Bittikçe Aldıklarım

Şu dönemde rahatsızlığımdan dolayı alışveriş yapamıyorum keza genellikle yeni ürünleri keşfetme kapsamlı gezilerimi severdim amma velakin şu anda değnekler ile yürümek durumunda olduğumdan (en azından bu yazıyı yazarken) gezemiyorum. Ancak bu ürünlerden bazılarını Amerika’ya giden arkadaşlarımdan bazılarını da internetten alıyorum sürekli. Çok severek kullandığım ürünleri sıralayayım bakayım.

Too Faced Peach Perfect Foundation: Bu ürünü New York’a gittiğim’de keşfetmiştim, keza Sephora alışverişsiz bir Amerika düşünmek malesef imkansız. Ancak yanılmıyorsam Türkiye’ye geldi. Dokusu hoş ama kokusu daha hoş, şeftali tadında bir fondöten. Cildimi rahatsız etmiyor. Bittiğinde ise Amerika’dan gelecek olan arkadaşlarıma sipariş veriyor idim. Çok az miktarda kullanıp sağlıklı bir görüntü elde etmek mümkün. Eskiden çok sık fondöten kullanıyordum şimdi işe giderken bile az kullanmaya özen gösteriyorum çünkü artık cildim yaşlanmaya başladı. 30 olduk sonuçta.

Chanel CoCo Shine No:93 INTIME: Sadece tek rujla hayatına devam edeceksin deseler seçeceğim tek ruj, her türlü kıyafete ve renge uyuyor. Kırmızı bir elbise giydiğimde dahi göz makyajımı abartıp bu ruju sürdüğümde dudaklarıma mükemmel bir görüntü oluyor, doğal ve bakımlı duruyor dudak. Asla vazgeçmeyeceğim bir ruj ama zor bulunuyor, buldum mu depoluyorum annem de kullanıyor çünkü. En sonuncusunu ondan arakladım ehihihi 🙂

Loreal Değerli Çiçekler Tonik: Kuru ve Hassas Ciltler için. Bu ürünü yeni keşfettim daha doğrusu yeni şans verdim ve hemen favorilerim arasında yer aldı keza Tonik kullanmayı seven bir insanım. Makyaj temizleyicim kremsi yapıda olduğu için bitişi tonik ile yapmayı seviyorum açıkçası. Bu ürün kapsamında tek sıkıntım kokusu oldu, çok buram buram kokuyor bu kadar kokulu ürün sevmiyorum ama toniğin yapısı ve cildimde bıraktığı his uzun zamandır aradığım bir şeydi. O yüzden ikinci şişemi kullanmaktayım efendim.

NYX Epic Ink Liner: Daha önce Kat Von D’nin eyelinerını kullanıyordum ama bütçesel kapsamda keşfe çıktığımda NYX Epic Ink Liner’ı denedim. Aşırı beğendim. Muadilliği geçtim şu anda favorim. İkinci kalemimi bitirmek üzereyim. Neredeyse her gün eyeliner kullanıyorum. Makyajımın vazgeçilmez bitişidir Eyeliner. Nyx hakikaten aşırı dayanıklı bir eyeliner üretmiş.

AVON Senses Citrus Zing: Avon’a son dönemde uygun fiyatları yüzünden şans vermek istedim ve bence iyi ki bunu yapmışım. Duj jelleri kokularına takık bir insanım. Hiç bıkmadan stoklarım. Fresh kokulardan yana yaptığım tercihimde Citrus Zing ile yanılmadım. Enerji veriyor resmen.

AVON FootWorks Overnight Treatment: Şöyle ki, dizimi incittiğimden daha doğrusu ön çapraz bağımı yırttığımdan beri değnekle yürüyorum. Ayak ve diz hareketlerim kısıtlı olduğundan dolayı pedikür kapsamında zorluk çektiğim bir dönemdeyim, umarım bu dönem kısa zamanda biter. Bu dönemde ayaklarıma bakım yapabilmek kapsamında geceyi seçtim ve Avon’un overnight ayak bakımını kullandım. Çorapları da var giyiyorsunuz sabah mis pamuk gibi ayacıklarınız oluyor. Dokusu kokusu şahane. Lavanta rahatlığını hissediyor ve yorgunluğumuzu atıyorsunuz. Bence vaadettiğinden daha çoğunu veriyor bu ürün.

LOREAL Serie Expert Lipidium Absolut Repair: Şampuanların kraliçesi, hem şampuanını hem de saç maskesini severek kullanıyorum. Yetmedi gidip 1500lüğünü aldım. Yumuşacık oluyor saçlarım ve güçlendiğini hissediyorum. Saçlarım he zaman problemliydi. En azından artık kontrol altına alabiliyorum. 6 ay sonra değiştiririm ancak. 6 ay bu şampuandayım efendim.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

VAZİYETLER

Tükenmek üzereyim, her geçen saniye enerjim dibe çöküyor. En son sabah 08:37’de açık havada nefes alabildim. Saatlerdir masa başında çalışıyorum. Ayağımın altında aşırı rahatsız edici bir tabure var. İzi çıktı zaten bacağımın arkasında hasır örgü gibi. Ofisteki buzdolabının dondurucusu bozulmuş buz tedavimi tam manasıyla gerçekleştiremiyorum dolayısıyla sızlamam var. Sabahtan beri iki kez tuvalete gittim, su içmiyorum ki kalkmak ve tuvalete gitmek durumunda kalmayayım diye. Bütün bunların yanı sıra dizime sanki bıçak saplanıyormuş gibi bir ağrı var, umarım ameliyattan sonra bu ağrılar bir şekilde geçer keza hayatımın herhangi bir döneminde bu kadar ilaç kullandığımı hatırlamıyorum sabah akşam kullandığım ödem sökücü ilaçlar var. Aldığım ilaçlar sebebiyle sersem gibiyim… Ellerimin içi değnek tutmaktan şişti ve acıyor. Müzik dinlemek bile keyif vermiyor an itibariyle. Sinirden diş ipiyle diş etlerimi koparmak üzereyim.

Ön Çapraz Bağ Sorunsalı

Geçirmiş olduğum bir aksilik yüzünden, ön çapraz bağ kopması durumuyla karşı karşıya kaldım. Yaklaşık 20 gün sekerek yürüdükten sonra, ki o zamanlar ben sadece yumuşak doku zedelenmesi olduğunu sanıyordum beni ısrarlarıma rağmen MR’a sevketmeye gerek duymayan süper doktor sayesinde, yeniden hastaneye gitmeye karar verdim ve açıkçası moralimi sıfırlayan bir MR sonucu ile karşılaştıktan sonra, koltuk değneklerime merhaba dedim.

Sadece ön çapraz bağ değil, dizimde ezilme de olmuştu. Bandajdı, buzdu, kremdi, jeldi derken günler geçti ve bir ayı geride bırakmış oldum. Yarın ameliyatımla ilgili durum kesinleşecek ben de önümüzdeki günlerde neler yapacağıma bakacağım ama ondan önce sizlere ülkedeki insanların ve çeşitli yerlerdeki sistemin ne kadar yetersiz olduğuna şahit olduğum olayları yazacağım.

  1. Çalıştığım Bina: Normal insanların kullandığı iki adet giriş kapısı var ve bunlar dönen kapı. Yan tarafında bir buton var, o butona bastığınızda kapı yavaşlıyor ama iki değnek ile yürüyen biri için yine ziyadesiyle hızlı oluyor. Bu kapsamda yan taraftaki “düz” kapıda yöneliyorum. Ya temizlik görevlisi ya da bina güvenlik görevlileri beni görsün diye el sallıyorum, cama tıklıyorum, kendimi belli ediyorum (çünkü iki değnek yeterince ilgi çekmiyor), biraz bekledikten sonra biri gelip kapıyı açıyor. Sonrası yine survivor. X ray cihazı ve turnike olmayan alan yok. Bu kapsamda önce sol elimdeki değneği sağ elime alıyorum, çantamın bir kısmını çıkarıp, sağ değneği sol elime alıp çantamın öbür kolunu çıkarıp, x ray cihazına gönderiyorum çünkü detektör ile kontrol etmeyi kabul etmiyorlar. Sonra X-ray’den geçiyorum, doğal olarak ötüyorum bu sefer detektör ile kontrol ediliyorum ve çantamı yine aynı değnek stili ile geri takıyorum. Sıra geliyor turnikeden geçmeye. Önce sol değneği öne koyuyorum, sonra kartımı eğilerek okutuyorum, sonra sağ değneği boşluğa hizalayarak popom ileturnikeyi ittiriyorum. Bütün bunlar olurken ayakta kalabiliyorum çünkü eski sporcuyum. Ya bir de engelli bir insan olsaydım bütün bunlar her gün çekilir mi? Yani binaya girene kadar leş gibi terliyorum bu sıcakta canım çıkıyor ama bana herhangi bir şekilde kolaylık sağlanmıyor çünkü bina buna hazır değil, çalışanlar hiç hazır değil…Asansör bekliyorum önüme geçen oluyor ya daha ne diyeyim. Neyse.
  2. Trafik Işıklar: Son saniyelerine zar zor zıplaya zıplaya yetişiyorum. Sağ bacağım aşırı derecede kas yaptı. Kollarım hatta tricepsimden bahsetmiyorum bile, 15 gündür kendimi değnekle taşımaktan ellerim şişti. Buna rağmen yemediğim küfür ve korna kalmıyor. Bir kere bile bana yol verenini görmedim.
  3. Kaldırımlar – Yollar: Tamamen bir Survivor. Büyük ödüle gidiyormuş gibi hissediyorum kendimi. Yolların bu kadar yamuk yumuk olduğunu farketmemiştim. Bu sebeple 1 aydır evin önünden taksiye biniyorum ve ofisin önünde iniyorum. Aynısını eve giderken “eğer taksi bulacak kadar şanslı isem” yapıyorum. Keza genelde beni gören benden 10 metre daha ileri yürüyüp taksiyi benden önce kapmaya çalışıyor çünkü benim taksi beklediğim bariz belli. Kaldırımlara yollara dönersem eğer, şu ana kadar bunu farketmem imkansızdı çünkü adım atıp yönümü rahatça değiştirebiliyorum. Geçen gün kaldırma çıkabilmek için biraz daha alçak bir alan aradım.
  4. Toplu Taşıma: Kullanıyor olduğumu hayal bile edemiyorum, bu kalabalıkta ön çapraz bağ üstüne bir de menisküs filan yırtarım aman. Balık istifi mübarek.
  5. Yemek: Yürümek işkence olduğu için ofise yemek söylüyorum, bir kere de düzgün gelsin, bir kere de bir şey unutmasınlar, bir kere de zamanında gelsin be kardeşim bu kadar mı kadersiz olur bir insan. Geçen sıcaktan baydığım için bir restorandan ayranaşı çorbası söyledim, yanında dereotlu ekmek yazıyordu tav oldum nasıl severim. Baktım ki alt limit az, dedim söyleyeyim. Çorba geldi, ekmek yok bir şey yok. Aradım firmayı, dedim ki böyle böyle. Kadın bana kibarca “zaten bir kase çorba söylemişsin ne bıdı bıdı ediyorsun” dedi. Yani total konuşma bu cümle ile rahatça özetlenebilir. Ben de dedim eğer yürüyebilseydim gelir ve çorbayı restoranda içerdim. Sonra kadın internet sitesini filan suçladı. Her zaman derim, işini sevmiyor olabilirsin ama doğru yapmak zorundasın. Doğru yapmalısın. O restorana beni aç bıraktığı için teşekkürü borç bilirim.
  6. Moral: Morali yüksek tutmak neredeyse imkansız, her gün ayrı bir aksilikle karşılaşıyorum her gün ayrı bir zorluk ile başa çıkmaya çalışıyorum ve HENÜZ ameliyat olmadım bile! Ameliyat sonrası işkence de farklı bir boyutta olacaktır ama psikolojimin sapıtmasına az kaldı.
  7. Tuvalet Sorunsalı: Binada tuvaletler ortak. Tuvalete gidene kadar yine Survivor. Öyle iki kapı yapmışlar ki 80 kilo. Açana kadar canım çıkıyor. S*çmak bu kadar zor olmamalı…

Bütün bu olaylardan çıkardığım dersler var hayata dair. Olmak istemediğim insan olacağım belki ama bundan sonra insanlar hakkında aldığım kararlar var.

  • Kimseye yardım etmek zorunda hissetmiyorum artık kendimi. Böyle bir sorumluluğum olmadığına kendimi inandırmış bulunmaktayım son yaşadıklarımdan dolayı.
  • Kimseye acımayacağım, yol vermeyeceğim, yer vermeyeceğim,keza yıllardır insanlara AŞIRI kibar davranan bir insanım ama bunu haketmiyorlarmış.
  • Kimsenin şikayetini dinlemeyeceğim, aptal saptal sebebplerden dolayı şikayet ediyorsunuz sabrımı taşırıyorsunuz. İnanın tuvalete gitmek bile lüks şu an benim için. Umumi tuvalette bile klozeti tutmadan oturamamak nasıl bir tiksinçlik?

İşte öyle bir durumdur.

Kalitesiz uyku

Kalitesiz yemek

Yine ne varsa annemde var…

Canım annem.

KAFAMA TAKARIM, HERKESİ DARLARIM.

HAYAL KURMAK

Hepimiz çeşitli hayaller kurarak yaşıyoruz. Hani sizin vizyonunuz yoksa ben ona karışamam ama safi mantık bir insan olmama rağmen, hayal kurmak, kurabilmek neredeyse yaşama tutunma sebebim. Düşlerim, isteklerim tamamen mantık dışı olabilirler, ben bunların gerçekleşme oranının yüzde birden az olduğunu da bilirim ama hayal kurmaya devam ederim, keza kurduklarım arasındaki ufak bir görüntü bile beni mutlu edebilir bir hal alır. Belki de mantık çerçevesinin içine oturtabileceğim hayallerimin bir başlangıcı olur bu görüntü. O yüzden hiç vazgeçmeye niyetim yoktur kocaman bir krem karamel havuzunun içinde ağzım açık yüzmekten, hele çiğneyerek sarhoş olabileceğim mojitolu sakızdan vazgeçmeye hiç niyetim yoktur. Her şeyi satıp, küçük bir motosiklet ve sadece bir sırt çantasıyla, bütün gezmek istediğim yerleri yavaş yavaş sokak müzisyenliği yaparak gezmekten vazgeçmeye hiç niyetim yok. Her hayal ayrı bir dünya ayrı bir kafa benim için… Hayallerinizden vazgeçmeyin, sizi siz yapabilecek ilginç şeyler, o imgelemlerin içinde var.

GEÇMİŞİ UNUTMAK

Hepimizin bir çeşit kültürü var. Etnik kökenden bahsetmiyorum. Burada bahsettiğim kültür mutfak kültürü, müzik kültürü, film kültürü gibi bir çeşitlilik. İşte bizi biz yapmaya eğimli bu kültürel çeşitlilik, yaşadığımız bazı olaylarla harmanlanarak bugüne kadar yuvarlanan bir kartopu gibi büyüyor. İçinden seçebilmek lazım sizi geliştirebilecek şeyleri ki geçmişle olan bağınız pozitif yönde kalsın; ancak geçmişi kendinize yük etmeye başladığınız zaman geleceğinizdeki kültürlerle harmanladığınız tek şey kanser hücreleri oluyor ve kültürel dozajınızı aşağı çekiyor. Bu tür şeyler yapmayın. Gerektiğinde silmesini bilin, unutmayın ki zekâ uyum gerektiren bir şey olmasının yanı sıra, umursamayan insan zeki insandır. Kendinizi “geçmiş” “bitmiş” bir şey için harap etmenin bir manası yok. Acıları hatırlamaya çalışmanın da bir anlamı yok. Sizi siz yapan şeyler, kültürünüzü çeşitlendiren şeyler yaşadığınız acılar değil, onlar sadece bir yanılsama, hayata minimal yaklaşın az… Bu konuda aşırı katıyım. Affetmem yapıştırırım damgamı, geçmiş geçmiştir kardeşim, ben önüme bakarım diye. Gerçi bu paragrafı yazmamda etkili olan bir dostumun paylaşımıydı sabah gördüğüm.

MADDİ ŞEYLERE BAĞIMLILIK

Son hafta yaşadığımız bir telefon kaybı olayından çıkardığım ders üzerine paylaşmak istediklerim şunlardır;

  • Kendime not: Eskiden nasıl yapıyorsan, şimdi de öyle yap ve telefon numaralarını ezberle.
  • Telefona her şeyi yükleme, biraz da bilme
  • Bu kadar görseli sindirmek zorunda değilsin.
  • Orada burada kim ne paylaşmış görmek zorunda da değilsin.
  • Okumaya daha fazla vakit ayırmalısın ama ekrandan değil, kitaptan.

Bu tür şeyler takıldı bu haftanın ilk günü aklıma, şimdi raporlarımı yazmaya devam etmeliyim. Sisteme geri dönmeliyim.

 

 

 

SİTEM

Gündelik hayatımda gözlemlediklerimden bir demet… Kusursuz değiliz hiçbirimiz elbet. Bunun aksini iddia etmek saçmalıktan öte bir şey olurdu. Kusurlarımızı örtmeye çalışırken komik duruma düşmek? Tamam, bu var bunu kabul ediyorum. Bunlar bir yana dursun, hepimizin ufak tefek olayları mevcut biliyoruz. Mesela ben son zamanlarda tahammül seviyemin minimum seviyede olduğunu söyleyebilirim. Belki şu anda benim en büyük kusurum bu. Minimum seviyede olan tahammülümden mütevellit çabuk parlıyor, öyle çok da çabuk sönemiyorum. Söylenip duruyorum. Neden mi böyle davranıyorum. İşte gündelik hayatımda gözlemlediklerimden bir demet dememin sebebi de bu. Etrafımda günlük hayatta olan basit bazı meseleler hakikaten canımı sıkıyor. Hadi bunları sıralayayım.

  1. Kendini olduğundan bir başkası gibi göstermek: Günümüz jenerasyonunun, sosyal medyanın da getirdikleri ile kendini olduğundan çok farklı sunmak bu çeşitli mecralarda artık toplum tarafından da onaylanan bir olguymuş gibi algılanıyor sanki. Yani ben öyle hissediyorum. Bir kere herkes her şeyi biliyor ve bu konuda uzman kesiliyor. Son dönemde rastladığım da şunu yerseniz böyle olur bunu yerseniz böyle olur diyen insanlar. Efendim, ben de aşırı sağlıklı beslenen bir insanım insanlara tavsiyeler veriyorum amma velakin ekliyorum, bakın ben profesyonel değilim, şu ana kadar böyle yaptığımdan dolayı sonucum bu oldu… Neyse uzatmayacağım. Özellikle çeşitli sosyal mecralarda spor ve beslenme uzmanı kesilip, akşamları yemekleri gömen tiplere şahit olduğum için artık olmadığı biri gibi davranan insanlardan tiksiniyorum.
  2. Sahip olunan eşyalarla statü kazanmış olmak: Kardeşim, canım kardeşim, kanma bu yalanlara. Bak hakikaten… İstersen altında BMW, Mercedes… vb. süper lüks nesneler olsun. Seninle iki lafın belini kıramayacak isek sen koca bir sıfırsın. Sahip olduğunuz nesneler sizi siz yapan şeyler değildir. Sizi siz yapan şeyler karakterinizi oluşturan unsurlardır. Kendinizi nasıl eğittiğiniz, deneyimlerinizden ne gibi çıkarımlara ulaştığınızdır… Şu dönemden bunu 4562 kez söylesem de muhtemelen iki dakika sonra telefonumla fotoğraf çekip, müzik dinleyeceğim için filan sözlerim pek de kıymetli olmayacak, keza bir şey satın almadan yaşayabilmek ayrı bir subliminal çalışma gerektiriyor bu devirde. En azından son dönemde özen gösterdiğim “ihtiyacım” olanı satın almak. Aksi takdirde alışveriş gerçekleştirmiyorum. Cimri değilim, havalar soğuk, doğal gaz pahalı farkındaysanız.
  3. Ortak kullanımın söz konusu olduğu tuvaletlerde sifon çekmeme veya klozeti pis bırakma: Açık ara kılım. Çok net kılım bu duruma. Elini kâğıt havluya silip, kağıt havluyu buruşturup, çöp kutusunun beş santimetre yanına atmak nedir biri bana bunu açıklasın. Bina temizlik görevlileri senin üşengeçliğinin bedelini ödemek zorunda mı ya? Eğer basket atamadıysa çöp kutusuna, çöpün nereye gittiyse takip et, eğil, yerden çöpü al ve yavaşça çöp kutusuna bırak. Hani bu eylemler o kadar zor şeyler değiller gerçekten. Diğer bir yandan boşaltım işlemini gerçekleştirdikten sonra beyni duranlar var onlara aslında girmek istemiyorum şu an kahvaltı üzeri kahvemi içmekteyim daha fazla negatif yüklenemeyeceğim.
  4. Otobüse sıra beklemeden doluşmak: Bu benim için ütopik bir vaziyet. Mecidiyeköy’de onca insanın sıraya girmiş halini hayal dahi edemiyorum. Trafiğin kendisi çorba iken insanlar nasıl olmasın. Otobüs gelince hurra doluşuyoruz.
  5. Merdivenlerin sağ tarafında değil sol tarafında beklemek. Üçüncü maddeden sonra sinir kat sayımı yükselten durum. “E yürümek istiyorsan merdiven var” cevabını verenlere de ayrı kılım. Ya kardeşim Japonya’da neden böyle değil ya gerçekten kıskanıyorum. Sonuçta kaç kez anons ediliyor falan feşmekân. Efendim ben artık bir şey demiyorum, pardon deyip izin istediğimde bile ben suçluyum.
  6. Plaza sorunlarına bir yenisi daha, asansör sırası: 3-4 dakika beklersin, asansör gelir, senden sonra gelen vites değiştirmeden asansöre biner ve sana yer kalmaz. Geçenlerde asansörün içinde bundan sitem ettiğimde gıcık damgası yedim. Sessiz sessiz söylediler ama benim dudak okuyabildiğimi bilmiyorlardı. Sizsiniz gıcık. Sıra beklemeyi bilmiyor, önünüzdeki insana saygı göstermeyi eziklik sayıyorsanız, gıcık sizsiniz kusuruma bakmayın.
  7. Yaya Geçidi: YOK ARTIK diyeceksiniz biliyorum da şimdi adı üzerinde ne geçidi, yaya geçidi. Bu demek oluyor ki vasıtalı değil isem orası benim geçiş yolum. Geçenlerde yakın bir dostum MATRIX’deki Neo misalı eliyle “DUR” işaret yapınca yaya geçidinde, arabalar tarafından pek de hoş kaşılanmadı, şaşırdım mı, tabi ki de hayır. Bu paragrafta yazım hataları olacaktır elbet çünkü yazdıkça sinir katsayım hafiften hareketlendi.
  8. Düz beyaz bluzun ateş pahası olması: Bırakın parasını öncelikle düz beyaz tişört ya da bluz bulmak bu devirde cidden büyük sıkıntı. Hadi diyelim buldunuz. Akrilik tişörte bir servet yatırıyorsunuz… Yazık.

Daha bu liste uzar keza bunlar istisnasız yaşadığım şeyler. Ya bunlar hep vardı ben takmıyordum. Ya da bu tür şeyler çoğaldı ve ben de farkındalığımı artırdım. Bakalım… Bilemeyeceğim. Şimdi bina tuvaletinden geldim, yine sifon çekilmemiş…

Şubat 2018 Favoriler

Taşınmaydı, işti güçtü derken çok uzun bir süredir hiçbir şey yazmamış olmama kaç puan veriyoruz bilemiyorum. Arada insanın yazmaya takati kalmıyor ama özlemişim yazmayı şu kelimeleri sıralarken farkına vardım.

En son 2 Ekim 2017’ye ait bir yazım var o da New York yazım. Ondan sonra da bir sürü şey oldu tabi hayatımda, tercihlerimde, sevdiklerimde, sevmediklerimde…

O zaman son dönem kozmetikten, kıyafete, hobilerden, yiyeceğe uzanan favorilerimi paylaşayım bakalım.

  1. Aveeno Nourish + Moisturize Shampoo: Walgreens’ten aldığım bir üründü, New York’a ilk gidişimde de almıştım. Çok memnun kaldığım için yeniden kullanmak istedim. Wheat Protein içeren şampuan kuru ve yıpranmış saçları besliyor. Aynı zamanda yumuşacık yaptığı için saçlarımı çok seviyorum. Aveenonun pek çok ürününü severek kullandım diyebilirim. Özellikle bahsettiğim şampuan saçlarımı gerçekten nemlendirebilen yegane şampuanlardan.

    Fotoğrafı Amazon’dan aldım keza kendi şişem bu yazıyı yazmaya başladıktan sonra bitti.

  2. Lush Bubblegum Lip Scrub: Dudak peelingi vazgeçilmez bakım ürünlerim arasında. Dudağa peelinge ne gerek var diyorsanız, yanılıyorsunuz. Pürüzsüz dudakların temeli benim için peeling demek. Lip Scrub’lar oldum olası kullandığım ürün skalasında en üst seviyelerdedir. Lush’ın bubblegum’ı da Glamglow peelingimden sonra sevdiğim peelingler arasında yer almakta.
  3. REVIT Bellecour Womens Leather Jacket: Canım motosiklet ceketim. Günler saydım buna kavuşabilmek için. İlk başlarda biraz rahatsız etti ama sonra hemen alıştık birbirimize. New York Union Garage’dan aldığım bu ceket, son zamanlarda incelediğim ceketler arasında açık ara favorim. Asimetrik ön fermuar, SaStec dirsek ve omuz koruma. RV tipi sırtlık mevcut.
  4. RSD Riot Glove: Bu da canım motosiklet eldivenim. Bordosunu Pop-up storelardan birinde bulmuş ve kaçırmadan almıştım.

Şu son dönemde çok sık alışveriş gerçekleştirmediğimden ötürü fazla bir favorim yok aslında…

 

NEW YORK 2017

Evet, yazmayalı bayağı olmuştu. Bu süre zarfında da çeşitli projeler geliştirmek üzere biraz sakinliğe çekildim diyebilirim. Ancak dönüşüm muhteşem olacak kelimesine tam manasıyla hazırım. Onun öncesinde de ufak bir New York seyahati gerçekleştirme fırsatı yakaladım ve bu sefer, ilk ziyaretimden farklı yerlere gitmeye özen gösterdim.

Öncelikle uçuşumuzu THY ile direkt olarak gerçekleştirdik. En sevdiğim saatlerde uçtuğumuz için jetlag ihtimalimiz yoktu ve indiğimiz gibi otele yerleşip gezmelere koyulduk kuzenimle. Daha doğrusu bavulları otele bırakıp kendimizi sokağa attık. Otele yakın olan Times Square’deki Bubba Gump’da yemeğimizi yedik, keza evet biliyorum çok ama çok turistik bir yer Times Square; ancak Forrest Gump kalp ben olduğu için Bubba Gump’a gitmemek olmazdı. Daha sonrasında otele girişimizi gerçekleştirip biraz dinlendik.

Aslında bu şekilde anlatabilirim şunu yaptık, bunu yaptık diye ancak New York’a giden herkes aynı şeyi yapıyor. Biraz turistik dakikalar geçirmek lazım eyvallah, ancak işin olayı bu değil. Evet bütün turistik yerlerde fotoğrafımız var… Benim için bu tatilde en önemli olan motosiklet ekipmanımı tamamladığım Union Garage’a gidebilmem oldu… Diğer bir yandan Terra Blues’da, kulaklarımın pasının silinmesi muhteşem bir deneyimdi. Çok hasta olarak gerçekleştirdiğim bu tatilde belki de beni kendime getiren aktivitelerden biri buydu. Biri de Buddakan da yediğim yemekti. Soho en sevdiğim yerdi her zamanki gibi…

Union Garage NYC, şansıma tatile gittiğim hafta pop-up women store açmıştı ve kendime güzel şeyler bulabilmenin mutluluğunu yaşadım.

Bu kez New York çok daha farklı geldi. Turistik kapsamda ölü bir dönem olduğunu düşünüyorum. Gezerken çok rahattı…

Bu sefer bırakayım fotoğraflar konuşsun 🙂

Brooklyn Bridge

Manhattan Bridge

Yine bir rooftop

Hudson rooftop Bar

Highline

Central Park

Union Garage Ducati

Love Sign

 

 

 

TEMMUZ SONU AĞUSTOS BAŞI SEVDİĞİM ÜRÜNLER

Son dönemde en çok kullandığım ürünler kervanına yenilerini de ekledim…

1 – Milkshake Nemlendirme Kremi: Geçen gün spor salonunun soyunma odasında resmen tereyağlı kurabiye kokusu duydum ve koklaya koklaya kokunun kaynağını buldum. “Milkshake” durulanmayan nemlendirme kremi. Hayatımda bir saç ürününün bu kadar güzel kokabileceğini düşünemezdim. Saçlarıma nemli ya da kuruyken uyguluyorum ve saçlarımı şekillendirdiğimde sonuç da mükemmel oluyor. Kokusu kalıcı özellikle fön çeltiğimde bütün gün saçlarımda hissediyorum kokuyu bu da beni cezbeden özelliklerinden diyelim. Ben küçük boyunu almıştım denemek için, âşık olunca ürüne hemen büyük boyunun siparişini verdim.

2 – Le Petit Marseillais Akdeniz Çileği Duş Jeli:  Uzun bir süredir klasik kokuları sevdiğim için Nivea’nın duş jelini kullanıyordum. Klasik krem kokulu olanı, geçen gün Watsons’da rastladığım bir kampanya sayesinde le petit marseillais duş jellerine de bir şans vermek istedim ve akdeniz çileği aromalısından aldım. İyi ki de almışım, yemin ederim reklamlardaki duş keyfini yaşıyorum bir haftada favorilerim arasına aldım kendini.

3 – Maybelline Master Contour Light: Günlük kullanımda ağır kontür uygulamasından şikayet ediyordum ve ürünümü buldum. Hemen dağılan bir yapıya sahip. Günlük makyaj için ideal. Hafif bir yapısı var. BB Krem üstüne de uygulayabiliyorum inanılmaz pratik oluşu sayesinde gün içerisinde de acil durum olur diye hep yanımda.

4 – Garnier MicellarÇift Fazlı Micellar Kusursuz Makyaj Temizleme Suyu: Şu ana kadar nasıl kullanmamışım dediğim üründür kendisi, makyajı bu kadar kolay çıkartmayı başaran bir ürünle daha önce tanışmamıştım. O kadar yumuşak ki, ben yağlı ürünleri de ayrı güzel severim. Argan yağı içeren ürün aynı zamanda hassas ciltler için de uygun. Kendimde denedim herhangi bir kızarıklık ya da kabarmaya rastlamadım. Gönül rahatlığıyla çıkarıyorum makyajımı. 

Makyaj Odası Düzenlemesi

Herkese şimdiden iyi haftalar. Hiç olmadığım kadar enerjik başladım bu haftaya ve umarım böyle devam eder. Bu kapsamda da biraz değişiklikler yapmak istedim.

Gördüğünüz üzre, pek çok ürünümü çalışma masamın altına transfer ettim. Böylelikle sabahları çok kolay ve hızlı bir şekilde makyaj yapabiliyorum.

Paylaşmak istedim.

YAZ AYLARINDA FAVORİLERİM

Hava hazır bu kadar yağmurluyken oturayım da biraz yazı yazayım dedim. Öncelikle doğal olarak canım hiç çalışmak istemiyor, iki duraklık yeri çeşitli aktarmalar yaparak gelmek zorunda kaldım, evden çıkma girişimimin ilkinde başarısızdım, huzursuz ve yorgunum… İkinci girişimimde ise karşıya geçebilmeyi başardım ve kendimi metroya attım. Word dosyam yeraltı treni kelimesini kullanmam da ısrar ediyor. Velhasıl ofise gelebilmiş bulunmaktayım.

Bu yağmurlu havada çayımı yudumlarken değinmek istediğim ilk konu cilt bakımı. Yaklaşık üç hafta önce Melissima Suadiye’de temel cilt bakımı hizmeti aldım. Buradan bütün çalışanlara özellikle de Lena Hanıma teşekkürlerimi iletiyorum. Bu kadar minnoş bu kadar sevecen bir insan yoktur herhâlde cilt bakımı yaparken. Sanırım hala siyah noktam yok… Bir kez daha burada teşekkür etmek istiyorum tüm ekibe, en yakın zamanda kesinlikle yine gideceğim.

Gelelim sürprizime. Sonunda yıllardır istediğim bir türlü alamadığım, fırsat bulamadığım parfümümü aldım ve artık yeni parfümüm kesinlikle ve kesinlikle BYREDO – BAL D’AFRIQUE. Böyle bir koku yok! Tanımlamak gerekirse Beymen.com’dan aldığım bilgiler doğrulturusda:

Üst nota: bergamot, limon, neroli, afrika kadifeçiçeği, bucchu orta nota: menekşe,yasemin taçyaprağı, siklamen alt nota: siyah amber, misk, vetiver, fas sedir ağacı

Unisex bir koku ama benim tenimde daha feminen bir algı yaratıyor. Hiç bu kadar güzel koku “hissetmemiştim”. En kısa zamanda el kremini ve varsa diğer yan ürünlerini de alacağım. Viktor and Rolf Flower Bomb’a kısa bir süre ara vermekteyim…

Görüntüyü http://www.beymen.com adresinden aldım. Ferah aynı zamanda çekici bir koku. İnanılmaz zarif.

Parfüm arayışını sonlandırabilecek kapasiteye sahip bir koku. Cidden kalıcılığı ve vermiş olduğu hissiyat açısından 10 üzerinden 10

Yazın ikinci sevdiğim ürün ise Almanya’dan almış olduğum Balea‘nın soyulabilir yüz maskesi! Aman allahım! Soyulabilir mi dedi biri? En sevdiğim doku yüzümden soyularak çıkan maskeler yani peel off’lar. Hemen 4 paket kapıverdim ve haftada bir uygulamaya başladım. Cildi pürüzsüzleştiriyor ve ışıltı kazandırıyor. yolunuz düşerse mutlaka denemelisiniz. Sadece kokusu biraz rahatsız edici. Öyle misler gibi kokması gerektiği yerde sanayi yapıştırıcısı gibi kokuyor.

 

 

Gelelim bir diğer ürüne. Üzgünüm ama kirpiksiz bir hiç gibi geliyor gözlerim. Kendi kirpiklerimi seviyorum ama daha dolgun kirpiklere kim hayır diyebilir ki. Son dönemde favorim NYX Wicked takma kirpikleri. NYX’in ürünlerini çok seviyorum. Beğenerek kullanıyorum ancak kirpikler benim için tamamen ayrı bir sevgi görüyor. Yine aldığım bu kirpikleri yaz boyunca severek kullanacağım. Ancak son dönemde ipek kirpik yaptırmayı düşünmüyor değilim.

Görseli NYX’in kendi internet sitesinden aldım, ayrıca site tasarımı ve görselleri de çok başarılı. Cidden seviyorum ne diyim. Bence gece makyajı kurtarıcısı her ne olursa olsun. Hazır NYX’den bahsediyorken devam edeyim hız kesmeden. Şöyle ki kaşlarım cidden çok fazla. Bu dünyaya fazla bu kaşlar. Katta kaş. Amma velakin, arada eksik kısımlar oluyor bu sebeple de NYX Micro Brow Pencil’den yardım alıyorum. Açıkçası çok beğenerek kullandığım bir kaş kalemi ve genelde kendi rengimi bulamıyorum, üzülüyorum. Bulduğumda da 1-2 tane alıyorum cidden hoşuma gidiyor. Hafif renk veriyor ve yumuşak bir dokuya sahip bu yüzden kolay uygulanıyor, hemen dağılmıyor.  Boyner’in web sitesinden edindiğim görseli de paylaşayım efendim kaş kalemi aşağıdaki gibidir, hehe.

 

Yazımı burada bitireyim ve devamını da sonra paylaşayım.

Sevildiniz öpüldünüz.

Muck

 

KORE KOZMETİK ÜRÜNLERİ: OLMAZSA OLMAZLAR

Güney Kore ile olan bağlantımı bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum; ancak belirtmekte fayda var, 4 yıldan beri bir Güney Kore firmasında çalışıyorum ve Güney Kore kültürü ile yakından ilgileniyorum. Kısa özetimden sonra Kore ile ilgili en çok sevdiğim şeyin kozmetik olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İlk gittiğim gün hala aklımda, bu kadar kozmetiği bavuluma nasıl sığdırabilirim planları yapıyordum.

Şu ana kadar kaç kez gittim bilmiyorum ancak her gittiğimde kesinlikle depoladığım, kullandığım, şu anda bitmek üzere olan ürünleri sizlerle paylaşmak istiyorum, daha önce değinmiş olduğum ürünlerdir büyük ihtimalle ama hatırlatmakta fayda var. Eğer bir gün yolunuz Kore’ye düşerse göz gezdirin derim.

En önemli, vazgeçilmez unsurlarımdan ilki, Etude House BB Kremleri. Dokusu, kapatıcılığı, rahatsız etmeyen çiçeksi kokusu. Sevimli ambalajı ile ilk görüşte aşk.

Fotoğrafları amazon.com adresinden aldım, benimkiler artık eskidi o yüzden. Efendim, Precious Mineral BB Cream, kapatıcılığı yüksek olan bir BB Krem. Daha önce Avrupa ve Kore arasında BB Krem farkını yazmıştım. Fondöteni hayatınızdan çıkarmak istiyorsanız, BB Kreminiz Kore hatta Asya tarzında olmalı.

Yine Etude House’dan devam edelim. Yoğun kolajen göz altı patch’leri ile gözaltı bakımınızı kendini yapabilirsiniz. Benim gibi kuru gözaltlarına sahipseniz on numara beş yıldız üründür. Benden demesi.

Yine en önemli ürünlerden, yüz maskesi. Benim favorim bu kapsamda TONY MOLY, tasarımı ve içerik çeşitliliği çok hoşuma gidiyor. Aloe Vera ve Makgeolli’li olan maske favorim.

İddialı olacak ama dünyanın en iyi peeling etkili maskesi bana göre. 1957’den beri Skin Food Kore’nin öncü markalarından ve esmer şekerli maskesi de marka ile bütünleşmiş bir ürün.

Son olarak bahsetmek istediğim ürün, Banila Co clean it zero. Makyajımı bu ürünle temizledikten sonra başka ürünü beğenmişliğim yoktur. Öyle diyeyim yani. Hafif yağlı bir yapıya sahip ancak yıkandıktan sonra pamuk gibi makyajdan arınmış bir cildiniz oluyor.

Son & Park Beauty Water, İster tonik ister temizleyici. Bitkisel özleri ile cildi yumusatıp sakinleştiriyor. Bittikçe Kore’den gelen arkadaşlarımdan istiyorum eğer ben gidemiyorsam…

Evet ürünlerim böyle. Eğer Kore ürünleri ile ilgili bilgi almak istiyorsanız bana itsmuesday@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Sevgiler.

 

Çanakkale – Yenice 2017

19 Mayıs’ın Cuma gününe denk gelmesinden mütevellit, Perşembe akşamı iş çıkışında Çanakkale – Yenice yollarına koyuldum. Önce Bandırma’ya gidiyorum hızlı feribot ile oradan da dayım beni alıyor ve yol durumuna göre 1 ya da 2 saat sürüyor Çanakkale. Eğer sizi alacak bir dayınız yok ise Bandırma garaja gidip oradan Yenice’ye giden şehirlerarası otobüsleri kullanabilirsiniz.

Bu yazımda sizinle ay şöyle güzel tatildi böyle güzel eğlenceydi diye anlatmayacağım çünkü bu sefer ailemle birlikte vakit geçirdim ancak diğer bir yandan da doğa ile iç içe geçirdiğim günler sayesinde de yenilendim.

Yenice, Kaz dağlarının eteklerinde konumlanan küçük bir yerleşim bölgesi… Büyük market zincirlerindense hala bakkalların işlev gördüğü, paketlenmiş gıda yerine doğalının tercih edildiği, köy halkının birbirini tanıdığı ve birbirinden yardımı esirgemediği öyle masallarda olan bir yer gibi geliyor eğer benim gibi İstanbul’un karmaşasından çıkıp giderseniz oralara. Belirtmem gerekir ki, günde üç kez şekerleme yaptım oksijen fazlalığı yüzünden.

Eve vardığımda akşam geç vakit olmuştu çoktan ancak bu civcivleri görmemi engelleyemezdi. Bu sene bahçe hayvancılığı yapmaya başlayan dayımın tavukları ve yeni civcivleri vardı. O kadar sevimliler ki. İstanbul’da aldıklarınız gibi ölmüyor büyüyor tavuk oluyorlar. Gerçi bugün izlediğim belgeselden sonra uzun bir süre hayvansal gıda tüketebileceğimi zannetmiyorum. Yani civcivleri sevdikten sonra tavuk yemek filan olmuyor.

Hep derim ki sabah kalksam yürüyüşümü yapsam, ondan sonra çarşıdan tazecik yiyecekler alsam, eve gelip kahvaltımı yaptıktan sonra işe güce koyulsam. Ne yalan söyleyeyim geçtiğimiz üç gün boyunca aynen bu dediğim şekildeydi her şey. Çok güzel bir dağ yürüyüşü, mükemmel bir kahvaltı, biraz iş ve uyku… Yenice’de çok güzel bir Enduro parkuru var pratik yapmak isteyenler için. Doğal parkur. Aynı zamanda paraşüt ile atlama gibi “çılgın” aktiviteler de mevcut.

Yukarıdaki gibi minnoşlar yürüyüşünüze eşlik ediyor. Köy halkı kedi köpek ayırt etmeden sevgiyle besliyor. Bu sadece peşimizden gelenlerden biri. Bir tane dostumuz bizi çarşıdan eve kadar takip etti ama evde 5 köpek olmasından mütevellit içeri giremedi fakat iyice karnı doyuruldu.

Cumartesi günü de hayır için köy parkında gödek pek çoğunuzun bildiği ismiyle pişi pişirildi. Bu hayırı da bu sefer bizimkiler yapıyordu. Ortaya çıkan manzara inanılmazdı. Çok lezzetli ve keyifli bir akşam geçirdik. Yöresel gözlemlerin yapılabileceği bir gündü. Sevimli Ege aksanı, pomaklar, yörükler… İnanılmaz bir kültürel buluşma gibiydi. Tepeleme gödek yedi herkes, evlerine de götürmek üzere mendillere de sardılar… Afiyetler olsun efendim.

Gödek hamurunu kızgın yağa atmak için hazırlayan teyzem ve daha niceleri. 🙂

Bu da toplu gödek fotoğrafı. Reçel, peynir ve zeytinle yeniliyor. Tazecik o kadar güzel ki…

Dağda gezerken topladığım kekik ve peynir ile afiyetle yedim. Üç gün kendime terapi yaptım resmen..

Devam edeceğim yazmaya…

Sevgiler

@itsmuesday

Öylesine.

İnsanlar her geçen gün gerçek duygulardan uzaklaşarak sanallaşmaya başlıyor. Bunu çok hızlı bir şekilde gerçekleştiriyorlar ve inanılmaz umursamaz oluyoruz gün geçtikçe. Çok çabuk bıkıp çok çabuk tüketmek bu kadar hızlı olacak deseler inanmazdım. Kimsenin kimseye saygısı kalmadığı gibi herkes de bundan şikâyet ediyor. Sanal mecra üzerinden tatmin edilen egolar ile insanlar bir yere geldiklerini düşünüyorlar, keza varsın düşünsünler; aslında hepsi birer ezik ve kişilik problemi yaşayan zavallı. Olmadığı bir kişi gibi davranmak bence normal ve sağlıklı bir zihne ait olan bir davranış değil. Ne kadar beğenilmek istiyormuşuz meğer kimsenin haberi yokmuş. Sanal ortamda iltifatlar havada uçuştuğunda beğenirken, normal hayatta bunu sapıklık olarak karşılamak ne zamandan beri süregelen bir durum? Tanımadığımız insanların düşünceleri bizler için ne kadar önemliymiş? Acaba nasıl hastalıklı kişilikler yetişecek ilerleyen dönemde çok merak ediyor ve üzülüyorum. İnternetsiz bir döneme şahit olabilmiş “ŞANSLI” bir kişi olarak eski samimiyeti çok özlüyorum. Şimdi ki sahte kişiliklerden oluşan kuru kalabalığa ise sadece acıyorum. Siz kendinizi beğenin durun.

Bir şeyi de düzgün özümseyin ya bir şeyi de düzgün yapıverin, olduğunuz gibi. Neyseniz o olun.

Klasik Yulaf ve Meyve Kahvaltısı

Malzemeler • 30 gr yulaf • 1 bardak süt • 50 gram Çilek • 12 adet yabanmersini • 1 tatlı kaşığı ev yapımı fıstık ezmesi • 1 çay kaşığının ucu ile hindistancevizi yağı • 1 çay kaşığı chia • 1 çay kaşığı keten tohumu • Tarçın

Kahvaltılarımın yüzde ellisi yulaf içerikli oluyor. Genelde derin tabakta yiyorum ama bugün malzemelerin miktarını daha iyi gösterebilmek adına düz tabağa taşıdım yulaf lapamı. Şöyleki, sütün bir miktarını kahve için ısıtmaya ayırmak suretiyle yulafımı ve sütümü mikrodalga fırında 4 dakika boyunca pişiriyorum.

Yulaf fırından çıkınca tarçın, hindistancevizi yağı, keten tohumu ve chia’yı ekliyorum. Üzerine doğradığım meyveleri ve yer fıstığı ezmesini ekliyorum.

Afiyetle yiyorum 🙂

İnanılmaz doyurucu oluyor benden söylemesi.

Muck

Yeni hafta ve yeni tariflerim

Herkese merhaba yine yeniden… Bugünlerde sağlıklı beslenme konusunda pek çok şeye kafayı takmış durumdayım. Öncelikle belirtmem gerekir ki herkes saçma sapan bir özgüven ile eleştiri yapıyor ona buna. Tek söyleyebileceğim bir şey var; sana ne? Kim ne isterse nasıl isterse onu yer, lütfen herkes kendi hayatına odaklansın. Kendi hayatınız dışındaki insanların hayatını bilmeden eleştiremezsiniz nokta. Neyse. Devam edelim. Şöyle ki ben bu hafta evdeydim ve kendime güzel şeyler hazırladım onları sizlerle paylaşmak istiyorum efendim belki ilham gelir filan.

Pazar günü 4K koşu + 2K yürüyüş  yaptıktan sonra 6 set karın hareketleri ile taçlandırdım antrenmanımı, eve gelirken de marketten füme somon ve roka aldım. Dedim ki şöyle güzel bir salata yapayım kendime hem balıklı hem de kepekli makarnalı. Şöyle ortaya karışık bir şey oldu.

MALZEMELER

  • 3 Yemek kaşığı Maş Fasulyesi
  • 2 Yemek kaşığı Haşlanmış Börülce
  • 50 gram Kepekli Makarna
  • 55 gram Füme Somon
  • 4 adet küçük domates
  • Roka
  • 1 adet kuru kayısı
  • Dereotu
  • Balzamik sirke

YAPILIŞI

  • Maş fasulyesi ve makarnayı ayrı ayrı haşlayın.
  • Roka ve dereotunu yıkadıktan sonra ince ince kıyın
  • Kuru kayısıyı da yıkayıp ince ince doğrayın.
  • Domatesleri ikiye bölün.
  • Bütün malzemeleri karıştırın
  • Balzamik sos ile tatlandırın.

Gerçekten doyurucu bir salataydı ve afiyetle yedim. Ondan sonra akşam canım tost gibi bir şey çekti ama vakumlu poşeti açılmış somonu bekletmeyi sevmediğimden dolayı aşağıda görmüş olduğunuz mis gibi labneli somonlu kanepelerimi yaptım. İki dilim ekmek, labne peyniri, somon ve dereotu birleşimi ile hafif bir akşam yemeği. Kurtarıcım.

Yine sabahların vazgeçilmesi yulafımı da paylaşayım. Aslında sağlıksız olmasına rağmen (kime göre neye göre) ben mikrodalgada pişiriyorum yulafımı. 4 dakika bol süt ile. O zaman resmen kek oluyor diyorum kimse bana inanmıyor. Deneyin ve görün. Leziz nefis.

Sürekli yulaf yediğim için bu sabah kendime rokalı, salçalı omlet yaptım. Valla buradan pizza gibi gözüküyordu. İnanılmaz lezzetli oldu. Olay susam yağında a dostlar.

Afiyetler olsun.

Muck.