan gitmeyelim.
  1. Seul’de ne yenir?
  2. Seul’de kışın ne yenmelidir?
  3. Seul seyahati blog
  4. Seul’de yediklerimiz blog
  5. Seul yemekleri
  6. Seul’de ucuz yemek
  7. Seul’de en lezzetli kafe
  8. Seul’de kesinlikle yemeniz gerekenler.
  9. Seul geleneksel yemekleri
  10. Seul’de öğle yemeği için en popüler yerler

NOT: Korece’de Seul, SO-UL diye telaffuz edilir. Aslında doğrusu “Seul’de değil Seul’da”dır. Bunu da buradan belirteyim.

Kimi zaman o kadar üşenirsin ki gider hamburgere sarılırsın. Eğer söz konusu in&out ise wohooo! Photo: itsmuesday

Kimi zaman o kadar üşenirsin ki gider hamburgere sarılırsın. Eğer söz konusu in&out ise wohooo! Photo: itsmuesday

Bu soruları 100’e kadar çıkarabilirim. Özellikle gezginlerin, bloggerların, bloglarında yer verdikleri yerlere gitmeniz en azından daha önce hakkında yapılan yorumları bildiğiniz bir yer olacaktır. Kafanıza yatan yerleri not edip gidebilirsiniz. Seul’de genelde böyle yaptım… Bu kapsamda daha verimli değerlendirme yapabilirsiniz…

Asla yapmamanız gereken şeylerden biri de “AŞIRI TURİSTİK” yerlere bütün paranızı yatırmak. Kimi zaman güzel şeyler çıkar elbet ancak genel kapsamda para tuzağı oluyorlar. Normalde 3’e yiyebileceğinizi 5’e yiyorsunuz. Öyle yapacağınıza o 2 ile güzel bir şeyler daha yiyin (Yine matematiğimi konuşturdum süperim!).

BONUS: Bazen altıncı hissinize güvenmek ya da menüyü okuyarak hareket etmek de uygun olabilir. Neden olmasın?

BONUS 2: Öğlen yemeğinden önce kahve mi içmek istiyorsunuz? Butik kafeleri tercih ediyorum. Genelde tatlılara bakarak karar veriyorum. İyi tatlı = iyi kahve gibi bir algım var. Şu ana kadar hep memnun kaldım. Eğer tatlı yok ise kokuya göre hareket edin 🙂

Bu maddeyi özetlemek gerekirse, bir yerde yemek yemeden önce;

  • Kuyruk nerede uzun ise oraya yöneliyoruz. Kuyruk nereye biz oraya!
  • Gittiğimiz yerde yaşayan kişilere sorular yöneltiyoruz (dikkatli olmak koşuluyla) spesifik olmak gerekirse kaldığımız yerdeki çalışanlara sorular soruyoruz. Sakın yoldan geçen bir vatandaşı çevirip de nereye gideyim nerede yiyeyim diye sormayın ha.
  • Sokak Yemeklerine güveniyoruz, onlara sahip çıkıyor ve onları seviyoruz.
  • Arama motorlarında araştırmanın dibine vuruyoruz!
  • Aşırı Turistik yerlerden korkuyor kaçıyoruz.
Kimi zaman el yapımı Noodle ile coşarız! Photo: itsmuesday... Aman allahım ne lezzetli bir şeydi bu.

Kimi zaman el yapımı Noodle ile coşarız! Photo: itsmuesday… Aman allahım ne lezzetli bir şeydi bu.

Akşam Yemeği: Akşam yemeği ayrı bir sanattır seyahatlerde. Genelde olanı söyleyeyim. Araştırıyor, araştırıyor ve karar veriyorsunuz ama daha sonra hosteldeki oda arkadaşınızla en yakındaki restorana gidip karnınızı doyuruyorsunuz. Çok gezdiğimden ötürü genelde böyle oluyor, olmadığı zamanlarda ise akşam akşam nerede kuyruk var diye gezmiyorum. Akşam yemeği bu kapsamda sıkıntı… Eğer tek başımaysam ve gittiğim şehirde arkadaşım yok ise, çeşitli makalelerde şeflerin, yerel kişilerin tavsiye ettiği restoranlara yöneliyorum (Yelp, TripAdvisor da kullanıyorum) ya da menüsü internette yayımlamış olan bir restoranı inceliyorum ona göre yolumu belirliyorum. Eğer arkadaşlarım var ise onlarla akşam yemeği yemek her zaman tercihim, hatta arkadaşlarım var ise “farketmez” modunda oluyor ve olayın akışına bırakıyorum kendimi. Akşam yemekleri genelde sıkıntı olmuyor kişisel tercihim hafif geçirmek istediğim için ancak size tavsiyem akşam yemekleri kapsamında konakladığınız yerden çok uzaklaşmamanız.  Nitekim yemek yedikten sonra bütün günün de vermiş olduğu yorgunluk daha da artıyor ve halsizleştiriyor…

Sadece bir tavsiyem, bir ya da iki gece gerçekten çok meşhur bir yerde yiyin =) Değişik bir atmosfer oluyor…

Aslında bu yazıya başlarken Tur programı nasıl yapılır diye de bir başlık açacaktım; ancak yazdıkça yazmış olduğum için yemek mevzusunun yeterinde uzun olduğunun farkına vardım. Bu yüzden bu seriyi hemen bitirmek istemiyorum ve tur programı nasıl yapılır kısmını da serinin üçüncü bölümüne bırakıyorum.

Sevgiyle kalın ^^

Madem yemekten bahsediyoruz ufacık bir bilgi de verelim, Kore'de genellikle servis takımları masanın hemen yanında konumlanır. Kendi servisinizi kendiniz yaparsınız. Güzel bir uygulama...

Madem yemekten bahsediyoruz ufacık bir bilgi de verelim, Kore’de genellikle servis takımları masanın hemen yanında konumlanır. Kendi servisinizi kendiniz yaparsınız. Güzel bir uygulama…

Nyam Nyam (Barselona Seyahatimizden) Patatas Bravas Photo: itsmuesday

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

 

muck

SAN FRANCISCO ve MUTFAK ÇEŞİTLİLİĞİ / SAN FRANCISCO AND DIVERSITY OF CUISINES

San Francisco’dan notlara devam;

San Francisco gezim hakkında akılda kalıcı önemli unsurları sizlerle paylaşayım. Geçen sefer detaya girdiğimden dolayı bu sefer önemli şeylere değinmek istiyorum. Daha doğrusu, bu gezimde daha da farkında olduğum bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum diyebilirim… San Francisco’daki çeşitli mutfaklar…

San Francisco’da birçok farklı kültüre ait mutfak var. Bu özelliğini seviyorum şehrin… Peru mutfağı ile hayatımda ilk defa tanıştım, diğer bir yandan Yunan mutfağından tutun Kore mutfağına kadar pek çok seçenek var. Özellikle China Town (Çin Mahallesi) bölgesinde tabi ki Çin mutfağı hâkim. Yürüdüğünüz üç blok bile bölgedeki kültürel yapının değişimine yeterli oluyor. Çok keskin çizgilerle ayrılmış olsalar bile bu çok kültürlü ortam sürekli yeni bir şeyler keşfetmenizi sağlıyor. (Ancak bu mutfakların çok fazla etkileşim içinde olduğunu gözlemlemedim, dediğim gibi sanki keskin çizgilerle ayrılmış gibiler ve bunu ilerleyen dönemde incelemek istiyorum… Devam edelim) Bu kapsamda beyin sürekli şaşırarak geziyor. En çok sevdiğim deneyimleme tarzlarından biri bu. Bu deneyimleme pratiği çok hızlı bir şekilde şarj ediyor sizi. Ne kadar yürüdüğünüzü farketmediğiniz zamanlar oluyor. Yiyorum ama kilo almıyorum şehri San Francisco, ciddiyim bu konuda. Yokuş yürümeyi göze alabiliyorsanız sürekli fitsiniz baştan söyleyeyim.

Bu kültürel çeşitliliğe geri dönersek, bir haftada Tayland pirinç makarnasından Kore barbeküsüne, İtalyan kurabiyelerinden Çin mantılarına pek çok şey tattım. Hepsi de birbirinden lezizdi, birçok yemeğin tadı damağımda kaldı. Sadece bir hafta içerisinde yediklerime kısaca bir göz atalım. Yerken öğrenelim misali..

Kore Yemeği - Lunch Box

Yukarıda görmüş olduğunuz fotoğraf Kore kültürüne ait bir “öğle yemeği kutusu”nu içinde barındırıyor. USA Hostels San Francisco‘dan bir kaç blok ötede konumlanan yeni bir restoran. Fiyatları makul, yemekler çeşitli. Öğle ve akşam menüleri var. Bunun yanı sıra menüdeki Kore yemeklerinden de seçebilirsiniz tercih size kalmış. Bu fotoğrafı paylaşırken, Kore’de yediğimden daha güzel demiştim, evet bu gerçekten doğru. Nitekim, çok fazla yiyebilen bir insan değilim ama bu kutunun hepsini bitirdim! O kadar güzeldi ki duramadım. Bu öğlen menüsünün içinde, Mandu (Kore mantısı), Japchae (Kore patates noodle’ı), Bulgogi, Kimchi, Salata ve pilav var. Yanında çorba da geliyor turşu ile. Ha bir de Edamame! (Bu Kore kültürüne ait değil) Nyam nyam demekten başka seçenek bırakmıyor bana. Restoranın adı ZZAN. Henüz yeni açıldıkları için sanal ortamda yeterli veri bulamadım. Post Caddesi Üzerinde Post and Jones’dan Union Square’e doğru ilerlerken sağ tarafta konumlanıyor. Dekorda siyah hakim, dış kapı sarı (San Francisco’dakilere duyurulur.)

Thai Food

Sıra Tayland’a geldi. Hindistancevizini çok severim ama sadece kozmetikte ve tatlıda. “Öğün” kapsamında yediğim yemeklerdeki soslarda sevmiyorum bu sebeple Hostelin hemen karşısında konumlanan bu Tayland Restoranına bu işi bilen bir arkadaşımla gittim ve kendisi bana sebzeli pirinç noodle’ını önerdi. İçinde hindistancevizi yoktu. Çok değişik bir tattı benim için çok beğendim. Farklı baharatların ve yemişlerin tadı hissediliyordu. Noodle’ın üzerine serpiştirilmiş tofu da lezzetliydi. Ama alışkın olmadığım için biraz midemi rahatsız etmedi değil. Ben alışkın olmadığımdan dolayı böyle oldu ama seveni varsa güzel bir restoran adı Thai Stick. Kokusu yazarken burnuma geldi. Bu yemeği yerken hala jetlag’dim ve tek düşünebildiğim uyumaktı.

Peru Yemeği

Yukarıda gördüğümüz bu tabak ise Peru mutfağına ait. Bunu ben yemedim, arkadaşım yedi ancak detayları kendisinden alacağım. Şunu söyleyebilirim ki inanılmaz güzel kokuyordu! Canım çekmedi değil. Arkadaşım bunu yerken ben çok tok olduğumdan dolayı bir şeyler içmek istedim; iyi ki de istemişim; çünkü hayatımdaki en güzel içeceklerden biri ile karşılaştım.

Chica Peruana

Bu Peru’ya özel bir kırmızı mısır ( ? ) dan yapılıyormuş. Meyve suyu gibi. Alkolsüz, alkol yok. Komposto kıvamında güzel bir içecek. Bayıldım. Tadı kızılcık suyu gibi. Bu restoranın adı Fresca, 24th Caddede yer alıyor. Çok da sevimli bir mekandı ayrıca. Fresca’dan çıktıktan sonra biraz yürüyüp Dolores Park’ta dinlenebilir, Bi-Rite Creamery’de dondurmanızı yiyebilirsiniz. Arada 6 blok kadar bir fark var sadece ve çok yokuş değil.

Taco

San Francisco’da tacosuz bir tatil olur mu? Tabii ki hayır. Mission Street’e doğru giderseniz Meksika bölgesine yaklaşıyorsunuz demektir. Burada taco yiyebileceğiniz bir sürü yer var. Ben de gözüme güzel gelen birine (en uzun kuyruğun olduğu yere) girdim ve mükemmel bir taco yedim! Bol acılı! Özellikle tortillanın mısır unundan yapılıyor olması daha da hoşuma gidiyor. Güzel tatlar bunlar, sevimli detaylar. Yalnız acısı da gerçekten acı. Salaş bir mekandı burası, Taqueria Cancun! Haha hatırladım ismini sonunda (editlerken yazdım) o kadar sevimliydi ki… Atmosfein ve lezzetin harmanlanması her zaman hoşuma gitmiştir.

Dondurma

Sıra Dolores Park’ın hemen bitiminde konumlanan Bi-Rite Creamery’ye geldi. Salted Caramel seçeneği üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Bu dondurmayı bir makalede konumlanan fotoğrafta görmüştüm ve özellikle Salted Caramel denemek istemiştim… Doğru kararmış, ben hayatımda böyle dondurma yemedim. Sırf bu yüzden bir daha gidebilirim. Bitirmek istemedim, hatta bir top daha alacaktım ama çok fazla geleceğinden dolayı vücudum artık dur dedi. Yalnız tabi ki bir kez daha gittim. Bu sefer farklı bir şey denedim;

Cupcake

Bi- Rite Creamery’nin bir de marketi bulunuyor. (Hemen dondurmacının çaprazında) Bu markette tadım da yapabiliyorsunuz. Bazen kahve tadımları oluyormuş ve ben bunlardan birine denk geldiğim için sevinçliyim. Bu bol kremalı, çikolatalı cupcake’i oradan aldım. Dolores Park’ta da afiyetle yedim. Krema kıvamı çok başarılıydı.

Cheesecake

San Francisco’ya gidip, Union Square’de Macy’s in en üst katında konumlanan Cheesecake Factory’e gitmeden olmaz. Bu görmüş olduğunuzu original cheesecake. Tek kelime ile şahane. Bitince üzülüyor insan. özlüyor istemsizce. Şu kremaya bakın! 🙂 Kimseyle paylaşmam dedirten cinsten.

Kahvaltı

Bütün bunlara Bonus olarak da USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı 🙂 Gayet doyurucu ama pek fazla karbonhidratlı…

Bu ufak tatlı ve yemek turumuzdan sonra yazıyı küçük bir hikaye ile bitirmek istiyorum. Geçen yıl bu zamanlar yine San Francisco’dayken hostelin düzenlediği yürüyüş turlarından birine katılmıştım. Şehri yürüyerek geziyorduk yaklaşık 2 saat boyunca… Mola verdiğimiz yerlerden biri de İtalyan Bölgesi’ndeki butik kafelerden biriydi. Orada yediğim beyaz çikolatalı bademli bisküvinin ve içtiğim, aslında pek bir özelliği olmayan filtre kahvenin tadını kesinlikle unutamadım. O kadar çok hoşuma gitmişti ki bu yıl katıldığım turda baktım ki o bölgeden geçmiyoruz, hemen rehberimize sordum “Ama, ama böyle bir kafe vardı?! Gitmiyor muyuz diye?!” Rehber de hatırladığıma şaşırarak rotayı değiştirdi ve bisküvi – kahvemle buluştum. Bir daha gidersem soluğu alacağım ilk yer orasıdır. Şimdi orası neresi derseniz sadece giderek bulabilirim; çünkü ismi yok 😦 Yani ismi var da ismi bende yok. Büyük hata biliyorum, ama kendimi o kadar kaptırmışım ki… Çok küçük bir yer sadece iki masa var… Ama şöyle tanımlayabilirim, vitrininde her daim taze ürünlerin “sergilendiği” tek yer. China Town ile İtalyan Mahallesinin kesiştiği yerde konumlanıyor…

Şimdilik  yemek hikayelerim böyle 🙂

Umarım beğenerek okumuşsunuzdur ^^

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

KALİTELİ BİR SEYAHAT İÇİN NELER GEREKLİ?

Seyahatlerimin püf noktaları ve kaliteli yolculuğun sırlarını sizlerle paylaşıyorum… Bunca zamandır dostlarım hep bana soruyorlar, nasıl bu kadar eğlenceli seyahat edebiliyorsun diye… Buyurun, bir yolculuğumu planlarken kafamı kurcalayan unsurları, düşündüğüm en ince detayları sizlerle paylaşıyorum. Belki biraz çılgın detaylı gelebilir ama her yolculuğum öncesinde geçirdiğim süreç budur; nitekim çok da eğlenceli.

Seyahat etmek en büyük tutku benim için, eskiden korktuğum uçaklar şimdi bana huzur veriyor, içimdeki heyecanı körüklüyor (İniş ve kalkışlarda ağlamadığımı varsayarsak…). Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bu duruma geleceğim. Ancak son seyahatimde yaklaşık 14 saat boyunca anladım ki uçaktaki huzurumun, heyecanımın tadı bir farklı. Her türlü heyecan var bir kere, hem yeni bir yere gitme heyecanı hem de evine dönme heyecanı… Bu sebeple önümüzdeki dönemde daha da sık seyahat etmeyi planlıyorum. Gitmiş olduğum her ülke, her şehir içimdeki yeni bir beni ortaya çıkarıyor. Kim olduğumu çok daha iyi anlıyorum her seyahatimde… Bilmediğim özelliklerimi keşfediyorum, aklımda olduğunu düşünmediğim fikirlerle tanışıyorum. Her seyahatte yenilenmek dedikleri bu olsa gerek…

Uçak tuvaletinin penceresinden bir görüntü bu Photo/FotoğraF: itsmuesday

Uçak tuvaletinin penceresinden bir görüntü bu Photo/FotoğraF: itsmuesday

Yolculuk güzel şey ancak bütçe de çok önemli bir hal alıyor zamanla, bu yüzden belirli bir süre gerekmiyor değil… Bu süre hem para biriktirmek hem de kampanyaları yakalamak için ihtiyacım olan süre ki ben hiçbir zaman lüks otellerde kalma meraklısı olmadım, şehrin samimiyetini yakalamak adına da lüks otellerde kalmaktan haz etmiyorum hatta otelde kalmaktan haz etmiyorum. Her ne kadar yaşım ilerliyor olsa da hosteller benim seyahatlerimin vazgeçilmez konaklama seçeneği arasında yer alıyor. Şu an bile hala görüştüğüm pek çok arkadaşımı hostellerde tanımışımdır. Hatta huyumdur gittiğim yerlere iki-üç kez yeniden gidiyorum. Aslında huyum değil ama huy edindim. Bu kapsamda arkadaşlıklarımı da pekiştiriyorum ve biliyorum ki evimden uzakta da olsam derdimi anlatabileceğim insanlar var etrafımda. Ne olursa olsun bu yeni gittiğim yerde kendimi güvende hissettiriyor ve yolculuğumun hatta turistliğimin kalitesini arttırıyor.

Bu bağ belki çok sağlam gelmeyebilir okuyunca ama öyle değil. Bu sizin elinizde, ilişkileri koparmadığınız sürece mutlaka hatırlanıyorsunuz. Seyahati kıymetli kılan öğelerden biri de bu, tanıştığınız insanlarla bağınızı koparmazsanız, ileride sizi küçük sürprizler bekliyor olabilir.

Seyahat etmenin duygusal tarafı bu… Peki, bir seyahatin “kaliteli” olması için neler yapmak lazım? Öncelikle belirtmeliyim ki eğlence, kalite, konfor kişiden kişiye değişir. Buna özellikle hostel, otel yani konaklama yerleri ile alakalı yorumlarda rastlayabilirsiniz. Kimine çok temiz gelen yer kimine çok pis gelir, kimine de kahvaltı şahane iken diğerine berbat gelir. O yüzden birazdan belirteceğim her şey kişisel düşüncelerimdir ve herkes ile aynı olacak gibi bir algı yaratmamalıdır. Önceden söyleyeyim de…

Açıkçası, araştırma manyağı bir insan olarak, mutlaka uzun süren bir araştırma sürecine giriyorum, bu sebeple pek çok metro hattı ve havaalanı haritasını ezberlediğim olmuştur. Özellikle ilk New York seyahatimde JFK havaalanında bir de iç hat uçuşu gerçekleştireceğim için, San Francisco uçuşlarının gerçekleştiği 4. Terminali hala avcumun içi gibi bilirim… Bunun yanı sıra birçok ülkenin gümrük kurallarını dahi bilirim ve eşyalarımı ona göre götürürüm. Sanırım kaliteli, başımın ağrımadığı, yüzümden tebessümün eksik olmadığı seyahat kapsamında ihtiyaç duyduklarımı madde madde yazmam daha doğru olacaktır. O zaman başlayalım.

  1. Araştırma: Gideceğiniz bölge ile ilgili genel, ardından da detaylı araştırma yapmanız şart, kaliteli bir seyahat için bence bu “mecburiyet”. Çeşitli sitelerden kalabileceğiniz yerleri, yenilecek yemekleri, toplu taşıma yapısını, hava durumunu… vb. şeyleri öğrenmeniz lazım. Keza uçaktayken voltajın farklı olduğunu öğrenirseniz sıkıntı yaşarsınız. Ya da kaldığınız yerin pek de tekin bir yer olmadığını öğrenince paniklersiniz… Bu yüzden araştırma şart. Hatta Google Maps’te baktığımdan dolayı yol bulduğum zamanlar var… Diğer bir yandan bu araştırmaları da not edeceğiniz bir seyahat defteriniz olmalı. Benim her seyahatim için ayrı bir dosyam var. Rezervasyon kodlarımdan, gitmek istediğim restoranlara kadar birçok veri bu dosyalarda mevcut. Aman ne gerek var gitmek istediğim yere giderim diyebilirsiniz, ama inanın etrafınızda deneyimlediğiniz onca yenilikten sonra kafanız o kadar karışıyor ki sıraya sokamıyor ve gitmek istediğiniz yerlerin birçoğuna gitmeye vakit bulamıyorsunuz. Bu yüzden ne yapıyoruz? Araştırıyor ve not tutuyoruz. Aynen finallere çalışır gibi. Ha tabi ki bu notlara harfiyen uymak zorunda değilsiniz. Ben günümü yaşamak istiyorum, rahat takılacağım da diyebilirsiniz. Ama size tavsiyem böyle yapacaksanız bile küçük bir defterinizde bu notlar yine de bulunsun. Pişman olmayacaksınız ^^
  2. Seyahat Süreci – Uçak: Uzak yerlere genelde uçak ile gidiyoruz… Otobüs benim için hep bir eziyet oldu nitekim sırtımda rahatsızlık olduğu için belim inanılmaz ağrıyor. Bu sebeple uçak her zaman tercihim. Uçak bileti için de sürekli delicesine takip ediyorum internet sitelerini. Kampanyaları kovalıyorum, indirimlerin peşinde koşuyorum. Evet bunu yapıyorum çünkü 3’e gitmek varken neden 5’e gideyim? Aradaki 2’yi tatilde harcıyorum, mis gibi hesap ^^ (Matematiğimi de böyle konuştururum!) Gelelim artık uzmanı olduğum uzun uçuş yolculuklarına.

Özellikle bilinmeli ki bu uçuşlarda uçağın içindeki sıcaklık ya çok yüksek oluyor ya da çok düşük, şu ana kadar “ay yaşasın mükemmel bir sıcaklık” deyip de rahat rahat uyuduğum görülmemiştir. Bu sebeple, tişört üstü bir hoodie almanız makbul. Kapüşonlu olmasının sebebi uykuya dalarken daha rahat oluyorum ondan. Genellikle tayt ve tozluk tercih ediyorum. Üşürsem tozluklarımı takıyor, pişersem de çıkarıyorum. Tayt stabil… Boyum kısa olmasına rağmen uzun yolculuklarda koridorcuyum; ayaklarımı uzatarak uyumanın keyfi paha biçilmez (aslında pencere kenarında manzara da aynı keyfi vermiyor değil) aynı zamanda çok sıvı tüketiyorum ve sürekli tuvalete gitmem gerekiyor. Yanımda uyuyan insanları rahatsız etmek istemediğimden dolayı check-in vaktinde bilgisayarın başında hemen yerimi seçiyorum.

Şimdi gelelim uçaktaki yere… Uzun yol uçuşları direkt uçuş ise genellikle Boeing 77W oluyor ya da Airbus A330 gibi büyük uçaklar oluyor. Bu kapsamda kanat, tercihim ya da ön taraflar. Maksat sallantı – türbülans hissiyatı değil, uçaktan erken çıkabilmek. Bakın bu çok önemli, uçaktan erken çıkmak size yarım saat kazandırabilir. Bu kapsamda pasaport kuyruğunda da çok beklemiyorum. Tavsiyem ön taraflarda yer almaya çalışın ama önemli uyarı “Exit Row” yani acil çıkış kapısı ya da her koridorun en ön kısmını genellikle “Bebekli” “Çocuklu” aileler alıyor, daha geniş yere sahip olduklarından dolayı. Bu yüzden en önler genelde bebek sesli oluyor (Şu ana kadar hep böyleydi) Şansınızı deneyin. Ha bu arada en öndeki koltukların kolçaklar genellikle hareket etmez bilesiniz (Çünkü televizyon sistemi koltuk olmadığından dolayı kolçaklara kurulu). Bir de tuvalete çok yakın olduğunuzda süper gürültülü sifon sizi tatlı uykunuzdan hemen uyandırır belirtmeden geçmeyeyim.

Can alıcı nokta: Uzun uçuşlarda pencere gölgelikleri genellikle saat farkına alışmak için kapalı konumda olur; ancak %100 o pencereyi açarak bütün uçağın içini aydınlatan birileri hep pencere tarafında konumlanır. Bu sebeple iki kurtarıcınız var, göz bandı ve güneş gözlüğü… Pasaport ve cüzdandan sonra kontrol etmeniz gerekir, o derece diyorum.

Can alıcı ikinci nokta: Boyunluk ya da yastık… Birçok markette, mağazada var… Bu yastıktan edinin. Havayollarının vereceği yastıktan çok daha iyi hem de diğer yastığı belinize koyabiliyorsunuz.

Bu maddeyi özetlemek gerekirse;

  • Ön kısım
  • Koridor
  • Tuvalete Uzak
  • Güneş Gözlüğü
  • Yastık

Maddelerini tamamladığınızda süper bir yolculuk sizi bekliyor demektir ^_^

NOT: Bu koltuklar illa ki herkese rahat gelecek diye bir durum yok. Ben 1.60 boyundayım, şu ana kadar yapmış olduğum 4 Amerika, 6 Kore uçuşunda gözlemlediğim ve deneyimlediğim durumları sizlerle paylaşıyorum. Kişisel görüşlerimdir… Herkes benimle aynı fikirde olacak diye bir kaide yoktur. Belki siz manzara izleyerek seyahat etmeyi seviyorsunuzdur değil mi?

  1. Bavul Hazırlama Süreci: Bavul ve çantayı aynı sürece dâhil ediyorum. Bu ikisi için de birer checklist lazım. Aklınıza gelen aman bunu da mı yazmam lazım dediğiniz en saçma şeyi bile yazın. Kore’ye giderken unuttuğum beyaz göz kalemi sebebiyle bir yüzüm aynı gülmüyordu… Hâlbuki beyaz bir göz kalemi…

Bir kere süper şık olmanız gerekmiyor bence (en üstte ne varsa onu giyen bir kişi olarak söylüyorum bu size kalmış tabi ki) Rahat kıyafetler tercihiniz olmalı, isteğe göre 1-2 şık kıyafet de koyabilirsiniz ama spor şık her zaman tercihim olmuştur. Bavula en fazla alacağım şey ilaçlar oluyor. Böcek sokmaları, alerji… vb. şeyler, sürekli yanımdan ayırmadığım çeşitli ilaçlar. Bunlara ihtiyacım oluyor. Bavulumu genellikle hediyelik eşyalarla beraber (lokum, kahve… vs.) 14 kilo civarı tutuyorum. Hediyelik eşyalar çıkınca özel alışveriş yerim de oluyor bavulun içinde.

Aynı zamanda bavuluma her zaman kartvizitimi yapıştırırım ve bavullarımın rengi klasik bavul rengi değil (kırmızı, siyahi gri… vb.) Turkuaz ve pembedir. Bu sayede bavulumu 100 metre öteden görebiliyorum. Bu benim bavulum diye koşabiliyorum.

Bavul kapsamında önemli uyarı ise kimi zaman gitmiş olduğunuz ülkenin iç hatlarında Türkiye’ye göre farklı kurallar uygulanabiliyor. Özellikle de bavul boyutu kapsamında. Bunlara da dikkat edilmesi lazım diye düşünüyorum. Örneğin Türk Hava Yolları ile Amerika’ya seyahat eden biri, Delta ile iç hat uçuşu yapacaksai bavul başına para ödemesi gerektiğini, kabin bagajının gerçekten küçük olduğunu ve göze büyük gözükenlerin kabin bagajı olarak kabul edilemeyeceğini bilmeli. Çünkü Amerika’ya seyahatte THY iki adet serbest bagaj veriyor. Delta ise bir tanesine bile para alıyor. Bu kapsamda da uçuş yapacağınız firmanın şartlarına hâkim olmanız gerekiyor bir sürprizle karşılaşmamak için.

Burada birinci bölümün sonuna geldik. Bu yazıyı İngilizceye çevirmem biraz zaman alacak nitekim birkaç sayfa var… Bundan sonraki bölümde de daha eğlenceli şeylerden bahsedeceğim. Nasıl güzel restoran bulunur? Konaklanacak yer nasıl seçilmeli gibi başlıklarım olacak.

Okuduğunuz için teşekkür ederim!

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!

^^

ALCATRAZ / PIER 39 / FISHERMAN’S WHARF

BİZİ, FACEBOOK, TWITTER VE INSTAGRAMHESABIMIZDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN 🙂 YORUMLARINIZI BEKLİYORUz!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM

Bisiklet turu tatilimin en güzel olaylarından biriydi dedikten sonra devam edelim. Bu sefer nereleri gördüm? Neler yedim? Öncelikle ilk gidişimde göremediğim (önceden rezervasyon yaptırmayı unuttuğum için) Alcatraz’a gitme imkânını yakaladım. Yaklaşık 3 ay önceden rezervasyon yaptırmış ve biletimi almıştım. Pier 33’ten kalkan Alcatraz Feribotları’na binip adaya doğru yol aldım. Ancak önce güzel bir kahvaltı yaptım. USA Hostels San Francisco‘nun bizlere sunduğu kahvaltı bir hostelin yapabileceğinin de ötesinde bence… Kesinlikle şu ana kadar kaldığım en iyi hostel. Çeşitli rezervasyon sitelerinde detaylı yorumlarımı bulabilirsiniz.

Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

USA Hostels San Francisco’nun kahvaltısı, bagelden üzümlü ekmeğe birçok şey mevcut. Krem peynir ve reçel de yetiyor. Kahve çay sınırsız! Breakfast at USA Hostels San Francisco Fotoğraf/Photo: itsmuesday

Feribot öncesi hazırlık sürecinden başlayayım. Alcatraz turlarına internetten ulaşmak için sadece bir yetkili Alcatraz sitesi var ama onu şu anda burada yayınlamam yasal mı bilmediğimden dolayı yayımlamamayı tercih ediyorum. Genelde 2-3 ay önceden rezervasyon yapılması gerekiyor; çünkü top 10 turistik bölge olduğu için biletler hemen tükeniyor. Saatli ve sayılı biletler olduklarından dolayı kontenjanın çok fazla olduğunu söyleyemem. Feribot hareket saatinden yaklaşık yarım saat önce orada olmanız kafi yani Pier 33’te… Eğer Union Square tarafından geliyorsanız, Market Street‘te F-Line‘ı kullanabilirsiniz. Bu kapsamda yaklaşık 30-40 dakika içerisinde Pier 33’te olursunuz. F-Line nostaljik bir hat denemenizi tavsiye ederim…

Tavsiye: Alcatraz turunu sabah 10:00 da yapmanızı tavsiye ediyorum, sonuçta 11:25 – 12:00 feribotu ile şehre geri dönüp yaklaşık 100 metre kadar yürüdükten sonra Pier 39’da alışveriş yapabilir ve öğlen yemeğinizi yiyip Fisherman’s Wharf’ta turlayabilirsiniz. Belki enerjiniz var ise Lombard Street’e kadar yürüyüp oradan nostaljik tramway ile Union Square’e geçebilirsiniz (Otellerin %80’i burada konumlanıyor.) Eğer enerjiniz yok ise dediğim gibi F-line ile yine şehir merkezine dönme imkanınız mevcut.

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

10 – 15 dakikalık bir feribot gezisinden sonra Alcatraz‘a yanaşıyorsunuz…

Burada sizi bir “Park Ranger” bekliyor, size park ile ilgili kuralları anlatıyor. Herkes feribottan inince de tur başlıyor. Hapishanenin içini geziyorsunuz audio tur ile. Hücrelerle ilgili bilgi veriyor. Yaklaşık 1-1:30 saat sürüyor bu tur aynı zamanda dışarıyı da görmeniz toplam 2 saati buluyor.

Ben açıkçası zor dayandım ne yalan söyleyeyim. Kokulara karşı inanılmaz hassasım ve Alcatraz hücrelerinin içindeki koku beni ziyadesiyle rahatsız etti. Bu sebeple 1 saat sonra kendimi Fisherman’s Wharf’a doğru yönelirken buldum. Cidden koku ve atmosfer beni çok rahatsız etmişti… Sanırım Alcatraz‘ın ruhuna giremedim, bu da benim ve burnumun ayıbı…

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Park Ranger is explaining the rules Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Feribotla döndükten sonra ki dönüş saatleri her yerde yazıyor sakın merak etmeyin, Pier 39‘a doğru yol aldım ve arkadaşlarımı bekledim. Benim iki gün önce yapmış olduğum yürüyüş turunu yapıyorlardı! Onlarda buluştuktan sonra Forrest Gump filminden esinlenerek konseptlendirilmiş Bubba Gump restoranında soluğu aldık. Hayatımda yediğim en güzel karides tabağıydı diyebilirim. Tereyağlı sosu ile muhteşemdi. Çıtır çıtır taze karidesler!

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

Photo / Fotoğraf: itsmuesday

En güzel şeylerden biri de Alcatraz’dan dönerken hiç (gerçekten hiç) sisler içerisinde görmediğim Golden Gate Köprüsü’nü görmek oldu. Normalde hep sislerle kaplı olan bu alan ne zaman gitsem sissiz, yakından bir sisli fotoğrafını yakalayamadım gitti yemin ederim.

—–

I think I should be a tour guide in the future… Anyways, after a wonderful bike tour here is my second big trip in San Francisco! The Alcatraz Island! Last time I didn’t have chance to visit Alcatraz Island because I forgot to book a ferry trip in advance. This time 3 month before, I took an action to get my ferry tickets and yes, I did it! Yaay ^^

Before heading to Pier 33, I’ve had a great breakfast in USA Hostels San Francisco which is the best hostel ever (Love you guys!). I think breakfast in this hostel is amazing! It’s more than a hostel can offer. You can see my comments about USA Hostels in different travel websites if you’re interested in.

Well, before the ferry trip I would like to give you some information. As far as I know there only one official website that you can have your tickets. I’m not sure if it’s ok to share it here so I won’t this time but if you search it on web you can find it. It’s better for you to book your trip 2-3 months before your arrival. Because Alcatraz Island tours are pretty popular and it is almost impossible to find tickets to reach Alcatraz. You should be there (Pier 33) at least 30 minutes before boarding time. If you are coming from Union Square you can take F-line to reach there which is pretty easy.

Suggestion: I believe the best time for Alcatraz Tour is 10 a.m. Because you can turn back to city around 12 p.m. and have a great lunch at Pier 39 or Fisherman’s Wharf which are really close to Pier 33. Also if you think that you have the energy to walk, you can walk through Lombard Street and take a Cable Car to go to downtown. (Almost all of the Hotels located there).

After a 10 minute ferry trip, you reach the island. Here you are welcomed by a Park Ranger who is responsible for teaching you the rules of the island. It is forbidden to eat around the park except some areas. It is forbidden to feed birds… etc. The tour is around 1-2 hours with the audio tour.

Well I have to admit that I couldn’t stand the smell… I couldn’t get in the mood of Alcatraz and turned back with the first ferry. I know it’s a shame but I couldn’t do that… My nose is so sensitive and I had jetlag… I am so sorry but I only liked the view…

Then I moved to Pier 39 to have a delicious butter shrimp at Bubba Gump! Nyam nyam!

PS: The best thing for me is to see Golden Gate Bridge with the fog. I’ve seen it many times but without fog. This time I had a great time with the foggy view! I liked it so much!

PLEASE SUBSCRIBE OUR, FACEBOOK,TWITTERAND INSTAGRAM ACCOUNTS! LOVE TO HEAR FROM YOU! IF YOU LIKE IT PLEASE COMMENT BELOW!

^^

ITSMUESDAY@GMAIL.COM